İşgalin Sonu mu, Yoksa Şekil Değiştirmesi mi?!

Dün, 30 Eylül 2026 tarihinde Batılı yetkililerin ve medyanın iddiasına göre, son ABD askerleri ve askeri teçhizatı Irak topraklarından çekildi.

Bununla birlikte, bu iddianın doğruluğunu varsaysak dahi, son ABD askerinin çekilmesiyle Irak’taki ABD meselesinin de sona erdiğini düşünürsek, hiç şüphesiz olayın çok önemli bir boyutunu göz ardı etmiş oluruz. Bu hususta aşağıda özetle değineceğimiz birtakım noktalar bulunmaktadır:

1- ABD’nin Irak’taki bu son adımı kesinlikle aniden ve ön hazırlıksız atılmış bir adım değildi. Washington ve Bağdat, Eylül 2024’te IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun (siz bunu DEAŞ destekçisi ve silahlandırıcısı koalisyon olarak okuyun) Irak’taki askeri misyonunun aşamalı bir süreçle sona erdirilmesi konusunda mutabakata varmıştı. İlk aşamada koalisyonun Irak’taki misyonunun Eylül 2025 sonuna kadar bitmesi, ikinci aşamada ise Suriye ile ilgili operasyonların Irak topraklarından yürütülmesine Eylül 2026’da kadar devam edilmesi öngörülmüştü. Aynı anlaşmada taraflar ikili bir güvenlik ilişkisine geçilmesi gerektiğini vurgulamışlardı.

Bu doğrultuda, dün Amerikan ve Irak tarafları arasında yaşanan şey, işgalci ve tahakkümcü bir yabancı gücün “sınır dışı edilmesi” değil, bu tahakkümcü yabancı gücün “varlık biçiminin değiştirilmesi” idi.

Konuyla ilgili olarak Wall Street Journal gazetesi, ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Washington’ın yalnızca Irak’taki resmi askeri operasyonlarını sonlandırdığını, ancak Irak içinde kullanılması mümkün olan istihbarat ve keşif kapasitesini koruyacağını bildirdi.

Buna göre askeri birliklerin çekilmesi, ABD’nin Irak’taki askeri ve güvenlik hakimiyetinin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Washington ve Bağdat daha önce de eğitim, silahlanma, terörle mücadele iş birliği (siz bunu teröre destek iş birliği olarak okuyun) ve güvenlik iletişimi konularında anlaşmaya varmıştı; sözde “ikili güvenlik ortaklığına” doğru ilerleme ilkesi de 2024 anlaşmasında açıkça yer almaktadır.

Bu açıdan bakıldığında ve daha önce de belirtildiği gibi, bu çekilmeyi daha ziyade ABD’nin varlık modelinin değişmesi olarak değerlendirmek gerekir.

2- Bu süreçte en önemli sorulardan biri, Irak’ın kendi hava sahasını tamamen kontrol etme yeteneği meselesidir.

Batılı askeri kaynaklar Irak hava sahasının geleceğinin hala acil bir mesele olduğunu ve Amerikan uçaklarının Irak içinde uçmaya devam ettiğini bildirmektedir.

Ayrıca Irak Savunma Bakanlığı eski danışmanı Ali el-A’racî, ABD’nin Irak’tan çekilmesinin ülkede hiçbir güvenlik değişikliği yaratmayacağını vurgulamıştır. El-A’racî, komşu ülkelerdeki ABD güçlerinin Irak içindeki hedeflerini aynı şekilde takip edebileceğini, dolayısıyla bu adımın askeri ve operasyonel olmaktan ziyade siyasi ve propagandatif bir nitelik taşıdığını belirtmiştir.

Bu kapsamda Irak’lı bir askeri yetkili El-Arabi el-Cedid’e yaptığı açıklamada, ABD ordusunun askerlerin konaklaması için öngörülen sivil teçhizatlar dahil son ekipmanlarını Irak’tan Kuveyt, Türkiye ve Ürdün’e naklettiğini açıklamıştır.

Bu doğrultuda yabancı güçlerin çekilmesi ayrı bir konu, bağımsız istihbarat, keşif ve hava savunma kapasitesine sahip olmak ayrı bir konudur. Ancak yayınlanan raporlar, Washington’ın istihbarat ve keşif kabiliyetlerini koruyacağını ve askeri çekilme sonrasında da güvenlik iş birliğinin devam edeceğini göstermektedir.

Nitekim Irak hükümetinin düşündürücü bir adımla ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü “hava yaptırımı” adlı projeye katılması bunun bir göstergesidir; elbette bu İran karşıtı adım ulemânın, direniş gruplarının ve Irak halkının geniş tepkisiyle karşılaşmıştır.

Bu hususta temel bir soru ortaya çıkmaktadır: Irak hükümeti, ABD’nin talimat ve diktelerini uygulamadan kendi semalarının inisiyatifine sahip olabilir mi?

3- Dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta, ABD’nin bu son adımının bir geçmişinin bulunmasıdır; Washington 2011 yılında da güçlerinin büyük bir bölümünü Irak’tan çektiğini iddia etmişti. Ancak bu terörist ve yağmacı hükümet, 2014 yılında kurtarıcı rolüne bürünerek tekfiri terör örgütü DEAŞ ile mücadele bahanesiyle Irak’taki askeri varlığına yeniden başladı.

Bu varlığı eleştirenler durumu dış müdahalenin devamı olarak görürken; Washington komik bir tutumla DEAŞ tehdidinin halen sürdüğünü ve örgütün geri dönmesini engellemek için varlığının gerekli olduğunu iddia ediyordu.

Oysa IŞİD; ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya ve bölgedeki bazı gerici hükümdarların ortak ürünüydü. Direniş ekseni savaşçılarının cesareti ve Şehit General Hacı Kasım Süleymani gibi yiğit komutanların tedbirleri sayesinde Batı Asya bölgesindeki halifelik projesini hiçbir zaman hayata geçirememiş bir örgüttür.

Ancak buradaki önemli nokta şudur ki, son aylarda bazı medya organları Irak’ın çeşitli noktalarında DEAŞ hücrelerinin aktif hale geldiğini ifşa etmiştir. Bu durum, 2011-2014 yılları arasında Irak’ta uygulanan projenin muhtemelen yeniden tekrarlanacağı anlamına gelmektedir.

Geçen hafta bazı ABD medya organlarında yayınlanan bir raporda, Amerikalıların IŞİDkozunu aktif olarak kullandıkları ve çekilmenin ardından bu meseleyi istikrarsızlık yaratmak için kullanabilecekleri konusu gündeme getirilmişti. Bu hususta istihbarat birimlerinin rapor ettiği şey, bu grupların Irak’taki ABD ordusu tarafından doğrudan desteklendiği ve bu durumun ABD ordusunun bazı unsurlarının Irak’ta kalması için bir bahçe oluşturabileceği yönündedir.

4- Irak hükümeti, ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi vesilesiyle 30 Eylül gününü “Milli Egemenlik Günü” olarak adlandırmıştır. Ancak milli egemenlik, yabancı askerin çekilmesinden çok daha öte bir şeydir.

Bir ülke; güvenliği, sınırları, doğal kaynakları, dış politikası, finansal sistemi ve ekonomik kararları hakkında bağımsız karar verebildiği sürece bağımsızlığa ve milli egemenliğe sahip demektir. Ancak şu an Irak’ta böyle bir durum gözlemlenmemektedir.

Konuyla ilgili olarak Reuters, ABD’nin askeri çekilmesine rağmen Washington’ın Irak’ın petrol gelirleriyle bağlantılı finansal yapı ve New York Federal Rezerv Bankası aracılığıyla petrol gelirlerinin akışı ve Irak’ın dolara erişimi üzerinde hala önemli bir koza sahip olduğunu bildirdi. Petrol, Irak bütçe gelirlerinin yaklaşık %90’ını oluşturmaktadır ve bu bağımlılık finansal yolların önemini katbekat artırmaktadır.

Sonuç olarak Irak’ın egemenliği tartışması yalnızca askeri üslerde aranamaz. Son ABD askeri de Irak topraklarından çekilebilir; ancak Bağdat, petrol gelirlerini yönetmek, dolara erişmek veya uluslararası işlemleri gerçekleştirmek için Washington’ın kararlarından etkilenen mekanizmalara bağımlı kalmaya devam ederse, bağımsızlık ve milli egemenlik kavramı tartışmalı olmaya devam edecektir.

“El-Ghad Siyasi Araştırmalar Merkezi” Direktörü Ali Abdülrezzak da El-Ahbar gazetesine yaptığı açıklamada şunları söylemiştir: “ABD’nin ekonomi, petrol ve kaynaklar üzerindeki hegemonyasını ortadan kaldırmadan egemenlik iddiasında bulunan bir hükümetin bu iddiasının gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur.”

5- Terörist ABD hükümeti, Irak hükümetinin ve özellikle şahsen Başbakanın katılımıyla, askeri çekilme bahanesiyle direniş gruplarını silahsızlandırmaya çalışmaktadır. Ancak direniş güçlerinin ezici çoğunluğu silahlarını asla bırakmayacaklarını vurgulamıştır.

6- Irak’ın gururlu halkı, ulemâ, merciler ve direniş grupları hep birlikte basiretle ABD’nin karşısında durmakta ve Allah’ın izniyle bu terörist, yağmacı ve tahakkümcü hükümeti Irak topraklarından tamamen söküp atacaktır. Bu gelişme, İran’ın bölgedeki ABD üslerine indirdiği acı ve ağır darbelerle birleşerek, bu cani hükümetin Batı Asya bölgesinden tamamen atılacağı güne ulaşacaktır.

Şehit Devrim Lideri Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney’in 18 Şubat 2020’de buyurduğu gibi: “Ünlü Titanik gemisinin ihtişamı ve azameti onun batmasını engellemediği gibi, Amerika’nın ihtişamı ve azameti de onun batmasını engelleyemeyecektir ve Amerika batacaktır.”

Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın