IŞİD teröristleri Irak’a girerek Musul kentinin kontrolünü ele geçirdiler ve
devamında Irak’taki varlıklarını tüm ülke coğrafyasında pekiştirdiler. IŞİD’in
Irak’a saldırısından 7 yıl geçerken günümüz şartlarında bu konuyu tekrar gözden
geçirmek, büyük önem taşıyor.
Bu bağlamda incelenmesi
önemli olan ilk konu, IŞİD teröristlerinin, 2014 yılında Irak’ın meclis
seçimleri ardından siyasi çekişmeleri geride bırakmakta olduğu bir ortamda
saldırmasıdır. Siyasi grupların Nuri Maliki’nin başbakanlığı konusundaki
tartışmaları, IŞİD’e ülkenin kaotik siyasi durumunu suiistimal ederek bu ülkeye
saldırmak için fırsat sağladı. Bu yüzden başlıca konu IŞİD’in Iraklı siyasi
şahsiyetler ve grupların “siyasi gafletinden” yararlanmasıdır.
İkinci konu, IŞİD’in
beklenmedik ve aniden Irak’a girmemesi ve Irak hükümeti ve gruplarının siyasi
çekişmelerde olduğu bir sırada gerçekleşmesi ise teröristlerin yabancı
destekçileri ve bazı iç unsurların ihaneti ile önceden tasarlanmış bir plan ile
Irak’a saldırmasıdır. Bu yüzden eğer bu ihanet ve destekler olmasaydı IŞİD’in
Irak’ta hükümet kurabilmesi daha düşük bir ihtimaldi.
Üçüncü konu, IŞİD’in
“Irak ve Şam’da İslami Devlet” adı ile bir hükümet kurmasıdır. Gerçi IŞİD
teröristlerinin birçoğu, genelde yabancı ülkelerden ve daha çok Avrupalı
vatandaşlardı fakat IŞİD ve İslam arasında bir bağ kurulmaya ve bu rahmani
dinin çehresinin zedelenmesi istendi. Halbuki IŞİD terör örgütünü çağımızda öz
Muhammedi İslam’ı hedef alan, İslam dünyası tarihinin en büyük fitnesi olarak
görmeliyiz.
Yazar ve siyaset
yorumcusu CJ Werleman, bir makalede IŞİD’den “Batı ve Baasçı laiklerin talihsiz
ittifakından doğan” bir olay olarak söz ediyor. Edward Snowden de IŞİD lideri
Ebubekir Bağdadi’nin, Amerika, İngiltere ve siyonist rejimin istihbari
işbirliği sonucu ortaya çıktığını söylemişti.
Bu yüzden IŞİD, kendisini
tasarlayan ve oluşturanların çıkarları doğrultusunda İslam’a ters ve gerçek
dışı bir yorum sundu.
Dördüncü konu ise IŞİD’ın
Irak’ın ekonomi, kültür ve sosyal yapısına 10 yıllar boyunca bu ülkede kalacak
darbeler indirmesidir. Irak’ta altyapıların onarımı için en az 100 milyar
dolara ihtiyaç var, tabi ki Irak hükümeti bu parayı çok zor karşılayabilir.
Irak’ta son 2 yılda
ülkenin kötü ekonomik durumunu ve sosyal hizmetlerini protesto etmek amacıyla
yaşanan toplumsal huzursuzluğun temel nedenlerinden biri, IŞİD’in 3 yıl boyunca
ülkeye verdiği hasarlar ve tahribattır. Buna ilaveten IŞİD Iraklı vatandaşların
haysiyeti ve aile yapısına ciddi zararlar vermiş ve ülkeye hakim olan sosyal
kültürü ciddi oranda tahrip etmiştir. Bu durum, tabi ki Müslüman ülkelerde
sosyal ilişkiler ve aile yapısını kültürel ve haysiyet açısından yıkmak ve
darbe indirmek isteyen uluslararası siyonizmin tam da istediği durumdur.
Beşinci konu ise IŞİD
saldırısının Irak’ta, direniş kültürünü ülkenin güç yapısına aşılayan Haşd
Şabi’nin şekillenmesine sebep olmasıdır. Haşd Şabi Irak’ın IŞİD saldırısından
temizlenmesinde seçkin rolü vardır ve kendi çalışmaları ile IŞİD’i
tasarlayanların fitnesini etkisizleştirdi ve bu konuda önemli oranda başarılı
oldu.
IŞİD, Irak’ta merkezi
hükümetin zayıflatılması ve sosyal kırılmalara yardım etmesi ayrıca yabancı
müdahale ortamını güçlendirmek için tasarlanmıştı fakat bugün o tarihten 7 yıl
geçerken, direniş grupları, Amerikalı askeri güçlerin Irak’tan ihraç
edilmesinin bayraktarı haline gelerek bu talebi ciddi şekilde takip ediyorlar.
Ve son olarak günümüzde
Irak’ta batı, siyonist ve Baasçı IŞİD arasındaki bağlar her zamankinden daha da
net olarak görülüyor. Gerçi Iraklılar IŞİD’in tekrar hortlaması konusunda
dikkatli olmalıdırlar. Fakat günümüz Irak ise 2014’taki Irak’a benzemiyor ve
direniş grupları ülkenin güvenlik seviyesini yükselterek IŞİD gibi olaylara
karşı kırılganlığını önemli oranda azaltmışlardır.
Parstoday
