Arap ülkelerinin Ramazan Savaşı’ndan Çıkarması Gereken 5 Ders

Ramazan Savaşı yalnızca askeri bir çatışma değil, Batı Asya’daki güvenlik modellerinin etkinliğini test eden bir sınavdı. Savaşın sonuçları, özellikle İran’a yönelik güvenlik hesaplamalarının Arap ülkeleri açısından ciddi biçimde gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koydu.

İran’a karşı yürütülen 40 günlük Ramazan Savaşı öncesinde, ABD ile yakın iş birliği içindeki Arap ülkeleri, sürekli yeni projeler ve kalkınma hamleleriyle “modern ülkeler” olarak tanıtılıyordu.

Yüksek rakımlarda inşa edilen yüksek maliyetli ancak kullanışsız stadyumlardan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgenin ekonomik merkezi olarak gösterilmesine kadar uzanan bu “Arap modernizmi” söylemi geniş şekilde işleniyordu.

Bugün dahi internet aramalarında bu ülkeler modern ve gelişmiş olarak sunuluyor. Ancak Ramazan Savaşı, dışa bağımlılık ile gerçek kalkınma arasındaki farkı gözler önüne serdi.

Savaş yalnızca askeri bir çatışma değil, aynı zamanda Batı Asya’daki güvenlik ve ekonomik modellerin etkinliğini sınayan bir test niteliği taşıdı. Sonuçlar, birçok Arap ülkesinin güvenlik stratejisinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösterdi.

1. Güvenlik yabancı askeri üslerle satın alınamaz

İran yıllardır, bölge ülkelerinin ABD askeri üslerine ev sahipliği yapmasının güvenlik sağlamayacağını, aksine olası bir savaşta onları çatışmanın parçası haline getireceğini savunuyordu.

Ramazan Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Arap ülkeleri de ciddi güvenlik tehditleri ve ekonomik kayıplarla karşı karşıya kaldı.

Haberde, bu ülkelerin topraklarını “düşman güçlerin kullanımına açarak” hem kendi güvenliklerini hem de bölgesel güvenliği tehlikeye attıkları öne sürülüyor. İran’ın askeri operasyonlarıyla, kendisine yönelik tehditlerin ağır bedeller doğuracağı mesajını verdiği ifade ediliyor.

2. ABD’ye güvenmenin maliyeti, sağladığı güvenlikten daha yüksek

Habere göre savaş nedeniyle Arap ülkelerinin yaklaşık 190 milyar dolar zarar ettiği ve 3,5 milyon kişinin işini kaybettiği tahmin ediliyor.

Bu tablo, ABD’ye dayalı güvenlik anlayışının caydırıcılık sağlamadığı, aksine bölge ekonomisine ağır maliyetler yüklediği şeklinde değerlendiriliyor.

Ayrıca bazı Arap ülkelerinin İran karşıtı politikalar nedeniyle kendilerini çatışmanın ön cephesine taşıdığı ve bunun sonucunda İsrail’i desteklemenin güvenlik ve ekonomik bedelini ödemek zorunda kaldıkları ileri sürülüyor.

3. Bölgenin güvenliği İran’la diyalogdan geçiyor

Haberde, bu yaklaşımın artık bazı ABD’li yetkililerin açıklamalarına da yansıdığı belirtiliyor.

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan‘ın, bölge ülkelerinin özellikle Hürmüz Boğazı konusunda İran’la özel anlaşmalara hızla yaklaştığını söylediği aktarılıyor.

Bunun, Washington’da da İran’ın rolü olmadan Basra Körfezi’nde kalıcı bir güvenlik düzeni kurulmasının zor olduğunun kabul edildiğinin göstergesi olduğu savunuluyor.

Habere göre Arap ülkelerinin artık Hürmüz Boğazı’ndaki İran kontrolüne uyum sağlaması gerektiği ve savaş sonrasında bu konuda eski düzene dönülmeyeceği iddia ediliyor.

4. Hürmüz Boğazı’nın kurallarını belirleyen aktör İran

Haberde, Sullivan’ın başka bir açıklamasına da yer verilerek, Hürmüz Boğazı’na ilişkin mutabakat uyarınca İran’ın belirli bir sürenin ardından gemilerden geçiş ücreti talep edebileceğini söylediği aktarılıyor.

Haberde, bu açıklamanın hukuki boyutundan bağımsız olarak, eski üst düzey bir ABD’li yetkilinin böyle bir değerlendirme yapmasının İran’ın Hürmüz Boğazı ve küresel enerji güvenliği üzerindeki belirleyici konumunu gösterdiği öne sürülüyor.

5. Aynı stratejik hatayı tekrarlamak güvenlik getirmez

Habere göre Arap ülkeleri geçmişteki modele dönerek yeniden ABD’ye güvenmeleri halinde aynı güvenlik sorunları ve ekonomik kayıplarla karşılaşabilir.

Ramazan Savaşı’nın, bölgesel güvenliğin bölge dışı güçlerin varlığıyla değil, bölge ülkeleri arasındaki iş birliği, karşılıklı saygı ve jeopolitik gerçeklerin kabulüyle sağlanabileceğini ortaya koyduğu savunuluyor.

Haberde son olarak, Ramazan Savaşı’nın askeri bir çatışmadan öte bölgesel güvenlik düzeninin sınandığı bir süreç olduğu belirtilerek, Arap hükümetlerinin bu deneyimden gerekli dersleri çıkarmamaları halinde siyasi, ekonomik ve güvenlik maliyetlerinin yeniden kendilerine yansıyacağı ifade ediliyor.

Not: bu analiz farsnews sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın