esir takasında serbest bırakılan HAMAS Siyasi Büro Üyesi Mahmud Merdavi’ye
Filistin İletişimciler ve Medya Derneği (FİMED) aracılığıyla ulaştık. Merdavi,
Gazze’ye bombalar düşmeye devam ederken Aydınlık’a özel açıklamalar yaptı.
Merdavi, ulaştırdığı ses kaydında, “Aksa Tufanı” ve sonrasındaki gelişmeleri
değerlendirdi.
ÖNLEYİCİ HAREKAT
HAMAS siyasi liderlerinden Merdavi, “Aksa Tufanı”
harekatının arka planını şöyle anlattı: “Direnişin aldığı istihbarata göre,
İsrail zaten bir operasyon hazırlığı içerisindeydi. Önce direniş liderlerine
suikastler düzenleyecek akabinde de Gazze ve farklı bölgelere operasyonlar
yapılacaktı. Direniş olarak tüm bunlara karşılık olarak bu operasyon
başlatıldı. Bu operasyonda direnişin nihai amacı, Filistin halkının özgürce
yaşamasını, halkımızın insana yaraşır bir hayata kavuşmasını sağlamak.
İnsanlarımızın yaşamak için en temel ihtiyaçlarına ulaşması engelleniyor.
İşgalci İsrail, halkımızı yok sayıyor. Bunlar devam ettikçe bu operasyonlar ve
direnişimiz devam edecek. “Uluslararası hukukun güvencesi çerçevesinde bizim
olan haklarımızı alana kadar da durmayacağız. Operasyonla ilgili şimdi
gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Genel anlamda sonuç hedeflerimiz ve
amaçlarımız, aslında operasyonu başlatan nedenler. Operasyon devam ediyor.”
Mescid-i Aksa içinde törenler düzenlendi, kurbanlar kesildi
hatta Şofar çalınarak, ayinler yapıldı.
OPERASYONU ZORUNLU KILAN ŞARTLAR
Merdavi başlattıkları operasyonu zorunlu kılan gelişmeleri
de şöyle sıraladı: “İlk olarak bu operasyon, anlık bir karar alınarak
yapılmadı. Yaklaşık bir buçuk iki senelik bir hazırlık söz konusu. Bu süreç
içinde işgalci İsrail, Filistin halkına en kanlı günler yaşattı. Hapishanedeki
Filistinli esirlere yönelik insanlık dışı saldırılar arttı. Hatta tutuklular
için idam cezasından bahsedilmeye başlandı. Batı Şeria’da, işgalin
genişletilmesi için yeni projeler çizildi. Birçok ihlal adımları atıldı. Yeni
yerleşkeler inşa edildi. Özellikle Netanyahu ile birlikte aşırı radikal bir
hükümetin de gelmesi ile birlikte Mescid-i Aksa konusunda kışkırtıcı adımlar
atıldı. “Mescid-i Aksa defalarca Müslümanlara kapatıldı. Kudüs askeri bölge
olarak ilan edildi. Kadınlar Kudüs sokaklarında darp edildi, kıyafetleri
çıkarıldı. Çok zor ve kabullenilemez görüntülerle karşı karşıya kaldık. Direniş
olarak bütün bunlar için defalarca arabulucu ülkeler aracılığıyla uyarı
gönderdik. Fakat İsrail bu uyarılarımıza sessiz kaldı ve işgale, zorbalığa
devam etti. Mescid-i Aksa’yı Yahudileştirme konusunda adımlar atıldı. Mescid-i
Aksa içinde törenler düzenlendi, kurbanlar kesildi hatta Şofar çalınarak,
ayinler yapıldı. Bütün bu saldırı ve ihlallere karşı bir yanıt vermemiz
gerekiyordu.”
PERDE ARKASINDAN SAVUNMAYIN
Mahmud Merdavi, uluslararası alanda çeşitli ülkelerin
Filistin’de yaşanan olaylara bakışını da değerlendirdi. Merdavi, Filistin
halkının haklı mücadelesine eylemsel olarak tavır alınmasının önemli olduğunu
vurguladı. Merdavi şöyle konuştu:
“Uluslararası dünyada bize dair iyi tavır ve tutumlar var.
Fakat bütün bu tavırların gerçek hale dönüşmesi için irade olması lazım. Bu
tutum ve tavırlar faal olarak, somutlaşmalıdır. ABD’nin tutumu zaten
beklenmedik bir şey değil. ABD yıllardır İsrail ile birlikte savaşıyor ve
saldırıyor. ABD tarafsız değil. Çin ve Rusya, iyi tutum gösterdiler. Böyle
büyük ülkelerden, Filistin halkının yanında bir tavır gelmesi farklı bir anlam
oluyor. Ama onlardan Filistin’in haklı mücadelesinin yanında yer alacak daha
fazla adımlar bekliyoruz. Bu ülkeler de ABD’nin adaletsizliğine maruz kalıyor.
Diğer taraftan, Filistin halkının arkasında durmak noktasında, İran ve Cezayir
açık bir şekilde yanımızda. Türkiye’nin ve Katar’ın tutumunu da iyi tutumlar
olarak görüyoruz. Tabi, yani bazı ülkeler sanki perde arkasında saklanmış bir
tavır göstermeye çalışıyorlar, Filistin’i desteklemek adına. Ben onlara şunu
söylüyorum, Tavrınızı, insanlığımıza göre, dinimize göre, kardeşlerinize göre
göstermekten hiç sakınmayın. Bunu gösterin. Bu tavırlar çok önemli. Tavırların
daha somut bir hale gelmesini, faaliyete geçilmesini bekliyoruz.”
‘AKSA TUFANI’NI BAŞLATAN SES: MUHAMMED ED-DAYF
7 Ekim günü, yayınlanan karanlık bir görüntü içerisinde net,
yüksek ve doğrudan bir ses, İsrail’e karşı ‘Aksa Tufanı’ operasyonunu
başlattıklarını ve 1973 yılında Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı geçip İsrail ile olan
ateşkes hatlarını aşmasından beri İsrail’i yaşamadığı bir pozisyona sokarak
birkaç saat içinde ateş altına aldıklarını duyurdu. Füzeler Tel Aviv ve
Kudüs’e, yerleşim yerlerine, Kibbutzlar bölgesine, İsrail bölgelerine düştü ve
bu yerler tamamen Kassam savaşçıları tarafından kontrol altına alındı.
Operasyonu başlatan ses ise Hamas’ın silahlı kanadı El-Kassam Tugayları
Komutanı Muhammed ed-Dayf’tı (Ebu Halid).
Dayf’ın üç fotoğrafı var; biri çok eski, ikincisi maskeli,
üçüncüsü de gölgesinin fotoğrafı
Dayf’ın talimatlarıyla karadan, denizden ve havadan Hamas
Hareketi mensupları harekete geçti, İsrail bölgelerini kontrol altına aldı.
HAYALET
Dayf hakkında ailesi ve Hamas’ın küçük bir grubu dışında
kimsenin bilgisi yok. On yıllardır İsrail’in arananlar listesinin başında gelen
Dayf’ın sadece üç tane fotoğrafı var. Biri çok eski, ikincisi maskeli, üçüncüsü
de gölgesinin fotoğrafı. Sözde dünyanın en güçlü istihbaratına sahip olmakla
övünen İsrail’in bile elinde Dayf’ın yeni bir fotoğrafı yok.
Teknolojiyi kullanmayan ve son halini kimsenin bilmediği
ed-Dayf, hayalet olarak nitelendiriliyor. Ocak 2011’de annesinin cenaze
törenine tüm Hamas liderleri katılırken, kendisinin törene katıldığına dair
bilgi yok.
HAYATI
Şarku’l Avsat’ın haberine göre, gerçek adı Muhammed Diyab
İbrahim el-Masri, olan ed- Dayf, 1965 yılında, El-Kubeybe beldesinden Gazze
Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kampına yerleşen Filistinli bir mülteci
ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok fakir bir ailede büyüyen Muhammed
ailesini desteklemek için geçici olarak okulu bırakmak zorunda kaldı. Babasıyla
birlikte iplikçilik ve döşemecilik yaptı ve ardından kümes hayvanlarından
geçimini sağlamak için küçük bir yer kurdu. Ayrıca İsrail tarafından aranmadan
önce şoför olarak çalıştı. Dayf, 1987’nin sonunda Hamas Hareketi’ne katıldı.
Eğitimine geri dönen Dayf, Gazze İslam Üniversitesi’ne gidip 1988 yılında
lisans diplomasını alarak mezun oldu.
Bu süre zarfında Dayf, tiyatro işleriyle ilgilenen El-Aidun
(Dönenler) adlı İslami bir sanat ekibi oluşturdu. Oyunculuğa olan tutkusuyla
bilinen Dayf, tiyatroda tarihi şahsiyetler de dahil olmak üzere birçok rol
üstlendi. Dayf, İslam Üniversitesi Öğrenci Konseyi’ndeki faaliyetleri sırasında
sanat komitesinden sorumluydu. 1989 yılında İsrail tarafından tutuklandı ve
Hamas’ın askeri koluna çalıştığı suçlamasıyla 16 ay boyunca işgal
hapishanelerinde yargılanmadan tutuklu kaldı. İddialara göre, Dayf hapishaneden
çıktıktan sonra beraberindekilerle Kassam’ı kurdu. 1990’lı yıllarda İsrail’e
karşı sayısız operasyonun başında bulundu ve bunlara katıldı. Filistin Yönetimi
Dayf’ı Mayıs 2000’de İsrail’in talebi üzerine tutukladı. 2002 yılında
başkomutan Salah Şehade’nin öldürülmesinin ardından Kassam Tugayları’nın
komutasını devraldı. İlk suikast girişimine 2001 yılında maruz kaldı ancak
hayatta kaldı. Bir yıl sonra bir Apache helikopterinin Dayf’ın aracına iki füze
fırlatmasıyla ikinci bir girişime maruz kaldı. İçlerinden biri Dayf’ı yaraladı ve
Hamas lideri Doktor Abdulaziz er-Rantisi (2004’te suikaste kurban gitti)
tarafından bilinmeyen bir yerde tedavi edildi./aydınlık
