ordusuna Gazze sahilinde acil yardımların deniz yoluyla ulaştırılması için bir
liman kurması yönünde talimat vereceğini açıklamıştı. Terörist İsrail’le suç
ortaklığı yapan Amerika’nın “acil yardım” için böyle bir adım atması söz konusu
olmayacağına göre, bu hamlenin arkasında yatan asıl sebep kötü niyetli birçok
ihtimale de kapı açıyor. Bunlardan biri de Gazze’nin insansızlaştırılması…
Konuyla ilgili olarak analiz yapan bazı strateji
kuruluşları, bu projeyi “Avrupa’ya gönüllü göçü gizleyen” bir cephe olarak
değerlendiriyor. Gazze’de yapılan “etnik temizlik”i hızlandırması beklenen
projenin diğer bir amacı da Gazze nüfusunun deniz yoluyla sınır dışı edilmesini
kolaylaştırmak.
“AVRUPA’YA GÖNÜLLÜ GÖÇ”
“Gazze’de liman kurma planı görünüşte insani yardım,
özünde ise Avrupa’ya gönüllü tehcir amacı taşıyor.” diyen Hıreysat,
“Bu askeri liman, İsrail’in onayını alacak çünkü Başbakan Binyamin Netanyahu,
Gazzelilerin Avrupa’ya gönüllü olarak göç etmesi için savaşın başından beri bu
liman işini gündeme getirmek istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Biden’ın, İsrail’in Refah’a karadan girmesi ve Gazze’deki
insani dramın sona ermemesi durumunda bunun, ABD seçimleri üzerinde
oluşturacağı etkiden büyük endişe duyduğunu kaydeden Hıreysat, “Bu
nedenle, liman inşaatını hızlandıracaktır. ABD’li mühendisler de Gazze’ye
gitmek için hazırlıklara başladı.” dedi.
Gazze’de ABD güçlerinin konuşlanmayacağını ancak yardımların
ulaştırılması işinin uluslararası ajanslar aracılığıyla yapılacağını belirten
Hıreysat, liman planının ardındaki hedeflerle ilgili şunları söylüyor:
“İsrail, iki sebepten ötürü bu limana onay verecektir:
Birincisi esir takası anlaşmasının kabul edilmesi ve Washington’u kızdırmadan
Refah’a karadan saldırılması. Şüphesiz ki bu liman kurulursa Refah Sınır Kapısı
hizmet dışı kalacaktır. Zaten İsrail, bu sınır kapısına güvenmiyor ve bunu
Hamas’a silah sevkiyatının yapıldığı başlıca nokta olarak görüyor.”
İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası
İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Selim Sezer’ de konuyla ilgili bir makale
kaleme alarak, bu projenin arkasında yatan asıl amacın “Gazze sakinleri için
bir tahliye kapısı işlevi görmesi” olduğunu söylüyor.
Önemine binaen bu makaleyi olduğu gibi yayınlıyoruz:
Gazze’de ramazan ayını kapsayacak geçici ateşkes girişimleri
bu yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla sonuç getirmedi. Bu süreçte İsrail
Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki görüş
ayrılıkları ise bazı yönlerden derinleşmiş gibi görünüyor. Özellikle 29
Şubat’tan itibaren ABD uçakları tarafından Gazze’ye havadan insani yardım
bırakılması, bu ayrışmanın önemli sembolik tezahürlerinden biri olarak görüldü.
Ancak bu ayrışmanın niteliğinin de sınırlarının da doğru şekilde tanımlanması
gerekiyor.
ABD’NİN İKİYÜZLÜ GAZZE POLİTİKASI
Netanyahu’nun Gazze Şeridi’nin bir kısmını veya tamamını ele
geçirme ve bölgede yaşayan Filistinlileri kısmen veya tamamen tehcir etme
hedefi en başından beri Washington’dan onay görmedi. Ancak İsrail’e yapılan ABD
askeri yardımlarında herhangi bir kesinti veya azalma da gündeme gelmedi.
Bununla beraber, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere
tüm uluslararası platformlarda İsrail aleyhine sonuç getirecek her türlü
girişim ABD tarafından engellendi. Bu açıdan Biden’ın Gazze politikasının ilk
günden beri iki yönlü olduğunu söylemek yerinde olacaktır.
Biden yönetiminin İsrail saldırılarına yeşil ışık yakarken
ve silah yardımıyla bu saldırıları desteklerken, savaşın nihai hedeflerine
sınırlamalar getirmesi ve sivil nüfusun korunmasına pek çok kez vurgu yapması
da bir çelişki olarak yorumlanabilir. Ancak bu iki yönlü politikanın 2 unsuru
da son kertede İsrail’in korunması amacına dayanıyor. Zira Biden’ın yakın
tarihli bir röportajda Netanyahu’yu “İsrail’e iyilikten çok kötülük
yapmakla” itham etmesinin de işaret ettiği üzere, savaşın gerek amaçları,
gerekse araçları yönünden “aşırıya” kaçan bir İsrail yönetiminin
Gazze’de içinden çıkamayacağı bir açmaza saplanması mümkün görünüyor. Ordunun
hedeflerine ulaşamadan ve prestij kaybına uğrayarak geri çekilmek zorunda
kalması, yahut çok cepheli ve yıkıcı bir savaşa sürüklenmesi, ülke içinde
tepkilerin yükselmesi ve kaos yaşanması, İsrail’in uluslararası platformlarda
yaptırımlara uğratılması ve nihayet, İsrail’in ontolojik temellerinin ve
meşruiyetinin sorgulanması, Beyaz Saray’da en fazla endişe duyulan hususlar
oldu.
Sivil nüfusun korunmasına ve açlık krizinin ortadan
kaldırılmasına yönelik vurgular da esas olarak bu endişelerden ileri geldi.
Birkaç gün önce Gazze’ye gıda ve ihtiyaç duyulan diğer insani yardımların
ulaştırılması için geçici bir limanın kurulması da birinci derecede bu
endişeden kaynaklanıyor. Liman planı, aynı zamanda ABD kamuoyunda ve Demokrat
Parti içinde giderek yükselen tepkiler sebebiyle seçim öncesinde giderek zor
bir duruma düşen Joe Biden’ın “soykırım ortağı” olarak
adlandırılmaktan kurtulma çabası gibi görünüyor.
GAZZE LİMANI PLANINDAKİ ASIL AMAÇ NE?
ABD’nin liman girişimi zihinlerde bir dizi soru işaretini de
beraberinde getirdi. Her şeyden önce pek çok kişi ve kuruluşun belirttiği üzere
deniz koridoru yoluyla sağlanacak yardımlar çok daha maliyetli olduğu gibi
hacim ve uygulanabilirlik yönünden de kara yoluyla yapılabilecek yardımların
gerisinde kalıyor. Buna rağmen ABD yönetimi, Refah ve Kerem Şalom kapılarından
yeterli miktarda yardım tırı girişine engel olmaması için İsrail’e baskı
yapmayı tercih etmiyor.
Diğer yandan ilk açıklamalarda “geçici liman”
inşasının birkaç haftayı bulabileceği ifade edildi. En son değerlendirme ve
haberler ise 60 günü bulabilecek bir süreye işaret edildi. Açlıktan ölümlerin
her gün arttığı Gazze’de, özellikle de kuzey bölgelerde, halkın bu kadar uzun
süre dayanması mümkün değil. Dahası, çatışma sürecinin getirdiği olağanüstü bir
duruma çözüm olarak 60 gün sonra devreye girecek bir liman sunuluyorsa,
çatışmaların aylarca, belki de yıllarca sürmesi bekleniyor ve kalıcı bir
ateşkes gibi bir gündem bulunmuyor demektir. Her ne kadar liman tamamlanmadan
önce de Güney Kıbrıs’tan yola çıkacak bazı gemilerin Gazze’ye yardım
ulaştıracağından söz edilse dahi bunların büyük ölçekli olması beklenmiyor.
Zihinlerdeki soru işaretlerini daha da derinleştiren bir
diğer husus ise liman projesinin İsrail’den tam destek görmesidir. Kuşkusuz
deniz yoluyla bir miktar yardımın Gazze’ye ulaştırılması, İsrail’in üzerindeki
baskıyı azaltacak, insani krizin hafifletildiği ve gerekli yardımların zaten
sağlandığı algısının oluşmasıyla süregiden ağır savaş suçlarının gündemde
eskisi kadar yer etmemesini sağlayabilecektir. Diğer yandan zahiren insani
yardım için inşa edilecek liman gerçekte başka amaçlara matuf olabilir ve
İsrail tarafından bu sebeple destekleniyor olabilir. Akla gelen senaryolardan
biri, çatışma ve harekatların derinleşmesiyle bu limanın Gazze sakinleri için
bir tahliye kapısı işlevi görmesidir. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah
es-Sisi’nin Sina’ya Filistinli mülteci kabul etmeyeceklerini ısrarla ifade
etmesi sonrasında bu seçenek gündeme getirilmiş olabilir.
Bir diğer ihtimal ise bu limanın aslında savaş sonrasının
doğal gaz projeleriyle bağlantılı olmasıdır. Özellikle Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi’nin Akdeniz doğal gazıyla ilgili girişimleri düşünüldüğünde, orta ve
uzun vadede masada olan şey, Filistinlilerin çok sınırlı bir pay alacağı Gazze
doğal gazının, Gazze limanından Larnaka Limanı’na taşınması olabilir. Bu son
belirttiğimiz 2 ihtimale işaret eden olgusal bir veriye henüz sahip değiliz.
Ancak liman yalnızca insani kriz sebebiyle kurulacak olsa bile, belirttiğimiz
tüm sebeplerden ötürü bu girişimin krizde meydana getireceği hafifleme,
İsrail’e sağlayacağı hafiflemenin gölgesinde kalabilir/baran
