ABD’nin Lübnan Hizbullahı’nı Tasfiye Etmeye Yönelik Başarısız Stratejisinin Detayları

Adem Namlı

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Lübnan Hizbullahı’nı tasfiye etme iddiasıyla kapsamlı bir planı gündemine aldı; ancak Lübnan toplumunun koşulları dikkate alındığında bu planın başarısızlığı şimdiden nettir.

Lübnan’ın el-Ahbar gazetesi, ABD Ulusal Güvenlic Konseyi’nin Donald Trump hükümetine “Hizbullah’tan Nasıl Kurtuluruz” başlığı altında sunduğu belgeyi yayınlayarak bu planın detaylarını inceledi. Bu plan, ABD’nin ekonomik yaptırımlar ve hizmetlerden mahrum bırakma yoluyla direnç toplumuna “azami baskı” politikasına geçmesini, bununla birlikte Lübnan hükümeti aracılığıyla “ekonomik ve sosyal teşvikler” sunmaya dayalı bir politikayı birleştirmeyi vurgulamaktadır.

Belgeyi hazırlayanlar, “Hizbullah ile destekçi tabanı arasındaki bağı koparma” çabasını bu plana giriş için ana faktör olarak görmekte ve bu doğrultuda en önemlileri şunlar olan bir dizi önlem önermektedir: Yeniden imar, tazminat ödemeleri ve hizmet sunumunda Güney sakinlerine öncelik verilmesi; banka mevduatlarının iade edilmesi ve istihdam imkanlarının yaratılması. ABD, bu önlemlerin Şii tabanın Hizbullah’ın sosyal hizmet ağına olan bağımlılığını kademeli olarak azaltabileceğini varsaymaktadır.

Belge ayrıca Hizbullah’ın askeri ve güvenlik çekirdeği izole edilirken, destekçilerine yönelik “cezalandırma ve aşağılama söyleminden” kaçınılmasını talep etmektedir. ABD’nin stratejisi, direnç tabanının savaşlar ve krizler nedeniyle yıprandığı ve hükümetin gerçekten yeniden imar, tazminat ödeme ve hizmet sağlama yeteneğine sahip olması durumunda siyasi tutum ve tercihlerini gözden geçirebileceği illüzyonuna dayanmaktadır.

ABD daha önce Japonya, Almanya ve Kuzey İrlanda gibi farklı ülkelerde benzer modeller uygulamış olup, bu ülkelerin toplumları arasındaki farklılıkları dikkate almadan Lübnan’da da bundan faydalanılmasını talep etmektedir. Oysa bu belge, Lübnan’ın diğer ülkelerle karşılaştırılmasının sınırlarını itiraf etmekte; bu ülkelerin siyasi, sosyal ve tarihi yapılarındaki farklılıkların Almanya, Japonya ve Kuzey İrlanda deneyimlerinin Lübnan’a kopyalanmasını ve uyarlanmasını imkansız kıldığını kabul etmektedir.

Lübnan’ın Kültürel Kimliğinin Silinmesi

Bu kabule rağmen, önerilen önlemlerde bu itirafın pratik bir yansıması görülmemekte ve belgeyi hazırlayanlar yine aynı “eski reçeteleri” sunmaya geri dönmektedir.

Belgede değinilen kavram, Filistinli düşünür “Münir el-Akkaş”ın da ABD sömürgeciliği tecrübesine dair analizinde ele aldığı Lübnan’ın “Kızılderilileştirilmesi” ve “Filistinleştirilmesi”dir. Bu politikanın temeli, sömürgeciliği bir modele dönüştürmek ve öz kimlikten utanç duyma hissi yaratmak amacıyla Kızılderililerde olduğu gibi toplumun kültürel ve tarihi kimliğini silmek ve kolektif hafızasını yeniden inşa etmekti. Kültürel miras bu modelde sadece “folklor” olarak ve sahiplerinin tarihi ile siyasi haklarıyla hiçbir bağlantısı olmadan korunur. Yani sömürgeciliği nihai bir gerçeklik olarak kabul eden ve artık ulusal haklarını ile tarihi kimliğini geri kazanmak için mücadele etmeyen bir insan tipi üretmektir.

