“Tüm Şiilerin boğazını koyun keser gibi kesin ki kanları tepeden tırnağa her yerlerini sarsın; Şiilerin cesetlerinin bir kan denizinde yüzdüğünü görmek, Rafizilerin kan dalgalarının sesinin kulaklarını okşaması ve cenazelerinin gözlerini bayram ettirmesi ne eşsiz bir manzaradır!”
Tarihteki sızma girişimleri yani nüfuz etme girişimleri arasında “Mesud Keşmiri” vakasını unutmayın! Keşmiri, devrimci ve Müslüman güçlerin güvenini kazanmak için kendisini diğerlerinden daha Müslüman ve şeriat hükümlerine daha bağlı gösteriyordu, tek kelimeyle “Papa’dan daha Katolikti”. Aynı formülü tarihteki Yahudi nüfuzcular için de düşünün ve unutmayın ki Müslümanlara en ağır suçlamaları yönelten ve pervasızca tekfir (kafir ilan etme) fetvaları verenler Vahabilerdi, yani Müslüman görünümlü Yahudilerdi.
Suudi Arabistan’ın, Yahudilerin Müslümanlarla yaptığı üç uzun savaş ve kan dökme sürecinin ardından nihayet Vahabiler tarafından işgal edilmesiyle sonuçlanan hüzünlü tarihinde, gerçek Müslümanları, yani Şiileri tuhaf fetvalarla tekfir edip ölüme mahkum eden müftüler bulunmaktadır. Bunlar da Mesud Keşmiri gibi kendilerini daha köktenci ve “Papa’dan daha Katolik” göstermeye çalışmışlardır.
“Al-i Suud = Al-i Yahud” (Suud Ailesi = Yahudi Ailesi) konusu, İran’ın Amerika ve İsrail öncülüğündeki küresel Yahudilik ile girdiği Üçüncü Dayatılmış Savaş ile eş zamanlı olarak ele aldığımız konulardan biridir.
Bugünkü makalede, müftü kılığındaki Yahudilerin Şiilere ve hatta diğer Müslümanlara karşı verdikleri tuhaf fetvaları ve bunların nedenlerini örneklerle inceleyeceğiz.
Bu bölüme başlamadan önce, Yahudilerin “Hak Cephesi” ile olan bu oyununun nedenini kısaca şöyle özetleyebiliriz; Suudi müftülerin verdiği fetvalarla, Kudüs’ü Yahudilerin elinden ve dünyayı batılın şerrinden kurtaracak olan Hak Cephesi’ni (Şiileri) katletme ve yok etme çabası, bugün İran’ın Üçüncü Dayatılmış Savaş’ı yürüttüğü bu tarihi kesitte tamamen anlaşılabilir ve ayırt edilebilir durumdadır.
Şunu da unutmayalım, köktenci Vahabi müftülerin olduğu bu Suudi Arabistan’da, (Bin Selman’ı kendi kalçasını öpmeye davet eden) Donald Trump’ın gelişi şerefine, genç Arap kızları saçlarını İslam hukukuna aykırı şekilde açmış ve saçlarını Trump’ın ayakları altında savurarak dans etmişlerdi!
Ya Yahudisin Ya Değilsin / Ya Vahabisin Ya Değilsin!
Suudi Yahudilerinin bu konudaki yöntemi, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” mantığıyla başkalarını ve Müslümanları tekfir etmektir. Yahudilerin insanları “Yahudi” ve “Goy” (Yahudi olmayan) olarak ikiye ayırması gibi, Vahabiler de insanları “Vahabi” ve “Vahabi olmayan” olarak ikiye ayırır. Onlara göre Vahabi olmayan herkes kafirdi ve bu kafirler ya Ehl-i Kitap’tır ya da Müslüman.
Şii ve Sünni alimlerin tekfir hükümleri verme konusunda gösterdikleri aşırı ihtiyata rağmen, (ki bu durum Şii alimlerin tarih boyunca Müslümanlara karşı tek bir tekfir fetvası bile vermemesine yol açmıştır), Suudi Vahabi tarihinde İslam’ın gerçek düşmanlarına karşı verilmiş tek bir fetva dahi bulunmaması ilginçtir. Basit bir ifadeyle, İmam Humeyni’nin Salman Rüşdi hakkında verdiği irtidat (dinden çıkma) fetvası Vahabiler tarafından hiçbir zaman onaylanmadı, ancak Şiilerin katli için envaiçeşit fetvaları mevcuttur. Bu Yahudi yöntemi ile gerçek Müslümanları ve emperyalizm (Yahudi) karşıtlarını tasfiye ederek “Nil’den Fırat’a” projesini hızlandırmayı amaçlamaktadırlar.
Yahudi Devletinin Kurulmasına Engel Olanlara Karşı Çeşit Çeşit Vahabi Fetvaları
Abdülaziz bin Baz, sahte ve sözde Vahabi alimlerinden biridir ve Bin Baz, bugün İmamiye, Caferi ve Humeyni taraftarı olarak bilinen Şiilerin kafir olduğunu ve İslam ümmetinden çıktığını söylemiştir.
Abdülaziz bin Abdullah Al-i Şeyh de Müslüman görünümlü bir diğer Yahudi ve Vahabidir ve bu şahıs, gerçek Müslümanlara karşı kan dondurucu fetvalara sahiptir. Bu fetvalardan bazı ilginç örnekler şöyledir:
“Resulullah (s.a.a) için mevlit kutlaması yapmak haramdır. İmam Hüseyin’in (a.s) Yezid’e (Yahudi) karşı kıyamı haramdı. Tüm kiliseler yıkılmalıdır. Lübnan Hizbullahı’na (İsrail’in düşmanı) yardım etmek ve onlara dua etmek haramdır. Peygamberi (s.a.a) savunmak için yürüyüş yapmak haramdır. Amerika karşıtı slogan atmak haramdır. Gazze ve Filistin halkıyla dayanışma yürüyüşü yapmak yasaktır. Tüm İslami eserleri yıkın! Şiilere saldırmak vaciptir. İmam-ı Zaman’ın (Mehdi) varlığı yalandır. İranlılar Mecusi ve ateşe tapandır. Bahreyn halkını savunmak haramdır. Suriye yetkililerine saldırmak vaciptir. Zalim İran’ın Yemen’e yardım etmesi haramdır.”
“Yahudi ve Goy” ayrımı göz önüne alındığında, bir diğer Suudi alim olan Şeyh Nasır bin Süleyman el-Ömer’in fetvalarına bakmakta yarar var. Bu fetvalar, Yahudilerin Yahudi olmayanları katletme vahşetini taşımaktadır ve bunlar, IŞİD’in Irak ve Suriye’deki hakimiyeti dönemindeki o gülünç “Cihad-ı Nikah” (Nikah Cihadı) gösterisinin ardındaki mantığı anlamamızı sağlar. Bu fetvalar şunlardır:
“Tüm Şiilerin boğazını koyun keser gibi kesin ki kanları tepeden tırnağa her yerlerini sarsın. Şiilerin cesetlerinin bir kan denizinde yüzdüğünü görmek ne eşsiz bir manzaradır. Kadınlarını esir alın ve savaşçılar arasında adaletle paylaştırın. Aşura gününü kutlayın ve Şiileri buna katılmaya zorlayın. Onları, çocuklarına Muaviye, Yezid, Hafsa ve Ayşe gibi isimler koymaya zorlayın. Liderleri Humeyni ve Sistani’ye hakaret etmeli ve onlardan nefret ettiklerini ilan etmelidirler.”
Suudi Vahabi âlimlerin bu Şii karşıtı fetvalarının yanı sıra, bugünlerde İran halkına karşı bir Yahudi kadın tarafından verilen şu fetvayı hatırlamakta fayda var. İnsan kılığındaki bu şeytanın fetvası şöyledir: “İran’ın altyapısını değil, çocuklarını bombalayın! Ebeveynler çocuklarının ölümünü görmeli!” Suudi âlimlerin fetvaları ile bu İsrailli akademisyenin fetvası arasındaki benzerlik kesinlikle tesadüf değildir!
Abdullah bin Cibrin de bir diğer Vahabi figürü olarak Şiilerin tamamının kafir olduğunu iddia etmiştir.
Abdurrahman Berrak da bir başka Suudi âlimdir ve Berrak’ın “Şiilerin Müslümanlar için tehlikesi, Yahudi ve Hristiyanların tehlikesinden daha büyüktür” şeklindeki fetvası, Yahudilerin Vahabi piyonlarıyla oynadığı ince bir oyundur.
Abdullah bin Muhammed el-Guneyman ise İmam Humeyni ve İran halkının kâfirlerin ortağı ve Ehl-i Sünnet’in katili olduğunu iddia etmiştir.
Küçük Bir Şaşırtma Operasyonu!
Bu arada Vahabi Yahudilerin bir diğer şaşırtma operasyonuna da değinelim. O da Vahabiliğin babası ve teorisyeni İbn Teymiye’nin şu sözü: “Şiiler, tıpkı Yahudiler gibi başkalarının mallarını kendilerine helal sayarlar.”
Görülüyor ki, İslam dünyasına darbe vurmak için bu uydurma mezhebi yaratan Yahudiler, oyunun başında İbn Teymiye Vahabiliği şekillendirirken, bu akımı güya aklamaya çalışmış ve Vahabiliğin Yahudilikten doğmadığı izlenimini vermeye gayret etmiştir.
Şiiliğin Ehl-i Sünnet Kardeşlerine Karşı Yaklaşımı
Yahudi kökenli, İslami köktencilik süsü verilmiş bu fetvaların karşısında, gerçek Şii duruşunu gösteren Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Sistani’nin bir tutumunu hatırlayalım. Ayetullah Sistani, Samarra’daki Askeriye Türbesi’nin yıkılmasının yıl dönümü münasebetiyle Irak Şiilerine hitaben yayınladığı bildiride şöyle demiştir: “Eğer bizden binlerce kişiyi öldürseler bile, bir damla Ehl-i Sünnet kanı dökmeye hakkınız yoktur!”
Tabnak News’den tercüme edilmiştir
