Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari, Düşmanın beşinci kolunun tespit edilmesi ve onlarla mücadele edilmesi, normal şartlarda bile istihbarat güçlerinin ve yargı mekanizmasının tanımlanmış görevlerinden biridir vurgusunda bulundu.
Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;
1- “Beşinci Kol (Fifth column)” ifadesi, onlarca yıl önce İspanya İç Savaşı sırasında siyasi literatüre girmiştir. Ülkeyi otuz yılı aşkın bir süre mutlak bir diktatörlükle yöneten İspanya’nın kanlı diktatörü General Francisco Franco, Madrid’e saldırma ve cumhuriyeti ortadan kaldırma niyetindeyken, Madrid şehrini ellerinde bulunduran cumhuriyetçilere hitaben yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Ben doğudan, batıdan, kuzeyden ve güneyden dört kol asker ve teçhizatla şehre doğru ilerliyorum; ancak siz sadece bu dört kola güvenmeyin, bizim bir kolumuz daha var ki o da şehrin içinde, hatta sizin aranızda bizim için faaliyet yürütüyor! Onlar bizim beşinci kolumuzdur.” (!) Franco’nun ordusu Madrid’e ulaştığında, beşinci kol misyonuna çoktan başlamış, uydurma hikayeler ve ardı arkası kesilmeyen yalanlar yayarak, General Franco’nun taleplerini onun adını anmadan, İspanya halkının iyiliğini istiyormuş gibi propaganda etmişti. İşte İspanya’nın kanlı diktatörü, bu sayede otuz yılı aşkın bir süre ülkenin tek hakimi olabildi.
2- Beşinci kol, sahaya farklı misyonlarla sürülür. Beşinci kolun en yaygın misyonlarından biri, düşmanın diliyle konuşmaktır. Bu durumda, beşinci kolun dili, kalemi ve benimsediği/propaganda ettiği duruş düşmanın talepleriyle birebir örtüşür. Peki ama nasıl?! Beşinci kol, düşmanın taleplerini hiçbir değişiklik yapmadan, olduğu gibi diliyle ve kalemiyle ifade ederse çok çabuk deşifre olur. Bu yüzden beşinci kolun görevi; düşmanın düşmanca yönelimleri olan talep ve hedeflerini, halkın ve nizamın iyiliğini istiyormuş kisvesine büründürmek, ona dostane ve halkın hoşuna gidecek bir görünüm kazandırmaktır! Şimdi, ABD ve Siyonist rejimin Ramazan Savaşı‘ndaki başarısızlığının ardından beşinci kolun sahneye sürdüğü propaganda çabalarından birkaç örneğe bakalım:
3- İtiraz ediyor ve diyorlar ki: “Barışı ihanet saymak ve barışseverliği Hüseyin bin Ali’nin (a.s) şiarına aykırı göstermek, hiçbir şekilde Muhammedi (s.a.v) İslam’ın özüyle bağdaşmaz.” Bu açıklamalar, tüm uzmanların itiraf ettiği ve açıkça görüldüğü üzere, ABD’nin ilan ettiği hedeflere ulaşmada başarısız olduğu bir dönemde yapılmaktadır. ABD şu anda İran’ın kan davası (intikam), tazminat ödenmesi ve ABD’nin bölgeden çekilmesi yönündeki kararlı duruşuyla karşı karşıyadır. İşte işlediği cinayetlerin sonuçlarından kaçmak için beşinci kola “barışseverlik” misyonu vermektedir! Beşinci kol bu misyonu yerine getirirken İmam Hüseyin’in (a.s) şiarını ve duruşunu da çarpıtmakta, İmam Hüseyin’in (a.s) o kadar zorluk ve yalnızlığın zirvesindeyken neden Yezid ile barış yapmaya yanaşmadığını o uğursuz yüzlerine hiç vurmamaktadır!
4- ABD, savaşı İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek, yani bir “rejim değişikliği (Regime change)” gerçekleştirmek amacıyla başlattığını, eğer bunu başaramazsa İran’ı teslim almanın peşinde olduğunu açıkça ilan edip dururken, beşinci kol üyeleri şu propagandayı yapıyor: “Tüm varlığımızla onurlu bir barıştan yanayız!” Diğer bir ifadeyle, “şerefsizce bir teslimiyeti”, kulağa hoş gelsin diye “onurlu bir barış” olarak adlandırıyorlar.
5- ABD ve müttefiklerinin saldırganlığına karşı en anaç ve en etkili güç kaldıraçlarımızdan biri, Hürmüz Boğazı üzerinde egemenliğimizi uygulamak ve küresel ticaretin şah damarı olan bu stratejik su yolunu kapatarak ABD’yi dize getirmektir. Şimdi bakın beşinci kol bu konuda kendisine dikte edilen nasıl bir propagandayı öne sürüyor?! Diyor ki: “İran boğazın yönetimine girmemeli, bu mesele ülkenin başına sadece bela açar!” Yani tam olarak ABD’nin talebinin propagandasını yapıyor. Beşinci kol bu durumda da, ABD tarafından dikte edilen asıl hedefi, yani ABD’yi Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından kurtarma amacını halkın iyiliğini düşünüyormuş gibi sunuyor; İran’ın yasal hakkı olan Hürmüz Boğazı yönetimini “bela açıcı” olarak nitelendiriyor! Bu vatan satıcı eylemin adını da “vatanseverlik/vatan için tasalanmak” olarak yutturmaya çalışıyor!
6- ABD açıkça anlamıştır ki; aziz şehidimizin ve diğer şehitlerimizin kanının yerde kalmaması haykırışı ciddidir ve affedilemez. Öyle ki bu ilahi misyon için ödül belirlenmiş ve tüm dünya özgürlükçüleri bu göreve davet edilmiştir. Durum o raddeye varmıştır ki, CIA ve Mossad; Trump, Netanyahu ve kimliği belirlenen diğer katiller için ömür boyu sürecek özel koruma ekipleri kurmuştur. Trump, ABD’nin bağımsızlık yıldönümü konuşmasında, Amerikan tarihinde ilk kez kurşun geçirmez cam korumanın arkasında durmuştur. Düşman çok iyi bilmektedir ki, şehitlerin kanının davasını gütmek terörle mücadelenin diğer bir adıdır ve katillerin kısas edilmesi için tüm güç, imkan ve kaldıraçlar kullanılacaktır.
ABD bu durumda, İran’ı ve dünya özgürlükçülerini bu kan davasından caydırmak için, bunu toplumsal, ulusal, dini ve terörü engelleyici bir talep olarak değil, şahsi bir meseleymiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Beşinci kolun unsurları da tam bu noktada kalemlerini ve dillerini riyakarlıkla döndürerek şöyle diyorlar:
“Yüce Devrim Lideri’nden, şahsi bir mesele olan şehit liderin kanının intikamından vazgeçmesini talep ediyoruz.”
Sanki şehit liderin ve diğer şehitlerin kanının davasını gütmek ulusal, dini ve uluslararası protokollerde tanınan bir talep değilmiş gibi!
7- Beşinci kolun propaganda mekanizmasını imkansız kılan ya da etkisini büyük ölçüde azaltan en büyük engel ise, bu toprakların halkının basiret, akıl ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş imanıdır. İran halkı, söz ve eylemlerinde öz Muhammedi İslam’ın ilkelerini tercüme eden ilahi bir Lider’e sahip olmanın bereketiyle “yol haritasını” bilmektedir; bu yüzden onlar için “akı” “karadan”, “suyu” “seraptan” ayırt etmek pek de zor değildir. Kanıtı mı?! Yüz binlerce medya organını kullanarak sahaya inen düşmanın psikolojik operasyonlarına karşı 47 yıldır sergilenen direniştir. İnsanlık tarihinde benzerine az rastlanır (hatta eşsiz) en somut örnek olarak, on milyonlarca insanın tek bir yürek halinde ayağa kalkmasını ve ülkenin dört bir yanındaki sokaklarda, meydanlarda gece gündüz sergilediği varlığı gösterebiliriz.
Tam da burada, İngiliz dış istihbarat servisi MI6’in eski direktörü ve 5+1 nükleer müzakerelerinde İngiliz heyetinin kıdemli üyesi olan John Sawers‘ın görüşüne bir örnek olarak değinmek gerekir. Sawers şöyle diyor: “İran’da muhalif (muhalefet) grupları organize etme konusunda büyük bir sorunla karşı karşıyayız.” Ve bunu şöyle açıklıyor: “İran halkı İslam Cumhuriyeti’ni kendi İslami temellerinin ve dini inançlarının bir parçası olarak görüyor; bu yüzden muhalif grupları İslam’ın ve İran’ın düşmanı olarak kabul ediyor.” Sawers, bu görüşünü kanıtlamak için devrimden sonraki onlarca yıl boyunca muhalif grupların uğradığı başarısızlıkları örnek gösteriyor.
8- Ve son olarak şu noktaya dikkat edilmelidir: Düşmanın beşinci kolunun tespit edilmesi ve onlarla mücadele edilmesi, normal şartlarda bile istihbarat güçlerinin ve yargı mekanizmasının tanımlanmış görevlerinden biridir. Şüphe yok ki, savaş zamanında bu misyonun önemi ve gerekliliği, normal şartların katbekat üzerindedir. Çünkü beşinci kol, düşman ordusunun bir parçasıdır. İstihbarat ve yargı merkezlerinden beklenen, düşmanın bu uzantılarına karşı, özellikle de savaş zamanında, kesin ve pişman edici bir şekilde müdahale etmeleridir. Meseleyi hafife almamalı ve beşinci kolun dikte edilmiş bir misyon olarak izlediği bu “hattı” bir “hata” olarak görmemelidirler! Eğer bir “hata” belirli bir alanda sürekli tekrarlanıyorsa, onun adı artık hata değil, kasıtlı bir “hattır” (çizgidir)! Bu zümrenin geçmişine ve siciline dikkatli bakın! Onların hangi duruşunu ve eylemini, ABD ve Siyonist rejimin duruşundan, eyleminden ve taleplerinden farklı görüyorsunuz?!