Bu yaklaşımda Filistinlilerin mutlaka ulusal kimliklerini tamamen terk etmeleri gerekmez; aksine amaç, ekonomik ve sosyal istikrarı korumanın ve günlük yaşam koşullarını garanti altına almanın kendileri için ulusal hakları talep etmekten veya mücadeleyi sürdürmekten daha önemli olacağı şekilde önceliklerinin kademeli olarak yeniden düzenlenmesidir.

ABD Planının Lübnan’da Başarısız Olmasının Etkenleri

Amerikan belgesinde ortaya konan hususlar yeni bir konu değildir; aksine daha önce Hizbullah’ı zayıflatmak ve onun sosyal çevresiyle olan bağını azaltmak amacıyla Siyonist araştırmacılar ve yetkililer tarafından önerilen fikir ve yaklaşımlarla büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak Lübnan ve Filistin toplumunun hesapları bu planın sınırlarını açıkça ortaya koymuştur; nitekim bazı ekonomik koşulların iyileşmesi Filistin toplumunda direnişin sona ermesine asla yol açmamıştır.

Siyonist rejimin Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) tarafından 2009 yılında yayınlanan bir çalışma, Batı Şeria’da ekonomik iş birliğinin genişlemesi ve büyümenin sağlanmasının, Filistinlilerin temel inançlarında ve mücadele meselesine bakışlarında mutlaka bir değişime yol açmadığını vurgulamıştır.

Siyonist araştırmacı “Dani Berkovich” 2007 yılında yayınlanan kitabında, “direnişin köklü halk gücünü” zayıflatacak politikalar önermekte ve bu hususta iki eksene değinmektedir: Birinci eksen, hükümetin varlığını kademeli olarak genişletebilmesi ve Hizbullah’a kısıtlamalar getirebilmesi için bölgesel ve uluslararası destek yoluyla Lübnan devlet kurumlarının güçlendirilmesidir. İkinci eksen ise partinin ekonomik kapasitesini azaltarak ve toplumdaki varlığını pekiştirmeye yardımcı olan destek ile hizmet ağlarını zayıflatarak parti ile takipçileri arasındaki sosyal bağı zayıflatmaktır.

Yaklaşık yirmi yıl geçtikten sonra bu yaklaşım, Haziran 2026’da eski ABD’li diplomat “Jeffrey Feltman” tarafından Brookings Enstitüsü’nde yayınlanan bir çalışmada bir kez daha gündeme getirilmiştir. Feltman aynı mantığı yeniden üreterek, Hizbullah’ın siyasi ve sosyal tabanını zayıflatmanın, Lübnan hükümetinin hizmet, istihdam imkanları ve güvenlik sağlama yeteneğini Hizbullah’ın sunduklarını aşacak şekilde kanıtlamasını gerektirdiğine inanmaktadır.

Tarihi tecrübeler ise bu yaklaşımın isabetliliği konusunda ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır. Geçmişteki Filistin ve Lübnan tecrübeleri, ulusal aidiyetin sadece bir “ekonomik çıkar” olmadığını ve toplumların davalarıyla olan ilişkisinin gelir ve hizmet denklemlerinden ibaret olmadığını göstermiştir.

Bu doğrultuda Almanya, Japonya ve Kuzey İrlanda deneyimlerinden ilham alan yaklaşımlar; Filistin ve Lübnan’daki gerçeklerle, tarihi, sosyal ve siyasi yapılarla çelişmektedir. Yaşam koşullarının değiştirilmesi ve ekonomik alternatiflerin sağlanması, mutlaka siyasi bilincin değişeceği ve onlarca yıllık mücadele ile tarihi tecrübe sürecinde şekillenen tercihlerden vazgeçileceği anlamına gelmemektedir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın