açıklamalarda bulundu. Moderatörlüğünü Kübra Par’ın yaptığı programda gazeteci Nagehan
Alçı ve İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan Prof. Görür, depremin en çok
hasara yol açtığı Bayraklı ilçesi ile ilgili olarak şöyle konuştu:
Prof. Görür’ün konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
‘Sadece yapandan değil, izin verenden de hesap sorulmalı’
-Bu binaların olduğu yerdeki zemini biliyorum. Her şeyden
önce bizim Türk Deprem Yönetmeliği’ne göre en kötü zemin tipi var bu binaların
olduğu yerde. Şu anda yıkım olduğu yer için konuşuyorum. Körfezin kuzey
kısımları ve güneyde de deniz kıyısına denk gelen yerler için de geçerli. Bu
zeminlerin özelliği; buralarda bina normalde yapmamanız lazım. Hani yer kıtlığı
olur, ‘orada yapacağım’ dersiniz. Ama İzmir yarımadasında orada bina yapmak
hataların en büyüğü. Sadece buraya binaları yapan değil, o binaları yaptıran,
iskan veren de hesap vermesi gerekiyor. O tür zeminleri ıslah etmeden,
güçlendirmeden ve öyle yerlerde ana kayaya inecek kadar binanın temel sistemini
kurmadan, bu kazı olur, onları yapmadan yapmamanız gerekir. Böyle bir durumda
yapı malzemesi ve tasarımı ön plana almak lazım. Yıkılmayan yerlerde muhtemelen
zemin özellikleri gözetilerek belki proje çizilmiştir. Bir diğeri de yapı
malzemesi. O zemine, projeye göre uygun yapı malzemese ve işçilik
kullanılmıştır. Yıkılan binada ise aynı proje olmasına rağmen yapı malzemesi
daha ucuz seçilmiş olabilir, güzel bir tabir değil ama malzemeden çalınmış
olabilir. Demirinden, çimentosundan kâr edilmiş. olabilir.
‘Deprem böyle yerlerde kapana sıkışmış fare gibi
davranır’
-Özellikle Bayraklı bir delta çökellerinin olduğu bir yer.
Tarım arazisi diyebilirsin. Buradaki zemin en kötü, onu diyelim. Gediz akarsuyu
buradan denize dökülüyor, çok yakınından. Akarsu döküldüğü zaman delta yapar.
Buradaki çökeller iyi çimentolanmamış, sertleşmemiş, kaya-zemin niteliğinde
olmayan, içinde suyu bol, kum, çakıldan meydana gelmiş. Böyle zemine deprem
dalgaları girdiği zaman burada çok oyalanır, özü yavaşlar, buradan çıkmak
istemez, salladıkça sallar burayı. En büyük yer ivmesi de burada çok fazladır,
titreşimi inanılmaz fazla olur. Kayalı zeminde çok az titrer ve geçer gider.
Ama bu zeminde gitmez. Hep o örneği veriyorum, kapana kısılmış fare gibi,
oyalanır durur. Burada depremin etkisini kat be kat büyütür. Yer kıtlığı var,
burada yapacağım diyorsanız o zaman 1 lira ile malolacak binayı burada 50
liraya mal edecekseniz buyurun yapın. Şu anda hasarın ne olduğunu bilmiyorum.
Yüksek binanın salınımı fazla olur. Bunlar sağlam zemine kazıklar içinde
ulaşmışlarlarsa veya o zemini ıslah edilmişse sağlam olabilir. İzmir’de deprem
beklediğimiz öncelikle fay değil burası. İzmir fayındaki deprem olsaydı
bunların çoğu giderdi. Bu 70 kilometre uzaktan yaptığı depremin etkisidir.
‘Evinizde en iyi yer hayat üçgeni oluşturacağınız
yerlerdir’
-Eğer zemin kattaysanız deprem başladığında kolaylıkla
dışarı çıkabileceğinizi düşünüyorsanız, dışarı çıkmayı deneyebilirsiniz, tabii
binalardan uzak bir yere gitmeniz gerekir. Üst kattaysanız merdivenleri,
asansörü kullanmak suretiyle dışarıya kaçmaya çalışmak yapabileceğiniz en büyük
yanlışlardan biridir. Binaların en zayıf noktalardan biri merdivenlerderdir.
Merdivenleri asla kullanmayacaksınız depremin olduğu sırada, aynı şekilde
asansörü de. Bir de hazırlıksız yakalanmayacaksınız. Amaç şu; sizin önceden
söyleneni anlayabilir yaştaki çocuklarınızla birlikte bir deprem planlaması ve
tatbikatının olması lazım. Bunun zaman zaman aile içinde yapılıyor olması
lazım. Deprem başladığı zaman dairenin içerisinde nerede toplanacağız. Hepimiz
şurada toplanacağız diyeceğiz. En iyi yer, hayat üçgeninin oluşabileceği yerlerdir.
Sağlam bir masa olsa, deprem sırasında çocuklar gelip masanın altına değil,
önünde sağlam bir masa ise başınızı tutup cenin pozisyonu yapabilirsiniz.
‘Masanın altında değil, önünde cenin pozisyonu
alınmalıdır’
-En güzel yer mutfaklarda setin önünde veya buzdolaplarının
önünde. Mutfağınız büyükse, sağlam mutfak seti varsa, o tezgahın önüne 3-4
kişilik aile dizilebilir. Hepsi orada olmaz da kimi buzdolabının önünde
durabilir. Yukarıdan kırılan kiriş, tavandan gelen bazı şeyler olabilir, buna
çarpabilir. Bazılarının hazırlıksız olduğunu durduğu yerlerden anlıyorsunuz bu
depremde. Evde eşyaları sabitlemiş olmamız lazım. Yatak odalarında büyük
gardrpolarının üzerinize düşmemesi lazım, onların sizin çıkışını engellememesi
gerekir. Dolayısıyla bunları duvara rapt etmek lazım. Pencere kenarlarında
özellikle durmamanız lazım, çünkü deprem esnasında patlıyor. Caddeye bakan
duvarlara çok yakın olmamak lazım. Evde yangın olabilir; deprem biter bitmez
doğalgaz, suyu ve elektrik şalterini indirmeniz lazım. Daha sonra emniyetli bir
şekilde toplanma yerlerine gidilebilir. Araba içinde iseniz, güvenli bir yere
park etmeniz lazım. Kapalı otoparktasınız, deprem başlayınca arabanın içinde
durmamanız lazım. Yanında cenin pozisyonunda olabilir. Bunların ailece
içselleştirmemiz lazım.
‘İnsanlar demokratik şekilde can güvenliği talep etmeli’
-Depreme inanmıyoruz galiba. Konuşuyoruz, korkuyoruz. Bu depremden
sonra değişmesini umarım ama. Bir zaman sonra insanlar aynı evlerine
giriyorlar, ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam ediyor. Ben
kendi halkıma üzülüyorum, gönül koyuyorum. Vatandaş çok şey yapabilir. Ben
günlük çözümden bahsetmiyorum. Demokratik ülkede en büyük güç halktır demiyor
muyuz? Bütün siyasetçiler, yöneticiler halkın gönlünü almak için çalışmıyor mu?
Aynı halk bu acıyı gördükten sonra 1 hafta 10 gün sonra hayatlarına devam
etmiyor mu? Merkezi yönetimlerden, yerel yönetimlerden ‘can güvenliğimizi
istiyoruz’ diye demokratik usullerle bir tavır koyamazlar mı? Ellerinde seçim
pusulası var. Meydanlarda depremin konuşulduğunu gördünüz mü? Birbirlerine laf
atmaktan, bazen de hiç olmayan söz ve davranışlardan başka ne yapılıyor? Neden
pankartlarla ‘can güvenliğimizi sağlayın’ demiyor? Birincisi bu. Elindeki gücü
kullanmıyorsun. Bir sürü seçim geçiyor. Mesela niye deprem can güvenliği
noktasında bir plan program yapmayan partiden uzak durmuyorsun? Halkın kendini,
neslini düşünmesi lazım. Ben halktan şunu beklemiyorum. Halka aile planlamasını
yap diyorum. Şunu demiyorum; deprem gelmeden önce evini güvenli hale getir.
Bunu dediğiniz zaman ekstrem oluyor. İnsanlar doğru dürüst geçinemiyor. Parası,
pulu yok, ne yapsın adam?
‘Vatandaş arkasında devleti hissederse yaratıcı şeyler
olabilir’
-Biz kendi yarattığımız sorunları devasa büyüklüğünün
korkusuyla adım atmıyoruz. Biz yarattık bunları. Yapılmayacak yerde binalar
yaparak, kaçak binalar yaparak, her seçimde katları arttırarak. Bu bizim yarattığımız
sorunlar o kadar büyüdü ki, şimdi cesaret edemiyoruz. İnsanların can
güvenliğini sağlayacak kentleri, yerleşim alanlarını yapmak birinci derecede
devletin sorumluluğundadır. Devlet vatandaşa elini taşın altına sokmasını
isteyebilir. Devlet deprem odaklı kentsel dönüşümle bazı enstrümanları bulmak
zorundadır. Sözgelimi inşaat sektörünün satışta tıkanması durumda, kredileri
sunuyoruz. Ben diyorum ki, bu enstrümanı siz evini güçlendirecek insanlar için
de yapabilirsiniz. DASK diye bir şey var. Parayı alıyor, tek taraflı çalışıyor.
Neden aldığı parayı deprem güvenli hale getirmek için insanlara kredi olarak
vermiyor. Vatandaşı yanına çekeceksin, devletin şefkatini, desteğini,
gözetimini, denetimini de vatandaşın arkasına koyacaksın. Vatandaş devleti arkasında
hissederse yaratıcı şeyler olabilir.
