münasebetiyle yaptığı konuşmada, İran içindeki ve dünya genelindeki konulara
değindi.
İmam Hamanei’nin konuşmasının önemli başlıkları şöyledir:
Nevruz, zikir, dua ve maneviyat ile iç içedir. Belki de
milletler arasında yılın ilk bayramları arasında, milli bir bayramın dua ve
maneviyat ile iç içe olması ender görülen bir konudur.
Nevruz Bayramı konusunda İranlılara has tarz ve tat, insanları
düşündürmektedir. Bahar bir umut ve tazelik mesajıdır ve bu umut bu sene bu
bayramın Şaban ayının ortasına denk gelmesi nedeniyle ikiye katlanmıştır. Çünkü
Şaban ayının ortası insanlığın büyük ümidinin doğum günüdür.
Umut, tüm hareketlerin ve ilerlemelerin kaynağıdır ve
Allah-u Teala İran halkı için umut nedenini sağlamıştır ve Allah’a hamd olsun
umut için zeminler az değildir. Bırakın düşmanlar İran milletinin umuduna
öfkelensinler.
Son 10 yılda ve h.ş1390’lı yıllarda birçok ekonomik zorlukla
karşı karşıya kaldık. Halkın rahatını sağlamak için bu konular hakkında uygun
şekilde düşünülmesi gerekir.
Ekonomide asıl mesele, milli üretimdir ve bu son üç, dört
yılda yılın sloganı olarak gündeme gelmiştir. Yetkililer ellerinden geldiğince
bir şeyler yaptılar ama bugün bizim ve ülkenin üst düzey yetkilileri için asıl
mesele ekonomidir.
İnsanları cesaretlendiren yeni yaklaşımlar var ve eğer bu
halkçı yaklaşımlar devam ederse umut belirtileri de artacaktır.
Ekonomi alanında konuştuklarımız ağırlıklı olarak ülke
yetkililerine yöneliktir. Bunu toplum önünde konuşmamızın nedeni, insanların
ekonomik meseleler ve ekonomi politikalarından haberdar olması ve bir eylemde
bulunan yetkilileri desteklemesidir. Elbette özellikle bilgi temelli ekonomi
alanında halkın ve özellikle gençlerin yapması gereken görevler vardır.
Benim bugün bahsettiğim konu şudur; Ülkenin ekonomik
işlerinde reform yapmak için, kararlı bir şekilde bilgiye dayalı ekonomiye
doğru ilerlemeliyiz. Yani ileri bilgi ve teknolojinin üretimin tüm alanlarında,
hatta üretim işinin türünü seçmede bile tam bir rolü vardır. Çünkü her şey
yapılmak zorunda değildir ve seçim bilimsel çalışmaya dayalı olmalıdır.
Bu politikayı takip edip bilgiye dayalı işletmeler
geliştirirsek, bu, üretim maliyetlerini düşürecek, verimliliği artıracak, ürün
kalitesini iyileştirecek ve ürünleri küresel pazarlarda ve yurtiçinde var
olabilmek için daha rekabetçi hale getirecektir. Ülke içinde ithalat akışı olsa
bile insanlar yerli kaliteli ve ucuz ürünü memnuniyetle karşılayacaktır.
Ne yazık ki tarım sektörümüz bilgi temelli olmaktan uzaktır.
Bu sektörde bilgiye dayalı şirketler geliştirirsek, tohum ıslahında, yeni
sulamada ve yeni üretim yöntemlerinde, su ve toprağın daha iyi verimliliğinde
bundan en iyi şekilde yararlanacağız. Sonuç olarak ülkenin gıda güvenliği
sağlanacak, çiftçilerin gelirleri artacak ve teşvik edilecektir. Su sıkıntısı
sorunu da çözülebilecektir.
Ekonomide adil ilerleme sağlamak, yoksulluk ve mali zayıflık
sorununu çözmek, ancak üretimi güçlendirme yolundan geçmektedir ve eğer bilgiye
dayalı üreterek üretimi güçlendirirsek bu büyük hedefe ulaşılacaktır.
Şu anda, ülkede 4 bin 500’ü imalat şirketi ve geri kalanı
hizmet şirketi vb. olmak üzere 7 binden az bilgiye dayalı şirketimiz var. Bu
sayıda şirket yaklaşık 300 bin doğrudan istihdam yaratıyor. Bu önemli bir
rakamdır ve geçen yıl 320 bine kadar doğrudan iş istihdamı olduğu tahmin
ediliyor.
Bana bunun bu yıl için en fazla %30 artırılabileceği
söylendi ama ben bundan memnun değilim ve %30’un ülkenin ihtiyaçlarını
karşılayan bir rakam olmadığına inanıyorum ve yetkililerden beklentim bu
firmaların %100 artışla 300 bin doğrudan iş istihdamını 600 bine
çıkarmalarıdır. Tabi oluşturulan şirketlerin gerçekten de bilgiye dayalı olması
gerekiyor.
Ülkemiz temel gıda ürünlerinde gerekli güvenliği ve kendi
kendine yeterliliği sağlamalıdır. Buğday, hayvan yemi, mısır, arpa ve ana yağ
üretim maddelerinde kendi kendimize yetmeliyiz. Ülkenin her yerinde üzerinde
çalışılması gereken verimli ovalarımız var. Birkaç yıl önce, Huzistan örneğinde
olduğu gibi. Orada ve Gilan ve Sistan’da yapılan eylemi teşvik ettim. Bu
bölgelerde istediğimiz miktar uygulanmasa da ama yine de iyi bir eylemdi.
Ekmeği israf ediyoruz ve atılıyor. Halkımız, tarım
sektörümüzün ne yazık ki ithalata en çok bağımlı sektörlerden biri olduğunu
bilmelidir. Bunun ayarlanması gerekir ve bu bağımlılıkla mücadele etmek zordur.
Bilgiye dayalı üretim ve ekonomi alanındaki yetkililerin
çabası, onların ürünlerini desteklemek ve satın almak ve gerekli imkanlara
sahipse onlara vermektir.
Bu hedeflere ulaşmak için gerekli olan en önemli tesis, bu
konuda elimizin açık olduğu insan gücüdür. Üst düzey mezunlarımızın büyük bir
kısmı kendi akademik olmayan alanlarında çalışmaktadır. Oysa bu kişiler kendi
alanlarında istihdam edilebilir ve desteklenebilir.
Geçen yıl ülke ekonomisinin ABD yaptırımlarına bağlı
olmaması gerektiğini söyledim. Şimdi de aynı şeyi söylüyorum.
ABD yaptırımlarına rağmen dış ticaret artırılabilir ve
gelişebilir ve bu olmuştur. Bölgesel anlaşmalara girmek de mümkündür ve hükümet
buna girmiştir ve petrol alanında daha iyi bir duruma gelinebilir ve bu da
olmuştur.
Tabii ki yaptırımları kaldırmaya çalışmayalım demiyorum ama
meselenin temeli, yaptırımların çok büyük bir etkisi olmayacak şekilde ülkeyi
yönetmektir ve bu da yetkililerin inisiyatifindedir.
Bu nedenle bu yıl da ülke ekonomisinin yaptırımlara bağlı
kalmaması için aynısını öneriyorum. Ek bir tavsiyem daha var ve buda şöyledir:
Artan petrol gelirlerini ne yapacaksınız? Ya döviz gelirlerini artırarak
ithalatı artırabiliriz, bu da ülke kaynaklarının kaybı anlamına gelmektedir. Ya
da bu artışla ülkenin temellerini ve temel altyapısını güçlendirmek için
harekete geçebiliriz.
Dünyanın güncel meselelerine bakıldığında, İran milletinin
müstekbir cephe karşısındaki meşruiyeti ve hakikati her zamankinden daha net
görülüyor. Milletimizin müstekbirler karşısındaki seçimi bir teslimiyet değil,
sistemin ve ülkenin bağımsızlığını ve iç güçlenmesini ayakta tutmak ve
sürdürmekti ve bu da doğruydu.
Afganistan olayına bakın. 20 yıl boyunca bu ülkedeki
mazlumlara ve Müslümanlara ne yaptılar ve sonra nasıl çıktılar! Bu milletin
mallarını da yanlarında götürdüler.
Cumhurbaşkanının Batı’nın desteğiyle iktidara geldiği
Ukrayna’da Batı ne kadar sert konuşuyor?
80 gencin kafasının kesildiği Suudi Arabistan’da yaşanan
olaylar, dünyada nasıl bir zulmün ve karanlığın hüküm sürdüğünü, dünyada ne
kadar kana susamış kurtların olduğunu gösteriyor.
Ukrayna’da herkes Batı’nın ırkçı sahnesine şahit oluyor.
Siyahları beyazlardan ayırıyorlar, ülkeden ayrılmak için trene binen siyahileri indiriyorlar ve medyaları açıkça neden bu
defa Batı Asya’da savaş olmadı diye hayıflanıyor!
Tüm bunlara rağmen, bu zulüm ve baskılarla insan hakları
iddiasında bulunuyor ve bu iddia ile bağımsız ülkelerden fidye talep ediyor ve
dünya milletleri de bu manzarayı görüyorlar.
Bugün her zamankinden daha fazla çalışmaya ve çabaya
ihtiyacımız var. Her şeyden önce empatiye, sinerjiye ve halk arasında söz
birliğine ihtiyacımız var. Ayrıca, birbirine yardım etmesi gereken ülke
yetkililerinin işbirliğine ihtiyacımız var.
Bazen halk arasında veya bazı yetkililer arasında veya
yetkililer ve halk arasında, genellikle boş ve yanılsamalardan ve
takvasızlıktan kaynaklanan ihtilaflar meydana gelmektedir. İmam (r.a) h.ş
1360’lı yıllarda bu ihtilafların insanın kendi nefsini sevmesinden
kaynaklandığını belirtirdi.
İran milletinin iyilik ve ilerleme yolundaki gönüllülüğü yok
edilmemelidir.
