Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin tarihi günler yaşadığını
belirterek, “Her birimizin tek tek sorumluluğu var. Bu ülkenin geleceği
konusunda her birimizin sorumluluğu var. Sandığa gidip oy atarken de siyasal
iktidarı yargılarken de sorumluluğumuzun bilincinde olmak zorundayız” diye
konuştu.
Bu ülkede herkesin huzur içinde yaşamak istediğini kaydeden
Kılıçdaroğlu, “Görüş farklılıklarımız olabilir, kimliklerimiz farklı
olabilir, inançlarımız farklı olabilir, yaşam tarzlarımız farklı olabilir ama
bu ülkede beraber yaşamak istiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz. Bu ülkenin
üzerine düşecek hiçbir gölgeyi kabul etmiyoruz. Emperyal güçlerin bakışını,
gölge düşürmesini asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.
‘232 bin 351 aileye 100 milyon liralık destek programı
açıklandı’
İnançların yoğunlaştığı Ramazan ayında olunduğuna dikkati
çeken Kılıçdaroğlu, CHP’li belediyelere “Ramazan ayının ağırlığını dikkate
alarak, bulunduğunuz beldede hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesine özen
gösteriniz ve mutlaka müdahil olunuz” dediğini anlattı.
CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde huzuru egemen kılmak
için ellerinden gelen her şeyi belediye başkanlarının yaptığını dile getiren
Kılıçdaroğlu, 20-26 Nisan tarihlerinde 847 bin 164 haneye ayni, 221 bin 478
haneye nakdi yardım yapıldığını ifade etti.
Ramazan ayının başından itibaren 1 milyon 578 bin 116 haneye
ayni yardım, 498 bin 697 haneye nakdi yardımda bulunulduğunu belirten
Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın pandemi
döneminde tam kapanmayla beraber özel bir çalışma yaptığını ve toplamda 232 bin
351 aileye 100 milyon liralık destek programı açıklandığını dile getirdi.
‘Kim yapacak, onun görevi zaten’
Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şey yaşandığını ifade
eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
“Vatandaşlar daha ucuz ekmek alsınlar diye İstanbul
Büyükşehir Belediyesi, Ümraniye’ye ekmek büfesi koyuyor. Hiç görülmemiş bir
tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. ‘Burada ucuz ekmek satamazsın’, Niçin?,
‘İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bunu yapıyor’. Kim yapacak, onun
görevi zaten. Sen veremiyorsun, bırak bari o versin. Türkiye böyle bir tabloyla
hiç karşılaşmamıştı. Emin olun hayretler içindeyim. Ucuz ekmek gidecek ya,
vatandaş ucuz ekmek alacak. Senin sevinmen lazım, yer tahsis etmen lazım.
‘Gelin burada daha ucuz ekmek veriyorsanız, size her türlü imkanı sağlayacağım’
demeniz lazım. Engel oluyorlar. Bir dilim ekmeğe savaş açtılar bunlar. Akıl
alacak şey mi ya, bir dilim ekmeğe savaş açıyorsunuz. Tam bir ibret tablosu.
Ama bunları aşacağız.” .
Kılıçdaroğlu, Kovid-19 ile mücadele için 3 haftalık tam
kapanmaya gidileceğini anımsatarak, bunun doğru bir karar olduğunu söyledi.
Bu süreçte kapanmanın yeterli olmayacağını, vatandaşın geçim
sorununa çözüm bulunması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın bir sosyal program açıklamasını beklediklerini dile getirdi:
“Üç hafta tam kapanmaya gidiyorlar. Doğru mudur?
Doğrudur. Kapanma yapmak yeterli mi Hayır. Dükkânı kapattın. Gündelikçiler var
nasıl geçinecekler. Şimdi Erdoğan’ın bir sosyal program açıklamasını
bekliyoruz””
Kılıçdaroğlu, “Fakire fukaraya ‘Dışarı çıkma, evde
otur.’ dedin. Güzel, haklısın, demen gerekir. İnsanların hayatı her şeyin
üstündedir ama o insanların beslenmeye, yaşamaya ihtiyacı var. Sosyal programı
bekliyoruz” diye konuştu.
Bu süre zarfında icra takiplerinin tamamının durdurulmasını
isteyen Kılıçdaroğlu, CHP grup başkanvekillerinin bir kanun teklifi
hazırladıklarını ve Genel Kurula süratle getirmek istediklerini anlattı.
Kılıçdaroğlu, bu yönde bir kanun teklifini iktidarın vermesi durumunda, sorunun
çözümü için destekleyeceklerini bildirerek, “Bunu yaparsa Erdoğan’a
teşekkür edeceğiz” ifadesini kullandı.
‘Erdoğan nihayet dediğimi yaptı’
Kemal Kılıçdaroğlu, geçen haftaki grup toplantısında
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a turizmcilerin sorunlarını dinlemesi ve kısa çalışma
ödeneği konusunda tavsiyede bulunduğunu belirterek, “Erdoğan nihayet
dediğimi yaptı, turizmcileri çağırdı, kısa çalışma ödeneğinin süresini de
uzattı. Doğruya teşekkür etmek de benim görevimdir. Özellikle AK Parti’ye oy
veren kardeşlerimin duymasını isterim, doğrunun her zaman yanında ve
arkasındayız, yanlış olduğu zaman da eleştiririz” sözlerine yer verdi.
Karadenizlilerin yiğit olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu,
“Rize İkizdere’de Cevizli köyü bir eylem içinde. ‘Köyümüzün taşını,
toprağını, ağacını vermeyiz. köyümüzü ranta teslim etmeyiz.’ diyorlar. Buradan
o köylü kardeşlerimizin tümüne sevgilerimizi ve saygılarımızı
gönderiyoruz” dedi.
‘Bugüne kadar hiçbir ABD Başkanı ‘soykırım’ olarak
tanımlamadı’
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 1915 olaylarına ilişkin ABD
Başkanı Joe Biden’in açıklamalarını anımsatarak, Biden’in açıklamasında
“Soykırım” ifadesine yer vereceğine yönelik haberlerin ardından
partisinin Washington Temsilcisi’ni arayarak teyit ettiğini ve 22 Nisan’da bu
konuda bir açıklama yaptığını anlattı.
Söz konusu açıklamasında, Biden’in bu ifadeye yer vermesinin
doğru olmayacağını ve iki ülke arasında onarılmaz hasarlara yol açacağını ifade
ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, bu işin siyasetçilerin değil, tarihçilerin
görevi olması gerektiğini anlattığını aktardı.
Kılıçdaroğlu, “Parti Sözcümüz, yaptığı konuşmalarda
aynı şekilde bizim söylediklerimize vurgu yaptı ve dillendirdi. Biden açıklama
yaptı ve ‘soykırım’ sözcüğünü iki kez kullandı. Bu Türkiye açısından çok büyük
bir talihsizlik. Bugüne kadar pek çok iktidar geldi gitti ama hiçbir ABD
Başkanı 1915 olaylarını bir ‘soykırım’ olarak tanımlamadı” diye konuştu.
1915 olaylarının Türkler ve Ermeniler arasında ciddi
travmalara yol açtığını söyleyen Kılıçdaroğlu, Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı
Devleti’nin dağılma sürecinde çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini
anımsattı. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasetçilere düşen görev, geçmişin acılarını bugün
siyasi malzeme konusu yapmamalarıdır. Siyasilere düşen görev, tarihin
derinliklerinden ders çıkararak, geleceği barış ve kardeşlik üzerine inşa
etmektir. Eğer bunu yaparsanız gerçek anlamda bir politikacı olursunuz. 1915
olayları acıdır, gerekirse incelenmelidir. Kimler yapmalı bu görevi?
Politikacılar değil tarihçiler yapmalı. Türkiye bu konuda her zaman hazır
olduğunu ifade etti, ‘Arşivlerimizi açıyoruz, tarihçiler gelsin baksınlar.’
dedi. Ama Ermenistan da arşivlerini açsın, böylece tarihçiler gerçek bilgilere
ulaşsınlar. Kini ve öfkeyi siyasetin malzemesi yaptığınız takdirde, gelecek
kuşaklara kini ve öfkeyi taşırsınız. Oysa siyasetçi, kini ve öfkeyi günlük
sıcak politikaya malzeme etmemeli.”
Kılıçdaroğlu, 1915 olaylarını tartışmanın tarihçilerin
görevi olduğunu vurgulayarak, 19 Mayıs 1985 tarihli New York Times ve
Washington Post gazetelerinin Biden’a gösterilmesi halinde kendisinin böyle bir
açıklama yapmayabileceğini söyledi.
Söz konusu gazetelerde, ABD’nin ve dünyanın çok önemli
tarihçilerinin “1915 olaylarının bir soykırım olarak görülmeyeceğini,
adlandırılmayacağını” ilan ettiklerini aktaran Kılıçdaroğlu, “Ama o
zaman bir devlet, bir başbakan, bir dışişleri bürokrasisi vardı, el birliğiyle
bütün dünyaya bunu anlatıyorlardı; ‘Evet burada acı olaylar, tarihçiler
incelesin ama bunu, bugünün siyasetine malzeme etmek doğru değildir.’ diye. Özellikle
Azerbaycan’ın işgal edilen topraklarını yeniden kazanması,
Azerbaycan-Ermenistan arasındaki ilişkilerin düzelmesi, Türkiye-Ermenistan
arasındaki ilişkilerin düzelmesi konusunda önemli adımlar atılması gerekirken
tam tersi bir tabloyla Türkiye karşı karşıya kaldı. Beceriksiz bir yönetimin
Türkiye’yi getirdiği noktadır bu” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Biden’ın açıklamasından üç gün sonra
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine cevap verdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle
devam etti:
“Ama Erdoğan’ın trolleri ‘Ey Kılıçdaroğlu ne
diyeceksin?’ diye ha bire sosyal medyayı kullanıyorlardı. Bekliyorlardı,
‘Erdoğan bir dünya lideri, bir aslan. Erdoğan çıkacak bir kükreyecek ki, herkes
duyacak bu kükremeyi.’ Erdoğan konuştu, bırakın aslanı, kedi gibi bir miyavlama
sesi geldi. Acı ama bir gerçek. Kendi ülkesinin çıkarlarını savunmaktan aciz
olan bir kişiyle karşı karşıyayız. Acaba biraz sert konuşursam başıma bir
şeyler gelir mi? Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Kendi ülkesinin çıkarlarını
savunmaktan aciz bir yönetimle karşı karşıyayız. Eğer Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ni yöneten bir kişi, kendi ülkesinin çıkarlarını kararlılıkla
savunmadığı takdirde, o devlet yönetilmiyor demektir.”
‘Biden’a kızmanın bir alemi yok, o kendi iç politikasının
gereğini yapıyor’
Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye ve ABD arasında tarih boyunca
inişli çıkışlı dış politika yaşandığını belirterek, buna örnek olayları
sıraladı.
Türkiye’de, ABD ile ilişkilerdeki bu sürece rağmen, geçmişte
kararlı yönetimler bulunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Bütün olaylar
olurken bile hiçbir ABD Başkanı kalkıp 1915 olaylarını bir ‘soykırım’ olarak
tanımlamadı. Türkiye’nin kuruluşundan bu yana, 1915 olaylarını ABD’deki hiçbir
başkan ‘soykırım’ olarak tanımlamazken, neden şimdi tanımladı? Bu soru önemli,
asıl sorulması gereken soru bu. Biden’a kızmanın bir alemi yok, o kendi iç
politikasının gereğini yapıyor” diye konuştu.
“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batıracaksın”
atasözünü anımsatan Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin kuruluşundan bu yana “Yurtta
barış, dünyada barış” ana ekseninde bir dış politika izlediğini anlattı.
Bu kapsamda, ülkelere eşitlik ilkesi çerçevesinde
bakıldığını, karşılıklı hak ve çıkarlara saygı duyulduğunu, uyuşmazlıklarda
tehdit değil diyalog yönteminin kullanıldığını, başka ülkelerin iç işlerine karışılmaması
ilkesinin geçerli olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Bu ilkelerin tümü
terk edildi” dedi.
Kılıçdaroğlu, dış politikanın asla iç politika malzemesi
yapılmaması gerektiğine işaret ederek, “Eğer dış politikayı iç politikanın
malzemesi haline getirirseniz, gelir böyle duvara çarparsınız ve sesiniz
çıkmaz. Aslanken kedi konumuna düşmüş, bütün dünyada rezil olmuş
olursunuz” ifadelerini kullandı.
‘Arap dünyasının iç işlerine karışmayacaksınız’
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, dış politikanın milli olması
gerektiğini dile getirerek, bu bağlamda önceki dönemlerde muhalefet
partilerinin dış politikadaki bütün gelişmeler konusunda belli aralıklarla
bilgilendirilirken AK Parti döneminde bunun terk edildiğini söyledi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Arap dünyasının iç
işlerine karışmayacaksınız” şeklinde vasiyette bulunduğunu aktaran
Kılıçdaroğlu, “Orta Doğu politikasında ülkelerin içişlerine karıştık,
müdahale ettik. Böylece Ortadoğu’da Arap dünyasındaki devletlerin iç işlerine
karışmama ilkesini terk ettik” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin, 8 yıl süren İran-Irak savaşında tarafsız
kalmayı başardığını ve savaşın bir an önce sona ermesi yönündeki temennisini
ilettiğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Ne Irak ne İran, Türkiye’yi rahatsız
edecek hiçbir söylemde bulunmadı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar
tarihi, neyin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Eğer siz kendi ülkenizin tarihi
bilmezseniz, günlük söylemler geliştirirseniz, ‘Şu cümleyi kurarsam çok büyük
oy alırım.’ kaygısıyla hareket ederseniz Türkiye’yi bu noktaya getirmiş olursunuz”
değerlendirmesinde bulundu.
Dış politikanın ayrı bir dili olduğuna işaret eden
Kılıçdaroğlu, bu konuda konuşacak liderlerin boğazlarının dokuz boğum olması,
ağızlarından çıkacak her kelimeyi ölçmeleri ve tartmaları gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin, dış politikada bürokrasiyi tamamen devre dışı
bıraktığını savunan Kılıçdaroğlu, yapılan hataların toplumların belleğinde
yerleştiğine dikkati çekti. Bu bağlamda Türkiye’nin, BM’de, Cezayir’in
bağımsızlığına “ret” oyu verdiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu,
“Aradan yıllar geçti, Cezayir bağımsızlığını kazandı. Özal gittiğinde
Cezayir halkından özür diledi. ‘Dış politika ulusların hafızasında kalıcı
travmalar yaratsın.’ diyorsanız böyle politika yapacaksınız, ‘Yaratmasın.’
diyorsanız Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öngördüğü politikayı yapacaksınız.
Bunlar dünyadan bir haberler” ifadelerini kullandı.
‘İhvan endeksli bir dış politikayı Türkiye’ye getirdi’
Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, devleti
“Şahsım hükümeti, aile şirketi” şeklinde yönettiğini öne sürerek,
şöyle devam etti:
“83 milyonu, kendi partisi de dahil olmak üzere
partileri yok sayıyor. ‘Şahsım hükümeti, şahsıma ait’ diyor. Nereye taşıdı bu
bizi? Bu, bizi ‘Yurtta barış, dünyadan barış’tan çıkardı, İhvan endeksli bir
dış politikayı Türkiye’ye getirdi. Orta Doğu’da var olan bir siyasal partinin
ideolojisini 21. yüzyılın Türkiye’sinde dış politikanın ana unsuru haline
getirdi. Mazlumlara örnek olan, İslam dünyasına örnek olan, bağımsızlık savaşı,
Milli Kurtuluş Savaşı veren biziz, sen bütün bunları çöp sepetine atıyorsun,
gidiyorsun İhvan’a ‘Senin dış politikanı aynen destekliyorum, bizim dış
politika da İhvan endeksli olacak.’ diyorsun. Bu, Türkiye’nin itibar kaybı
demektir.”
İktidarın, Dışişleri Bakanlığının namuslu bürokratlarını
“monşer” diye aşağıladığını iddia eden Kılıçdaroğlu, “Öyle ya,
onların hiçbirisi sucuk fabrikasında muhasebecilik yapmamıştı. Bu her şeyi
biliyor, şahsı zaten. Devlet de ona ait” sözlerini sarf etti.
Dışişleri Bakanlığının bürokrasisinin tamamen devre dışı
bırakıldığını da savunan Kılıçdaroğlu, “Dış politikayla yakından uzaktan
hiçbir ilgisi olmayan, eski milletvekilleri, rüşvetçilerin tamamını getirdi,
büyükelçi yaptı. Akıl lazım biraz, akıl. Rüşvetçiden büyükelçi olur mu? Adam
rüşvet almış, belli, defalarca söyledim. Bu kişiyi başka bir ülkeye
gönderiyorsunuz, arabasında Türkiye Cumhuriyeti bayrağı var. Çifte vatandaşlığa
sahip olanlar bile büyükelçi atandı. Bir dönem Türkiye’nin çıkarlarını korumak
için karı kocayı bile aynı yere vermezlerdi Dışişleri Bakanlığında. Eski
milletvekilleri, tapon malların tamamını getirdiler büyükelçi yaptılar. Akıl
alacak şey değil” ifadelerini kullandı.
