ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı’nı Kontrol Etmesine İzin Vermesi Düşük İhtimal

Amerikan Dış İlişkiler Konseyi üyesi Prof. Şirin Hunter, ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde tam kontrol kurmasına izin vermesinin düşük ihtimal olduğunu düşünüyor. ABD’nin, bunun uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğüne aykırı olduğunu savunduğunu belirtiyor.

Amerikan Dış İlişkiler Konseyi üyesi, Trump yönetiminin temel politikasının İran’ın askerî, enerji ve diğer altyapılarını yok etmek olduğunu söylüyor.

Tabnak’ın uluslararası servisinin haberine göre, İran ile ABD arasında muhtemel anlaşmanın 14 maddelik tek sayfalık bir metin olduğu ve anlaşma sağlanması halinde kapsamlı bir mutabakata ulaşmak için 30 günlük, uzatılabilir müzakerelerin başlayacağı belirtiliyor.

Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD ile İran, Pakistanlı arabulucular aracılığıyla son günlerde karşılıklı olarak iletilen farklı belge taslaklarını yaklaşık 14 maddelik tek sayfalık bir mutabakat zaptı hâline getirmek için çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mayıs Cumartesi sabahı yaptığı açıklamada, yönetiminin muhtemelen gece geç saatlerde İran’ın Washington’un çatışmaları sona erdirmeye yönelik teklifine vereceği cevabı alacağını söyledi.

Trump, Beyaz Saray yerleşkesinde Marine One helikopterine binerken gazetecilerin sorularını yanıtlarken CNN muhabirinin İran’dan cevap alınıp alınmadığı yönündeki sorusuna şu cevabı verdi:

“Muhtemelen bu gece bir mektup alacağız.”

ABD Başkanı, Tahran’ın müzakere sürecini bilerek yavaşlatıp yavaşlatmadığı sorusuna ise net cevap vermekten kaçınarak şöyle dedi:

“Bilmiyorum. Yakında öğreneceğiz.”

Bu açıklamalar, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Washington’un cuma günü İran’ın savaşı sona erdirmeye yönelik plan hakkındaki cevabını beklediğini söylemesinden saatler sonra geldi.

Tabnak muhabiri bu konuda Amerikan Dış İlişkiler Konseyi üyesi Prof. Şirin Hunter ile bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajın devamı şöyle:

Prof. Şirin Tahmasb Hunter, uluslararası ilişkiler alanında elli yılı aşkın deneyime sahip. Kariyeri; diplomatlık (İran Dışişleri Hizmetleri, 1965-1978), düşünce kuruluşu analistliği ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi ile Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi’nde program yöneticiliğini kapsıyor. Hunter, 2005 yılında Georgetown Üniversitesi El-Velid Merkezi’ne katıldı ve burada kıdemli misafir araştırmacı, misafir öğretim üyesi ve araştırma profesörü olarak görev yaptı. Şu anda merkezin onursal üyesi konumundadır. Farsça, İngilizce, Fransızca ve Türkçeye hâkimdir. Ayrıca Amerikan Dış İlişkiler Konseyi üyesidir.

Yakın zamanda yazdığı “Büyük Güçler ve İran’ın Sosyal ve Siyasal Dönüşümü” adlı kitap İngilizce olarak Palgrave Macmillan yayınevinden yayımlandı. Kitap, İran tarihinin dönüşüm dönemlerinde büyüyen İranlı bir kadın olarak Hunter’ın kişisel yaşamını ve deneyimlerini anlatıyor. Eserde, II. Dünya Savaşı sonrası gelişmelerden 1979 Devrimi’ne kadar olan süreç ele alınıyor ve bu tarihî olayların yazarın hayatı üzerindeki derin etkileri inceleniyor. Kitap ayrıca 1960’lardan itibaren başlayan reform döneminin çok yönlü sonuçlarını değerlendiriyor. Bu reformlar Hunter’ın diplomatik hizmete girmesini sağlarken, aynı zamanda ailesi üzerinde de ağır etkiler bırakmıştır.

Bazı haber kaynakları, kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlayacak tek sayfalık bir anlaşma konusunda iyimser değerlendirmelerde bulunuyor. Sizin değerlendirmeniz nedir?

İran ile ABD arasında yaklaşık son bir yıldır devam eden uzun müzakere sürecinde — ki bu süreç Haziran 2025’te ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî saldırısıyla başladı — çoğu zaman iyimser öngörüler yapıldı; ancak bunlar daha sonra hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Bu nedenle, somut bir anlaşma sağlanana kadar iyimser tahminlere güvenilemez.

Hürmüz Boğazı’nda İran ile ABD arasında son dönemde yaşanan çatışmalara rağmen ilk anlaşmaya yönelik iyimserlik artıyor. Bu çatışmalar diplomasiyi tehlikeye atabilir mi?

Trump yönetiminin temel politikası, İran’ın askerî, enerji ve diğer altyapılarını yok etmektir. Aynı zamanda İran’ı, Hürmüz Boğazı’nı açmaya zorlayacak bir anlaşmaya sürüklemeye çalışıyor; çünkü petrol fiyatlarının yüksek olması Trump’ın popülaritesine zarar veriyor.

Askerî çatışmayı başlatan taraf ABD oldu. Hiç şüphesiz bu tür olayların tekrarlanması, her türlü diplomasinin başarılı olmasını çok zorlaştıracaktır.

Son gelişmeler ışığında İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü stratejik bir unsur olarak korumaya çalışıyor. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmesine izin vermesi düşük ihtimaldir. ABD, bunun uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğüne aykırı olduğunu savunuyor. Ayrıca İran’ın boğazı tamamen kontrol edecek yeterli deniz gücüne sahip olmadığını düşünüyor.

Mevcut gelişmeler göz önüne alındığında hangi senaryoyu daha olası görüyorsunuz: mevcut durumun sürmesi, savaşın genişlemesi yoksa anlaşma mı?

Donald Trump, kendisinden önceki birçok ABD başkanı gibi İran’ı cezalandırmak ve onu ABD’ye veya müttefiklerine meydan okuyamayacak bir konuma indirgemek istiyor. İran’ın ABD’ye bağlı bir ülkeye dönüşmesini arzuluyor.

Bu nedenle yapılacak her anlaşmanın amacı, İran’a hiçbir taviz vermeden Hürmüz Boğazı’nı açmak ve böylece petrol fiyatlarını düşürmek olacaktır. Eğer ABD’ye göre İran teslim olmazsa, gelecekte askerî çatışma riski devam edecektir.

İran’ın nükleer programı konusunda, uranyum zenginleştirmenin askıya alınabileceği ve bir süre sonra İran’a yüzde 3,67’nin altında zenginleştirme izni verilebileceği söyleniyor. Zenginleştirilmiş stokların ise Çin veya Rusya gibi ülkelerde tutulması ihtimali konuşuluyor. Eğer bunlar doğruysa, sorunların çözümüne ne ölçüde yardımcı olabilir?

Eğer İran ile ABD arasında geniş kapsamlı bir anlaşma sağlanırsa, nükleer mesele kolaylıkla çözülebilir. Çünkü nükleer anlaşmazlık her zaman İran ile ABD arasındaki ihtilafın sonucu olmuştur; sebebi değil.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın