Davutoğlu’nun İstifası Başkanlık Projesinin İcrası

rasthaber

Davutoğlu’nun istifasının hemen ardından yerli ve yabancı medyalar istifa hadisesinin analizini yaparak, yayın akışlarına renk kattılar. Ne var ki yerlisi ve yabancısıyla medyanın, halkların nabız atışını düzenlemesi ve kitleleri oyun sahasının sıcaklığında muhafaza etmesi ve… gibi temel misyonu göz önünde bulundurulduğunda halkların kendilerine verilen salıktan öteye gidemeyecekleri son derece açıktır. Bu gerçekten hareketle bizler Sayın Davutoğlu’nun istifasına medyanın baktığı perspektiften bakarsak hadise son derece açıktır. Zira gerek resimli anlatımlar, gerek görsel kanallar ve gerekse gazetelerin söylemleri, hep bir ağızdan Sayın Davutoğlu’nun parti içinde belirleyici bir konuma geldiğini, tabiri caizse boynuzun kulağı geçtiğini ve Süleyman Demirel’in ifadesiyle kulağı geçen boynuzun kırılması gerektiğini; sonuç itibariyle Davutoğlu’nun nezaket kurallarının tüm inceliklerine riayet ederek istifasını dillendirmesiyle kibarca boynuzun kırıldığını söylediler öyle ki sağır sultan dahi hadisenin mahiyetine vakıf oldu. Ancak medyatik söylemleri bir kenara bırakıp oyun sahasının sıcaklığının dışına çıkarak hakim iktidarın hakimiyetinin öncesi ve sonrasını dikkatle mütalaa ettikten sonra söz konusu istifayı değerlendirirsek böylesi azadane bir bakış açısı bizlere zorla kabullendirilen gerçeklerle çelişik bir hakikate yani Sayın Davutoğlu’nun istifasının başkanlık projesinin icra aşamasına geçileceği hakikatine götürecektir. Öncelikle Sayın Davutoğlu’na AKP’li bir siyasetçi, AKP’li bir milletvekili ve… gibi bakışlar yalnızca bizlerden görülmesi istenen bakışlardır, elbette yanlışta değildir. Yani Sayın Ahmet Davutoğlu’na, enderun bir bakışla bakmazsak Türk siyasetçisi, uluslararası ilişkiler uzmanı, akademisyen ve büyükelçi, eski Dışişleri Bakanı, eski Başbakan Vekili, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı, 64. Türkiye Hükümeti’nin başbakanı olduğu tamamen doğru ve yerli yerinde bir bakıştır. Ne var ki enderun bir bakışla bakıldığı zaman Sayın Davutoğlu’nun sıralanan niteliklerden önce bir ideolog ve Türkiye’yi de kapsayacak şekilde Ortadoğu’nun siyasi ve mezhebi teorisyeni olduğu görülür. Zikri geçen vasıfların tamamına bir de hoca vasfı eklendiğinde tıpkı Gülen gibi her hangi bir partinin sınırlarıyla sınırlandırılamayacak konum kazanacaktır. Olaya bu bağlamda bakıldığında hakim iktidarın hakimiyetinin garantisi ve hakimiyetin varlığının devamı en azından belirlenen bir süreye kadar Sayın Davutoğlu’na bağlıdır. Daha ince bir tabirle AKP’nin düşünsel ve siyasi mimarı Davutoğlu’dur. Hilafet gemisinin Türkiye’de batması ve Said Nursi’nin tabiriyle geminin battığı yerde aranması gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğinden hareketle 14 Ağustos 2001’de AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) kuruldu. Sayın Ali Bulaç’ın kaleme aldığı bir makalesinde AKP’nin kuruluş sürecinde Amerikalı siyasi bir grubun Türkiye’ye gelerek siyasi partilerin hepsiyle tek tek görüşüp nasıl bir Türkiye istediklerini dile getirmesi ve bu isteklerin mukabilinde AKP’li siyasetçilerin dışında diğer siyasi liderlerin sunulan isteklerin Türkiye’yi satmak ve halka ihanet etmek anlamına geldiği için Amerika’nın idealize ve teorize ettiği bir Türkiye’yi istemediklerini bildirmesi hakikaten şaşırtıcıdır. Sayın Ali Bulaç bu gerçeklere yer verirken bizzat kendisinin ve Sayın Dilipak’ın da düzenlenen oturumlara katıldığını ifade ediyor. Elbette bu konuda söylenecek pek çok şey var, ancak özetle AKP’nin oluşum sürecindeki herkesin bilip de çabucak unuttuğu bir gerçeği hatırlatmakla yetineceğiz. Ülkemizde yaşanan iç ve dış mihraklı kaosların gösterdiği rota, Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlık sistemine adım adım yaklaştığını gösteriyor. Aralık ve Kasım seçimleri, seçimlerden yıllar önce IŞİD’in tesis edilmesi, Aralık seçimlerinden sonra damağına bal çalınan halkın, bal tadının zehir zemberek acısına dönüştürüleceği imajıyla diğer partilere mahal bırakmaksızın Kasım seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidara gelmesinin zorunlu kabulü ve hatta Fethullah Gülen hareketine yönelik saldırıların tamamı, Türkiye’nin her tarafına yayılan cani saldırılar ve özellikle Diyarbakır’da yaşanan içler acısı yıkım ve katliamların hepsi, muhalif partilerin, hakim partinin lehine susarak sloganda kalacak söylemleri ve … gibi ülkemiz de gelişen ithal hadiselerin tamamı yalnızca oyunun parçasından başka bir şey değildir. Ülkemizde yaşanan bunca kaoslara rağmen hakim iktidar tüm gücüyle hedefine doru ilerliyorsa burada bir çelişki var demektir. Zira ülkemizin siyasi tarihinde söz konusu kaosların sadece birisi bile askeri darbenin yapılması için yeterlidir. Nitekim Türkiye’de iktidara gelen siyasi racüllerin iktidar dönemleri incelendiğinde kullandığımız ifadenin hakikati tüm çıplaklığıyla kendini gösterir ki rahmetli Erbakan’ın iktidar geçmişi bunun en bariz örneklerindendir. O halde hakim iktidar asırların bile silemeyeceği yanlışlıklarına rağmen hala iktidarda kalabiliyor ve gerek söylem gerekse eyleminde bu denli rahat davranabiliyorsa bunda Sayın Davutoğlu’nun, dolayısıyla onun teorize ettiği ideolojisinin payı son derece büyüktür. Gerçekte Sayın Davutoğlu istifa etmemiş, aksine nezaket kuralları çerçevesinde istifa kalıbını kullanarak kendisini kutsamış ve bu nezaketiyle tıpkı Fethullah Gülen gibi derin devlet kuramında yerini almıştır.Akın Tandoğan/ Jamnews

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın