analist ve Filistin’in Kurtuluşu İçin Demokratik Halk Cephesi siyasi büro üyesi
Mu’tasım Hamade, BAE ve Bahreyn’in Siyonist rejimle uzlaşması meselesini ele
aldı ve bunu siyasi aldatmaca olarak nitelendirdi.
Hamade şunları yazdı: “BAE ve Bahreyn Siyonist rejim
makamları ile yaptıkları görüşmelerde, sürekli bölgede barışın sağlanmasının
peşinde olduklarını vurguluyor. Siyonist rejim; Filistin, Lübnan ve Suriye Arap
topraklarının bazı yerlerini işgal etmiş ve şimdiye kadar onbinlerce Arabın
kanını dökmüş olan ve şimdi de kendini terörizm kurbanı olarak gösteren bir
rejim ve Filistinliler tarafından İran terörü kılıfıyla tehdit edildiğini iddia
ediyor. Böylelikle bu şekilde daha fazla suç işleyecek ve Filistinlilerin diğer
alanlarını da ele geçirecek.” Filistinli yazar sözlerine şunları ekledi:
“İsrail bu şekildeki adımlarla kendisine güvenli bir sınır çizmek istiyor
ve bu hususta BM’nin 242 nolu kararına işaret ediyor. Güya bu karar sırf İsrail
için belirlendi hatta eğer Arapların milli güvenliğini tehdit etme pahasına da
olsa. BAE ve Bahreyn sırf kendi
adımlarını meşrulaştırmak için Filistin meselesini bahane ettiler ki bu şekilde
ekonomik değişimler ve İsrail’le güvenlik işbirlikleri ve çeşitli alanlarda
birçok anlaşmayı Filistin ve bölgede barış süreci bahanesiyle
ilerletebilsinler. Bu arada Arap konferanslarında onaylanan Filistinlilere mali
yardımın kesilmesi kararı da Filistin halkına hizmet etmenin (!) bir parçası
olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte işgal edilen Kudüs’te İsrail için
turizm yatırımı, Mescidi Aksa’nın hürmetinin çiğnenmesi ve Siyonist
yerleşimcilerin oraya girmesi de Filistin davasına hizmettir(!). BAE ve Bahreyn
şimdi işgalci rejimin bölgedeki sözde barışçıl rolünü öven bir dil kullanıyor.
Eş zamanlı olarak Filistinli liderlere saldırıp onları barış planını kabul
etmemekle suçluyorlar. Filistinlilerin sözde tüm haklarını geri kazanması
üzerine kurulan Yüzyılın Anlaşması gibi projeleri neden kabul etmediklerini sorguluyorlar.
Bu doğrultuda Basra Körfezi’nin medyası ve gazeteleri Filistinlileri yermeye
başladılar.”
Mu’tasım Hamade yazısının diğer bir bölümünde ise sulh
konusuna değinerek şunları ifade etti: “Birçokları Siyonist rejim ve
uzlaşmacı ülkeler arasındaki sulhun anlamını soruyor. Neden şimdiye kadar
onlarla İsrail arasında hiçbir savaş olmadı ve hiçbirinin de işgal
topraklarıyla komşuluğu, yakınlığı yok ve topraklarından hiçbir parça da işgal
edilmemiş veya ortak bir sorunları da yok ki onun hakkında uzlaşmak isteyip
ilişkiye devam etsinler!” Yazar bu soruya kendisi şöyle cevap veriyor:
”Herkes için gayet açık ki Washington’da imzalanan uzlaşma anlaşması, Yüzyılın
Anlaşmasının bir bölümüydü. Bundan önce de anlaşmanın ekonomik ayağı için 2019
Haziran’ında Manama’da düğmeye basıldı. Bunu anlamak için siyasi meseleler
uzmanı olmaya gerek yok. Son olaylar Yüzyılın Anlaşmasının bölgesel olarak
faaliyete geçtiğini gösteriyor. Siyonistler bundan önce Yüzyılın Anlaşmasının
icrası için Filistin’de ciddi bir muhalefet ve direnişle karşılaşmışlardı ve
Avrupa ülkeleri, Çin ve Rusya da buna karşıydı. Ancak Manama ve Abu Dabi ile
ilişkileri normalleştirme meselesinde uluslararası düzeyde çok da muhalefet
görmedi.” Neden İran’la sulh etmiyorsunuz? İsrail artık düşman değil. Düşman
olarak sayılan ülke İran. Fakat Filistinliler; inat edip Amerika’nın barış
cennetine girmedikçe canları cehenneme!
Mu’tasım sözlerine şöyle devam etti: “Acaba BAE ve
Bahreyn bölgede barış ve istikrarın peşindeler mi? O halde neden İran’la barış
yapmıyorlar ve onun yerine gidip işgalci rejimle barış yapıyorlar. Öyleki
İsrail’in kendisi bölgedeki sulh için asıl tehlike iken. Filistinli analist
sözlerine şunları ekledi: ”İran komşu ülkedir. BAE ve Bahreyn’in önünde
İran’la farklı seviyelerde dostça ilişkiler kurmak için birçok yol var. Bazı
raporlara göre, 300’e yakın İranlı şirket BAE’de faaliyet iznine sahip ve buna
ek olarak Fars Körfezi’nin güvenliği İran ve mezkur iki ülkenin çıkarlarına
uygun. İran da bu bölgenin güvenliğini sağlayıp krizlerden uzak tutmayı
vazifesi biliyor ve enerji çıkarları bahanesiyle batı donanmalarının bölgede
olmasının zorunluluğunu reddediyor.” Hamade’nin söylediklerine göre
işbirlikleri alanında, İran farklı seçeneklere sahip. BAE ve Bahreyn, işgal
rejimi ile işbirliği yapmak yerine talep ettikleri menfaatleri İran ile
işbirliği yoluyla elde edebilirler.
Mu’tasım Hamade İran’ı güçlü bir ekonomiye sahip büyük bir
ülke olarak nitelendirdi ve şu açıklamada bulundu: İran Amerika’nın en şiddetli
yaptırımları karşısında ayakta kalmayı başardı ve aynı zamanda bölgenin ve Fars
Körfezinin güvenliğinin korunması için çok önemli rol oynayabilecek güçlü bir
orduya sahip. Bunların dışında da Müslüman bir ülke ve Abraham adı verilen
anlaşma ile uzlaşmaya gerek kalmayacak kadar Fars Körfezindeki Arap ülkeleriyle
geniş çaplı işbirliği yapabilecek alanlara sahiptir. Filistinli analist Hamade,
İran ile Fars Körfezindeki Arap ülkelerinin işbirliği ve ilişkilerinin iyiye
gitmesinin Filistin meselesine destek doğrultusunda olumlu sonuçları olacağını
belirtti, zira Siyonist rejim ile iyileşme bunun aksine neden oluyor. Analist,
bir şüpheye cevap vererek şöyle dedi: Bazıları üç ada konusunun İran ile bu
ülkeler arasında barışa engel olduğunu söylüyorlar ve İran’ın bu adaları Şah
rejimi zamanından işgal ettiğini iddia ediyorlar. Ancak cevap şudur ki; İsrail,
Filistin’in tamamını işgal etti, Şebaa Çiftlikleri،
Keferşuba Tepeleri, Kudüs, Mescidi Aksa, Mescidi Sahra ve İbrahim
Haremini işgal etti. Bunların arasında böylesi bir rejim ile barış nasıl mümkün
olabilir?
Nasıl İsrail ile ilişki kurmak barış ve sebata hizmet
edebilir, ancak İran ile ilişki kurmak edemez? Mu’tasım Hamade, son olarak
Amerika, İsrail ve Arap anlaşmasını gerçekleştirmek için yapılan ve tüm
dengeleri altüst eden bu projede yer alan tüm bu sorulara özetle şu cevabı
verdi: İsrail artık düşman değil. Artık İran düşman sayılıyor. Filistinliler de
Amerikan barış cennetine girmeme konusunda inat ediyorlarsa cehenneme kadar yolları var.
kudusgunu
