Devrim Lideri: Düşmanı Umutlandıran Şey Ayrılıkların Öne Çıkarılmasıdır

Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, Vahdet Haftası vesilesiyle yayımladığı mesajında şu ifadelere yer verdi: “Düşman, İran’daki ve diğer tüm İslam ülkelerindeki Müslüman halk arasında ayrılık çıkarmak; bu sayede İslam ümmetinin parçalanmasını ve gücünün erimesini izleyip uygun fırsatta üzerlerindeki tahakkümünü uygulamak amacıyla her türlü ırki, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi ve coğrafi farklılığı birer bahaneye dönüştürmeye çalışmaktadır.”

Mesajın tam metni şu şekildedir:

Bismillâhirrahmânirrahîm

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.”

Varoluşun en yüce nuru, mahlukatın en şereflisi, aydınlatıcı kandil, Cenab-ı Hakk’ın seçkini, ilim şehri, Alemlere Rahmet Hazreti Peygamber-i Ekrem (s.a.v) ve onun tertemiz, yüce ahlaklı evladı, Allah’ın kesin hücceti Hazreti İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) mübarek doğum günlerini şerefli İran milletine ve büyük İslam ümmetine tebrik ediyorum.

Hazreti Hatemü’l-Enbiya’nın varlık güneşi Mekke-i Mükerreme’de doğduğu andan itibaren, insanın saadeti Cenâb-ı Hakk’a kulluk ve itaatin kemaline bağlı olan ufukta bambaşka bir parıltı belirdi; peygamberlerin, meleklerin ve kudsi varlıkların ruhları sevince gark oldu, insan ve cin şeytanları ise öfke, hasret ve kederden parmaklarını ısırdı. Çünkü Allah’ın sayısız yaratılış alemlerindeki en yüce mahluku toprak alemine ayak basıyordu ve çok geçmeden nübüvvet ve hatemiyyet hırkasıyla, yüce Kur’an elinde, insanın her yönüyle hidayet edilmesi göreviyle, insanlığın dev kervanının Allah’a kulluk ve kemale doğru hareketini şekillendirecekti.

O Zat-ı Alinin ve masum vasilerinin hayatı tamamen hidayet ve kulluk dersi, marifet ve muhabbet dersi, akide ve cihad dersi, bireysel ve toplumsal yaşam ile güzel ahlak dersi, emanet ve sadakat dersi, izzet ve keramet dersi, ilim ve amel dersi, rahmet ve kararlılık dersi, adalet ve hakkaniyet dersi, vahdet ve kardeşlik dersidir.

Bu dersler ne kadar iyi öğrenilir ve uygulanırsa, insanoğlu için saadet ve bahtiyarlık zirvelerine ulaşmak o kadar kolaylaşır. Bizler, Rahmet Peygamberi’nin mutahhar ruhunun ve aynı şekilde vasilerin ve tahir hüccetlerin (salavatullahi ve selamuhu aleyhi ve aleyhim ecmain) tayyib ruhlarının her zaman Müslümanların ve İslam toplumunun halleri üzerinde gözetici, yol gösterici ve merhametli olduğuna inanıyoruz. Bu şefkatli ve yüce babanın evlatlarından bir hata sadır olduğunda mübarek خاطırları incinmekte, Müslümanlar onların derslerine ve emirlerine uyduklarında ise mübarek kalpleri sevinmektedir.

Şimdi İslam ve mensupları, ilk dönemden bu yana zorlu, çalkantılı dönemleri ve çeşitli iniş çıkışları aştıktan sonra kader belirleyici ve tayin edici bir aşamaya ulaşmıştır. Bugün Müslümanlar çok etkili ve tarih yazıcı bir rol oynayabilirler. Bugün, hakkın batıla, İslam’ın küfre nihai galibiyet ufkunun somutlaşmaya geçmiş tüm dönemlerden çok daha yakın olduğu gündür.

Bu önemli hususun ilk şartı, Müslümanların kelime birliğidir. Müslümanların küresel küfür karşısındaki vahdeti, Kur’an’i bir strateji ve öz Muhammedî İslam’ın (s.a.v) köklü bir öğretisidir; yüzeysel ve geçici bir mesele değildir. Vahdetten maksat, İslam toplumlarının genel düzeyinde, herkes arasındaki ortak noktaların eksen ve esas alınmasıdır. Elbette argümanların desteğiyle, kardeşlik ve beraberliğin tüm gereklerine riayet edilerek ve Kur’an öğretilerinden anlaşıldığı üzere, tam bir barış ve huzur içinde ayrılık noktalarının ortak noktalara dönüştürülmesine çalışılır.

Kesin olan şudur ki İslam toplumlarındaki Müslüman fertler, küresel küfürle yüzleşmede Kur’an’ın “Kafirlerle mücadelede çetin, kendi aralarında merhametli” ilkesini düşünce, ifade ve amellerinin ekseni yapmalıdırlar; İslam vahdeti ve ittihadı ancak bu şekilde elde edilir.

Bu semavi mesajın iki bölümünden her biri Müslümanların amel aşamasından uzaklaştığında, onlar Medinetü’l-İslam’da haklı olarak sahip oldukları o izzet konumundan da uzaklaşacaklardır ve bu, şaşmaz bir kuraldır.

Bu kural, İslam İnkılabı’nın temel ilkelerinden ve mesajlarından biridir. İlk Vahdet Haftası’nın düzenlenme zamanı, Mart 1978 (Şubat/Mart 1978) tarihine ve zalim Pehlevi rejimiyle mücadele dönemine dayanmaktadır; o dönemde yüce lider Şehit (makamı ali olsun), İranşehr’deki sürgün günlerinde bu fikri ortaya atmış, Şii ve Sünniler bunu hüsnükabulle karşılamıştı. İslam İnkılabı’nın zaferinden hemen sonra, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Hazreti İmam Humeyni’nin tedbiriyle “Vahdet Haftası” resmileşti. Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla, Müslüman milletin fertleri arasındaki vahdet meselesi, İran milleti arasında başarılı bir örnek teşkil etmekte ve düşmanların desiseleri bunu zedeleme konusunda fazla etkili olamamaktadır.

Fakat şüphesiz kötü niyetliler her zaman bu büyük nimet için pusudadır. Onları umutlandıran şey, ayrılıkların öne çıkarılmasıdır. İnanç ve mezhep ayrılıkları İslam düşmanının amacının önemli bir yönünü oluştursa ve düşman buna çok bel bağlamış olsa da, bununla yetinmeyecek; İran’daki ve diğer tüm İslam ülkelerindeki Müslüman halk arasında ayrılık çıkarmak; bu sayede İslam ümmetinin parçalanmasını ve gücünün erimesini izleyip uygun fırsatta üzerlerindeki tahakkümünü uygulamak amacıyla her türlü ırki, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi  ve coğrafi farklılığı birer bahaneye dönüştürmeye çalışmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’in bu hususlardaki emri “Çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız ve gücünüz gider” ayet-i kerimesinde belirtilmiştir; dolayısıyla her kim, hangi konumda olursa olsun, Müslümanlar arasında tefrikaya yol açacak bir iş yapar ve Müslüman toplumunda çekişme oluşturursa, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek İslam düşmanlarının amacına hizmet etmiş olur. Ve bu devirde, alemin tağutları ve başlarında cani Amerika, sömürgeci hedeflerinin, müstekbir ve tahakkümcü planlarının çirkin yüzünden aldatıcı ve kof maskeleri çıkarıp atmışken, aldatıcı kadife eldivenleri çıkarıp kanlı pençelerini tüm dünyaya göstermişken biri böyle bir eylemi cehaletine ve gafletine nasıl bağlayabilir?

Şimdi Müslümanların derin derin düşünme ve olaylara daha dikkatli bakma vaktidir. Eğer Müslümanlar yumruğunu sıkıca sıkan tek bir el olsaydı, Filistin halkı bu şekilde kimsesizce işgalcilerin zulmüne ve cinayetine maruz kalır mıydı? Ve eğer Fars Körfezi kıyısındaki halklar ve devletler İslam sancağı altında ittifaklarını kursalardı, kimliksiz ve müfsid çeteler binlerce kilometre öteden onların topraklarına ve varlıklarına göz dikmeye cesaret edebilir miydi?

Benim İslam ülkelerinin yöneticilerine, özellikle Batı Asya bölgesi ve Fars Körfezi kıyısındaki ülkelere kesin ve tekrarlanan tavsiyem şudur: Gerçek düşmanınızı tanıyın, planını kavrayın ve onunla mücadele edin. İslam ümmetinin sorunlarının çaresi; kelime birliği, dostluk ve hayır ile iyilik yolunda yardımlaşmadır.

Cani Amerika yöneticileri ve sahte Siyonist rejim, bu ittifakın ve dostluğun yeminli düşmanlarıdır. Onlar sadece İran İslam Cumhuriyeti’nin, İran milletinin ve büyük İslam Direniş Cephesi’nin düşmanı değildir; aksine tüm İslam ümmetiyle, bu arada Batı Asya ve Kuzey Afrika halklarıyla düşmandırlar ve bu hususta birçoğu kendilerinin iş birlikçisi sayılan bu ülkelerin yöneticileri dahi müstesna değildir; nitekim müstekbirlerin liderleri tarafından bazı İslam ülkelerinin liderlerine yönelik alenen yapılan saygısızlıklar ve kullanılan çirkin ifadeler sizin ve bizim yakın hafızamızda mevcuttur.

İttifak ve çekişmeme şeklindeki önemli ders, İslam mektebinin düşman ve dostla yüzleşme tarzına ilişkin birinci dersidir. Fakat ikinci dersi küfür karşısında birbirini savunmak, üçüncü dersi ise Müslümanların maddi ve manevi hayatının çeşitli meselelerinde servet, güvenlik, ilim ve ilerleme bakımından her türlü iş birliği ve sinerjidir ki bu yolun sonu Yeni İslam Medeniyeti’ne ulaşmak olacaktır; dolayısıyla Müslümanlar arasındaki vahdet, aziz ve galip İslam medeniyetine ulaşmanın ana yapı taşıdır.

İslam alemi için arzumuzun içinde saklı olduğu bu kavramsal ve düşünsel paket, kendi payına kabul edilebilir bir düzeyde aziz İran’da gerçekleşmiştir ve bu hizmetkarın milletin fertlerine tavsiyesi, kendi aralarında hiçbir şekilde herhangi bir ayrılığın baş göstermesine izin vermemeleridir.

Son olarak, Peygamber-i Ekrem ve onun tertemiz evladının (s.a.v) şefaatleriyle Allah’ın rahmet ve bereket gölgesinin İslam toplumlarının üzerine düşmesini, onların ilahi emirlere amel ederek günden güne terakki ve izzet basamaklarını tırmanmalarını niyaz ediyorum.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın