el-Husi, Hz Muhammed’in (s.a.a) doğum yıldönümü münasebetiyle cumartesi günü
San’a’nın ve diğer şehirlerin ana meydanlarında toplanan halka video konferans
yoluyla bir konuşma yaptı.
Ensarullah Hareketi lideri bu konuşmasında Yemen milletini
ve İslam ümmetini bu hayırlı ve mübarek gün vesileyle tebrik etti ve şunları
söyledi: ‘Aziz Yemen halkı, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Peygamber’in
(s.a.a) kutlu doğumunu kutlamakta ve bu münasebetlerin nurundan faydalanmak
amacıyla programlar düzenlemektedir. Bugün halkımız büyük ve seçkin bir
mevcudiyetle ve İslam ümmetinin ön saflarında kutlama alanlarında
bulunmaktadır. Halkımız, hakiki iman bağlarını somutlaştırarak Resûlullah’a
(s.a.a) olan sevgisini, saygısını ve sadakatini göstermektedir.
Peygamberimiz ‘in (s.a.a) doğumunun tesiri ve bereketi ile
halkımızın imanı yükseltmekte, hak yolundaki kararlılıkları daha da
sağlamlaşmakta ve hidayet yolunda ve Resûlullah’a (s.a.a) tabi olma yolunda
güçleri kuvvetlenmektedir. Milletimizin ve insan toplumlarının içinden geçtiği
sorunlar ve krizler göz önüne alındığında, Peygamber’in (s.a.a) doğum günü,
insan toplumunun çektiği acıların gerçek nedenlerini tanımak için önemli bir
fırsattır. İyi işlerin eksikliğinin sonucu ve bu iyi işlerin yerini gerçek
hayatta kara düşüncelerin ve yozlaşmış güdülerin alması acı ve büyük
problemlerdir. İnsanın acısının ve ıstırabının gerçek nedeni, ilahi rehberlik
ve öğretilerden sapmadır ve insan bunlardan ihtiyaçsız değildir ve bunlar
yerine daha iyi bir alternatif koyamaz. Kişi ilahi değerleri görmezden
geldiğinde kaybeder ve düşmanların sömürüsünün kurbanı olur.
Müstekbir güçlerin ve yandaşlarının her zaman tüm çabaları,
insanları aydınlıktan karanlığa sürüklemektir ve günümüzde Amerika ve İsrail
müstekbir güçlerin örnekleridir. Tağutlar, şirki ve insanın Allah’a olan
inancına zarar veren yanlış inançları teşvik etmeye çalışıyorlar. Tağutlar ve
müstekbir güçler, insanları lider ve rol model olarak peygamberlerden ve
elçilerden uzaklaştırmaya ve ayrıca bir yaşam biçimi ve hidayet mercii olan
ilahi öğretiler ile insanlar arasına mesafe koymaya çalışıyorlar. Onlar din adı
altında din kavramlarını çarpıtmaya çalışıyorlar.
Tağut ve müstekbir güçler, yolsuzluğu, münkeri, haram
ilişkileri ve cinsel sapıklıkları yaymaya çalışıyorlar. Onlar, adaleti yaşamdan
kaldırmaya, adaleti engellemeye, zalimleri güçlendirmeye ve mazlumlara karşı
suç işlemeye çalışıyorlar. Amerikalılar, Siyonistler ve yoldaşları, insanları
aşağılamak ve onlara hükmetmek için onları köleleştirmek ve onlara baskı yapmak
istiyorlar. Müstekbirler insanlara hükmetmek için halkın sorumluluk duygusunu
zayıflatmaya çalışıyorlar.
Resulullah (s.a.a) Allah’a tevekkül ederek ve O’na güvenerek
hareket etmiş ve tüm çabasını bu risalete hizmet etmek, milleti ve insanlığı
kurtarmak için harcamıştır ve Tağutları ve müstekbir güçleri zayıflatarak büyük
bir başarıya imza atmıştır. Arapları da cehaletten Kuran’ın nuruna ve İslam
dinine yöneltmiştir.
Müslümanlar, Peygamber (s.a.a) ile aynı yol ve konumda
kalsalardı, insan toplumuna önderlik etmede öncü olacaklardı. İlk bölümün
başlığı Allah Resul’üne (s.a.a) imandır ve bu inanç, onlara iktida etmeye neden
olacak arzu edilen bir seviyeye ulaşmalıdır. İmanımız dürüst, bilinçli,
Resûlullah’ı (s.a.) tanımaya, O’na sevgi duymaya, iman etmeye, vefalı olmaya ve
güvenmeye dayalı olmalıdır.
İkinci bölümün başlığı, Peygamber’i (s.a.a) tazim etmek ve
onun yüksek makam ve menziletine saygı duymaktır. Üçüncü bölümün başlığı,
Resûlullah’ın (s.a.v.) davasına tüm meşru yollarla ve her alanda yardım
etmektir. Davanın anlamı, Peygamberimiz ‘in (s.a.a) uğrunda mücadele ettiği ve
sabır gösterdiği görev, hidayet yolu ve ilahi hak dinidir. Peygamber’e (s.a.a)
yardım etmenin örneklerinden biri de tağut ve istikbar karşısında durmak,
Peygamber’in (s.a.s) ve İslam risaletinin düşmanlarına karşı savaşmaktır.
Dördüncü bölümün başlığı da bize saf hakikati sunan ve onu sapkınlıktan ayıran
Kurân-ı Kerîm’e tâbi olmak gerektiğidir. Kuran, hayatın her alanında belagat,
hikmet ve ilmin yayılmasında kalıcı bir mucizedir. Peygamber (s.a.a) ve Kuran-ı
Kerim ile doğru bir ilişkiyi organize eden bu dört bölüme bakıldığında büyük
bir sonuca ulaşılır o da Yüce Allah’ın “Kurtuluşa erenler de işte
onlardır” ayetinde görülmektedir.
Ey imanlı Yemen halkı ve ey İslam ümmeti, içinde kurtuluş ve
zafer bulunan bu şeye koşun. Ümmetimiz, Kuran-ı Kerim’e ve Resûlullah’a (s.a.a)
dönmedikçe zarar ve ziyandan kurtulamayacaktır. Yüce Allah’ın görevi, insanları
tağutların ve müstekbirlerin esaretinden kurtarmak, onları ruhi ve ahlaki
olarak yükseltmektir. Bu risalet insanlara onur ve haysiyet kazandırır. İlâhî
risalet, adaletin adalete uymak dışında başka bir şeyle sağlanmadığı ve sadece
onunla yayıldığı yöntem ve yaklaşımdır.
Batı ülkelerinin ve batı toplumlarının liderlerinin Allah’a
ve son peygambere (s.a.a) hakaret etmekten, peygamberlere ve Allah’ın kitabına
düşmanlıktan, Kuran’ı yakmaktan, ilahi öğretilere karşı savaşmaktan
vazgeçmelerini istiyorum.
Onlardan değerlerle savaşmayı, yolsuzluğu ve ahlaksızlığı
teşvik etmeyi ve ulusları yozlaştırmaya çalışmayı bırakmalarını, Batı’daki
gerçekler üzerinde düşünmelerini istiyorum. Batılı ülkelerin liderlerini bu
yolun vahim sonuçları ve bunun dünya ve ahiretteki cezası konusunda uyarıyorum
ve onlardan, Batı’ya tamamen hakim olan ve onları yanlış yönlendiren
Siyonizm’in boyunduruğundan kendilerini kurtarmalarını istiyorum.’
