Düşmanın Anladığı Tek Dil

Trump, ABD Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirerek “güç yoluyla barış” teorisini ortaya attığında, bu teorinin ancak daha üstün bir güçle geçersiz kılınabileceği ve bu “çılgın adamın” ancak bu şekilde yerli yerine oturtulabileceği açıkça öngörülebiliyordu.

İran İslam Cumhuriyeti, Ramazan Savaşı’nda dünyaya, ABD’nin savaş yanlısı politikaları karşısında kararlılıkla duracak üstün gücün kendisi olduğunu gösterdi.

Trump, savaşı iki üç günlük hızlı bir zafer elde edeceği düşüncesiyle başlattı. Ancak İran halkı ve İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin sağlam direnişiyle karşılaşınca, savaşın onuncu gününden itibaren arabulucuları devreye sokarak ateşkes talebinde bulundu.

Ancak İran İslam Cumhuriyeti, düşmanın niyetlerini ve hilelerini doğru okuyarak, savaşı ABD’nin bölgedeki askeri üslerinin büyük bölümünün yok edilmesine kadar sürdürdü ve sonunda Pakistanlı bir arabulucu aracılığıyla savaşın durdurulması ve ateşkes için kendi şartlarını açıkladı. Savaşta yenilen Amerika, çatışmadan çıkabilmek için İran’ın şartlarını kabul etti. Savaşın Trump’ın talebi üzerine durması ve İran’ın şartlarının kabul edilmesi, dünya genelinde ortak bir kanaatin oluşmasına yol açtı; bu da İran İslam Cumhuriyeti’nin zaferi ve Amerika’nın savaşta yenilgisi olarak değerlendirildi.

İşte bu gerçeklik temelinde, Foreign Policy dergisi şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın İran karşısındaki çılgın adam stratejisi başarısız oldu.”

Bu stratejinin başarısız olmasının nedeni, Trump ve savaş yanlısı ekibiyle birlikte bölgedeki müttefiklerinin, İran’ın saldırıya karşı göstereceği “savunmacı-saldırgan” tepkiyi yanlış hesaplamalarıydı.

Ancak Trump, savaşta hedeflerine ulaşamamasına rağmen, müzakere masasında İran’a deniz ablukası kozunu kullanarak iradesini kabul ettirebileceğini düşündü.

İran’ın savaşın durdurulması için öne sürdüğü şartlardan biri, bütün cephelerde ve özellikle Lübnan’da ateşkese uyulmasıydı.

Amerika’nın deniz ablukasını sürdürmesi ve vekil gücü olarak nitelendirilen Siyonist rejimin Lübnan’ın Dahiye bölgesine saldırması, onların hiçbir şeye bağlı kalmadıklarını gösterdi. Bu nedenle İran İslam Cumhuriyeti’nin bir kez daha onlarla güç diliyle konuşması gerektiği ifade edildi.

Evet, hayal dünyasında yaşayan ve savaşta yenilen Trump’ı, sahadaki gerçeklerle yüzleştirebilecek tek şey güç dilidir.

Kuşkusuz bu kez İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, Amerika ve Siyonist rejimin bölgedeki varlıklarına öylesine öldürücü ve yıkıcı darbeler indirecektir ki, Trump İran halkının çelikten iradesi karşısında teslim olmaktan başka bir yol olmadığını daha iyi anlayacaktır.

Trump’ın artık Yüce Allah’ın bir yandan İran halkına zafer yolunu açtığını, diğer yandan ise yenilgi yolunu bu halkın üzerine kapattığını anlamış olması gerekir. Ancak ABD’nin kibirli başkanı bugüne kadar bu gerçeği kabul etmediği için, İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin saldırgan askeri güç diliyle bu kötülük odağına ve onun yol arkadaşı Netanyahu’ya gerçeği göstermesi gerektiği ifade edildi. Bu gerçeklerden biri de Amerika’nın süper güç olduğu dönemin sona ermiş olmasıdır.

Elbette her zaman şu önemli noktaya dikkat çekilmelidir ki, eğer İran güç diliyle süper güç olduğunu iddia eden Amerika’yı daha üstün bir güçle mağlup edebiliyorsa, bu gücün asıl kaynağı Yüce Allah’tır. Nitekim O şöyle buyurmuştur:

“Zafer ancak mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.”

Yedullah Cevani/farsnews

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın