stratejik Süveyş Kanalındaki Mısır’a ait olan hisse senetlerinin 1874’te Mısır
Meliki (mülkün, malın sahibi), İsmail Paşa tarafından İngiltere’ye (Rothshild
Hanedanlığına) satıldığını anlatmıştık. Burada bir parantez açalım: İçimizdeki
Musevi düşmanı, Hz. Musa’nın emirlerine isyan eden Siyonist İsrail Muhibbilerin
ve devşirme taraftarlarının “Araplar Osmanlıyı arkadan hançerledi,
Filistinliler topraklarını Yahudilere sattı” yalanlarını neden tedavüle
soktuklarını biliyoruz. Ancak bunların amaçlarına hizmet eden yalanları
propaganda eden ‘Türkçü, Milliyetçi, Ülkücü, Atatürkçü’ apoletler takmış
güruhun kindar aklı belki idrak eder diye hatırlatıyoruz: Osmanlı
İmparatorluğuna bağlı, iç işlerinde özerk Valilik statüsünde olan ‘Mısır Türk
Hanedanlığı’ İngilizlere, Fransızlara, Siyonist Örgütlere Süveyş Kanalını sattı
diye “Türk Milleti Arapları arkadan hançerledi” aptallığını sergilemek uygun
düşer mi? Neyse! Bilmeyenin bilene karşı bir savı olmaz. Ancak fitnesi ve
iftirası olur.
ROTHSCHİLDLERİN MEMURU BAŞBAKAN
Süveyş Kanalı hisselerinin 1875’te satın alınması için
Rothschild hanedanlığı İngiltere Başbakanı Siyonist Benjamin D’İsrail’ye
talimat vermiştir. Evet, yanlış okumadınız. İngiltere Başbakanı hükümet ve
parlamentodan habersiz Rothschild hanedanlığının bir memuru olarak süreci Lord
Rothshild ile yürütmüştür. Olay ifşa olduğunda haber Parlamento ve kamuoyunda
deprem etkisi yaratmıştı. İngiltere Dışişleri Bakanı James Balfour’un 2 Kasım
1917’de kaleme aldığı ve İngiltere Kraliyet hanedanlığının ülke üzerindeki
mutlak hâkimiyetini tasdik eden ibareyi kullanarak ‘Majesteleri Hükümeti’ adına
tanzim ettiği, “Filistin’de Yahudilere bir milli vatan” inşa etme kararını
dikkatle ele almalıyız. Bu resmi mektup İngiltere hükümetine veya
parlamentosuna hitap etmiyor. Dönemin en muktedir ülkesi İngiltere Krallığının
Dışişleri Bakanı, o tarihte hiçbir resmi unvanı olmayan Uluslararası Siyonist
Örgütün Onursal Başkanı 2. Baron Lionel Walter Rothshild’i (1868-1937) muhatap
alıyor. İngiltere Kraliyet Hanedanlığı ile 18. yüzyıldan itibaren güçlü finans
ağları ören Rothschild hanedanlığı bu gücünü İngiltere gölge hükümetinin
muktedir bir üyesi olmasından almaktadır. Ancak bu deklarasyonda dikkat çeken
bir ibare var: “Çok net olarak anlaşılmalıdır ki, bu hedef (Filistin’de Yahudilere
bir yurt inşa etme) Filistin’de Yahudi olmayan toplulukların sivil ve dini
hakları ve başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin hakları ve siyasi statülerini
tehlikeye atmayacaktır.”
Bu deklarasyon Avrupa veya dünyanın diğer ülkelerindeki
Yahudilere Filistin’de bir vatan vaat etmiyor. 1917 Balfour Deklarasyonu, eski
Osmanlı topraklarında yaşayan etnik ve din toplulukların her birine İngiltere,
Fransa, İtalya ve Rus Çarlığı kontrolünde (işgalinde veya mandası altında) bir
özerk idare amaç edinen 1916 Sykes-Picot Antlaşmasına uygun olarak Arap
coğrafyasında varlık sürdüren Sünni, Alevi, Hristiyan (Maruni), Arap, Türk,
Kürt, Ermeni ve daha nice topluluklara özerk idareler vaat ettiği gibi Filistin’de
yaşayan Arap Yahudilerine de bir Yahudi özerk idaresi vaat etmiştir. Bunun en
net göstergesi İngiltere’nin Siyonist örgütler tarafından Avrupa’dan Birinci
Cihan Harbi ve İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Filistin’e taşınmak istenen Yahudi
göçüne kota koymasıdır.
SİYONİSTLER BÖLGEDE İNGİLİZLERİ ÖLDÜRDÜ
Müslüman ve Hristiyan Arapların, Avrupalı Yahudi göçlerine
karşı başlattığı isyan, İngiltere’nin Arap dostluğunu ve çıkarlarına zarar
verilmeyecek sözünü vermiş olması, İkinci Cihan Harbi’nden sonra daha kalabalık
Yahudi nüfusunu Avrupa’dan Filistin’e götüren gemilerin İngiliz savaş gemileri
tarafından engellenmesi, Filistin Hayfa açıklarına varan gemilerdeki
Yahudilerin karaya çıkartılmamasının önemli sebepleridir. İngiltere’nin bu
kararına karşı Hagana, Irgun, Stern gibi silahlı Siyonist terör örgütleri İngiliz
subaylarını, askerlerini öldürmeye başlar. Filistin’de David (Davut) Otelini
bombalar ve onlarca İngiliz vatandaşını katleder.
SİYONİSTLERİN DESTEKÇİSİ ABD BAŞKANI OLDU
ABD Başkanı Roosevelt’in Suudi Kralı Abdülaziz Bin Suud ile
1945’te Kızıldeniz’deki buluşması esnasında kendisinden daha çok sayıda
Avrupalı Yahudi’nin Filistin’e kabul edilmesi talebine verdiği cevap
anlamlıdır: “Onlara zulmeden Almanlardır. Onlara zulüm eden devlete karşı zafer
kazandınız. Bugün Almanya’yı siz idare ediyorsunuz. Zulüm gören Alman
Yahudilerine Almanya’da özerk bir idare kurmanız daha hayırlı olur. Arapların
bu zulümde dahli yoktur. Ancak bu talebinizle Almanlar yerine Arapları cezalandırmış
olursunuz.” demiştir. Buna mukabil Roosevelt, ABD’nin Arapları rahatsız edecek
veya çıkarlarına zarar verecek hiçbir adım atmayacağını ve bu tür konuları
onlarla istişare etmeden herhangi bir karar vermeyeceğini taahhüt eder. Bu
tavır Siyonist örgütleri çok kızdırır. Bu ziyaret dönüşünden kısa bir süre
sonra Nisan 1945’te Roosevelt ölür veya öldürülür. Siyonistlerin adamı Truman
Başkan olur.
Siyonist örgütlerin baskıları, Avrupa’da Yahudilerin
yaşadıkları mezalimin duygusal boyutları ve en önemlisi dünya sahnesine en
muktedir kuvvet olarak çıkan Truman başkanlığındaki ABD’nin baskıları sonucu
İngiltere pes eder. Konuyu BM’ye devrederek Filistin sahasından çekilir.
Siyonist İsrail’in kuruluşu ve sonrası tarihi kum fırtınasından korunmak
isteyen devenin çadır sahibinin misafirperverliğini suiistimal ederek önce
başını ardından tüm vücudunu çadıra sokması ve ardından çadırın asli sahibini
dışarı atması ile başlar. Filistin hikayesi, Yahudilerinin özerk idaresi
projesinden tüm dünyadan mümkün sayıda Yahudi’nin kendisine ait olmayan
topraklara taşınması ve bunların umutları için başka umutların katledilmesinin
acı hikayesidir.
MAZLUM YAHUDİLER DE ALET OLDU
Stratejik Süveyş Kanalı’nın kontrol edilmesi, Mısır ile
Şam-Anadolu arasındaki karasal bağın kesilmesi, Avrupa Siyonist tekelci
kapitalist sermayesine polis devleti inşası ve mezhep, din ve etnik savaşların
böl-yönet projelerinde etkin kullanılması için Filistin işgal edilmişti.
“Mazlum dünya Yahudilerine bir özgür vatan” propagandası üzerinden milyonlarca
Yahudi, habis Siyonist emellere memur oldular. Siyonist örgütlerin terörüne ya
destek oldular ya da sessiz kaldılar. Batı’nın faşist, ırkçı ve yağmacı rejimleri
tarafından katledilen bir millet, yüzlerce yıldır komşu ve dostluk ilişki
içinde yaşamış Arapları-Filistinlileri cellatları vahşi Batı kapitalistleri ve
Siyonistleri ile işbirliği yaparak katletti, yağmaladı ve sürgün etti.
İşin özünde Siyonist örgütlerin ve efendileri Finans
ahtapotların ABD, İngiltere ve Avrupa üzerindeki etkisi ne derece büyükse o
ölçüde kendisine karşı bir nefret, intikam duygusu ve isyan dalgası
doğuracaktır. Nasıl ki, oligarşinin tunç ve demir kanunları varsa toplumların
da doğanın da evrenin de bir tunç ve demir yasası vardır. Bu kırılma Batı
âleminde bugün Filistin direnişi sayesinde yaşanıyor. Bu kavga daha derin
yaşanacak. Tek umudumuz Avrupa halklarının Siyonist örgütler, tekelci
kapitalist holdingler ve medyası tarafından manipüle edilmemesidir. Edilirse
sonu Avrupa halklarını zalimin yanında mazlum milletlere karşı Emperyalizm ve
Siyonizm’in edevatı yapar. Avrupa’yı yeni bir Hitler, Franco ve Mussolini
faşizmi sistemine kurban eder.
aydınlık
