“İmkânsız Hayal”den “Kaçınılmaz Kaçış”a

Ramazan Savaşı’nın ağır sonuçları ve ABD ordusunun savunma kapasitesindeki eşi benzeri görülmemiş yıpranma —”THAAD” sisteminin füze stoklarının %80’inin tüketilmesi dahil— İran ve Umman arasında varılan anlaşma uyarınca bölge dışı güçlerin Hürmüz Boğazı’ndaki transit güzergahının kapatılmasıyla birleşerek Batı Asya’daki güvenlik denklemlerini köklü bir değişime uğrattı. Bu durum, Amerikan güçlerinin kademeli olarak çekilmesini bir analiz modeli olmaktan çıkarıp sahadaki kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüştürdü.

Kader tayin edici “Ramazan Savaşı” olaylarına kadar analitik söylemlerin çoğunda, Batılı düşünce kuruluşlarında ve bağlı medyada “Amerikan ordusunun terörist güçlerinin Batı Asya’dan tamamen çıkarılması ve çekilmesi”nden bahsetmek daha ziyade ulaşılmaz bir arzu, bir propaganda sloganı veya “imkânsız bir şey” gibi görünüyordu.

Bu yaklaşımın temeli; uçak gemilerinin, gelişmiş savunma sistemlerinin ve Birleşik Devletler’in bölgede yıllarca bir caydırıcılık aracı olarak işlev gören koruma kalkanının yenilmez olarak tasvir edilmesine dayanıyordu.

Ancak Ramazan Savaşı sonrası sahadaki denklemler ve stratejik hesaplamalar köklü bir değişime uğradı. İran İslam Cumhuriyeti ve ülke silahlı kuvvetleri tarafından ABD ordusunun gövdesine indirilen ağır askeri, mühimmat ve stratejik darbe, önceki tüm varsayımları hükümsüz kıldı.

Bugün ABD’nin çekilmesi sadece gerçeklikten yoksun bir analiz değil; aksine Washington’ın terörist güçlerinin Batı Asya coğrafyasındaki üsleri tahliye ettiğine ve kaçtığına dair somut, hissedilir ve kademeli işaretler birbiri ardına ortaya çıkmaktadır.

Pentagon’un Silah Kapasitesinde Eşi Benzeri Görülmemiş Yıpranma

Bu stratejik gerilemenin gerçek resmi, her şeyden önce saygın Batı medyasında sızdırılan rapor ve istatistiklerde görülebilir; saha verilerinin doğrulanmasıyla ABD ordusundaki krizin derinliğini gözler önüne seren raporlar.

Bu doğrultuda CNN haber ağı, Pentagon’un bilgili kaynaklarına dayandırdığı ifşa niteliğindeki haberinde, Birleşik Devletler ordusunun İran ile doğrudan çatışma ve savaş sırasında gelişmiş savunma sistemi “THAAD”ın kritik öneme sahip önleyici füzelerinin yaklaşık %80’ini ve “Patriot” sisteminin önleme füzelerinin ise yaklaşık yarısını tükettiğini bildirdi.

ABD’nin bölgedeki savunma kalkanının ağır bir şekilde tahrip olduğunu ve yıprandığını gösteren bu sarsıcı veriler, Washington’ın kırılganlığının yeni boyutlarını ifşa etmektedir. Bu pahalı sistemlerin yeniden üretimi yıllar almaktadır ve THAAD füzelerinin depolarının %80 oranında boşalması; ABD’nin artık bölgedeki üslerini koruma gücüne sahip olmamasının yanı sıra, bölgesel müttefiklerine verdiği desteği de fiilen kaybettiği ve İran’ın füze ile İHA gücü karşısında silahsız kaldığı anlamına gelmektedir.

Bölgesel Güvenliğin Yeni Doktrini: Yabancı Varlığının Reddi ve Direnişin Otoritesinin Pekiştirilmesi

Ramazan Savaşı’nın sahadaki gelişmeleri sadece askeri boyutlarla sınırlı kalmayıp bölgenin siyasi iradesini de değiştirdi. Batı Asya’da, bölge dışı güçlerin varlığını bir istikrar unsuru olarak değil, güvensizlik ve krizin ana kaynağı olarak gören yeni bir mantık şekillendi.

İslam İnkılabı Lideri’nin Uluslararası İşler Danışmanı Ali Ekber Velayeti, bu yeni ortaya çıkan gerçekliği açıklayıp Washington’ın stratejik planının başarısızlığına değinerek şu ifadeleri kullandı:

“Son gelişmeler Silahlı Kuvvetler’in kararlılığı, İran halkının direnişi ve Direniş Ekseni’nin cesareti sayesinde gerçekleşti. ABD ve Siyonist rejimin yenilgisi, güvensizliğin ana kaynağı olan yabancı güçlerin bölgeyi terk etmesi gerektiği inancını pekiştirdi. Bölge ülkeleri artan bir iş birliğiyle güvenliği sağlayabilirler.”

Bu tutum, bölgedeki güç dengesinin halklar ve yerel güçler lehine değiştiğini, ABD ordusunun Batı Asya’daki varlığının siyasi meşruiyetinin ve imkânının sıfır noktasına ulaştığını göstermektedir.

Fars Körfezi’nin Siyasi Coğrafyasının Değişmesi

ABD’nin stratejik başarısızlıklarının üçüncü ayağı, deniz hakimiyeti ve uluslararası su yolları alanında gerçekleşti. Güvenilir medya ve diplomasi kaynakları; İran ile Umman Sultanlığı arasında varılan son anlaşma ve mutabakatlar uyarınca, ABD deniz filosunun Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’nde kullandığı güvenli hattı ve tercih ettiği transit güzergahı olan “Umman rotasının” kapatılacağını bildirmektedir.

Bu stratejik adım, CENTCOM ve ABD ordusunun dünyanın en hayati enerji hattı üzerindeki hakimiyetini kaybettiği anlamına gelmektedir. Bu rotanın kapatılması ve Hürmüz Boğazı’nın güvenlik düzenlemelerinin kıyı ülkelerinin (İran ve Umman) ortak egemenliği temelinde yeniden tanımlanmasıyla, Amerikan muhriplerinin ve deniz araçlarının askeri manevra ve deniz müdahaleleri için artık hiçbir güvenli alanı kalmayacaktır.

Hegemonyanın Gerilemesi ve Kaçınılmaz Çekilme

Pentagon cephaneliğinin boşalması ve THAAD savunma sistemlerinin %80 oranında yıpranmasından, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşım hatlarının kesilmesine ve yabancıların çıkarılması yönünde bölgesel bir uzlaşının oluşmasına kadar tüm bu gerçekler yan yana getirildiğinde, gözlemcilerin önüne tek bir sonuç çıkmaktadır: Washington, Batı Asya’da tam bir stratejik çıkmaza girmiştir.

Düne kadar Batı medyası tarafından “imkânsız bir hayal” olarak tanımlanan durum, bugün İran Silahlı Kuvvetleri ve Direniş Ekseni eliyle “kaçınılmaz bir gerçekliğe” dönüşmüştür. ABD’nin artık bölgede kalma iradesi olmadığı gibi, varlığını sürdürmek için gerekli askeri, coğrafi ve siyasi araçlardan da yoksundur. ABD terör güçlerinin Batı Asya’yı kademeli olarak terk etme süreci, bu tarihi yenilginin son adımı olacaktır.

 

Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın