İslam’ın Ve İnsanlığın Yeniden Dirilişi Neden Yezid’in En Çirkin Suçu İle Gerçekleşti?

İran ve dünya ilim çevrelerinde tanınan merhum Allame Muhammed Taki Caferi, İmam Hüseyin’i (a.s.) “insanlığın ilerici kültürünün şehidi” olarak nitelendiriyor ve Batılı yaşam anlayışına göndermede bulunarak şöyle diyordu:

“Bir insanın, ‘Evimi kendisi için sığınak seçmiş olan misafirimi, hayatı tehlikeye girecek olsa bile dışarı çıkarmam; gerekirse kendi hayatım tehlikeye girsin’ demesi ile, ‘Ben amacım, diğer insanlar ise araçtır’ demesi arasındaki mesafe, insan ile insanlık karşıtı arasındaki mesafedir.”

Bu Şii âlime göre, insan bilimleri alanında çalışan ya da insanın mahiyeti hakkında konuşan bir düşünür; insanlığın zirvesinde İmam Hüseyin gibi bir şahsiyetin, insanlığın en aşağı seviyesinde ise Yezid gibi bir kişinin bulunduğunu bilmiyor ve anlatamıyorsa, insan hakkında hüküm vermemelidir.

Allame Caferi, açık ve net konuşmak gerektiğini, Thomas Hobbes ve Nietzsche gibi isimlerin insan karşıtı fikirlerinden korkulmaması gerektiğini söylüyordu. Ona göre, Asya’nın Cengiz Hanları ve Avrupa’nın Neronları bütün katliamlarına rağmen insanlığı tamamen yok edememişken, bazı düşünürlerin ortaya attığı fikirler bilinçli ya da bilinçsiz şekilde insan aklına ve insanlığın kalbine son darbeyi indirmektedir.

Caferi, bu görüşlerin kültürü, medeniyeti, yüce insani duyguları ve değerleri zayıflattığını; hatta Kanada’nın Vancouver kentinde düzenlenen toplantılarda insanlığın 21. yüzyılda varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğinin tartışılmasına yol açtığını ifade ediyordu.

“Mevlana ve Dünya Görüşleri” adlı eserin yazarı olan Caferi’ye göre, Batı’nın insanlığın kalbine vurduğu son darbenin nedeni; ahlaki yozlaşma, medeniyet ve kültürün çöküşü ile hazcılığın yaygınlaşmasıdır. Bu durum insan hayatını anlamsızlığa sürüklemiş, insanların gerçek hayatı hissedebilecek ve tadabilecek kalplerini köreltmiştir.

Allame Caferi’nin Batılı düşünürlere yönelik eleştirilerinden biri de, çağdaş dönemde özellikle Batı’daki insan bilimleri araştırmacılarının, ilahi bir olgu olan şehadetin taşıdığı büyük anlamı gerektiği gibi ele almamış olmalarıdır.

Bu Şii âlim, Batı medeniyetinin teşvik ettiği anlamsız yaşam tarzına değinerek şöyle diyordu:

“Hayatın hakikatini ve gerçek değerini kavramayan, yaşamdan sadece yemek, uyumak ve hayvani arzuları tatmin etmekten ibaret bir şey anlayan kişi için ne şehadet anlaşılabilir ne de gerçek hayatın yüce değeri.”

“Hayyam’ın Kişiliğinin Tahlili” adlı kitabın yazarı olan Caferi’ye göre şehadetin büyüklüğünü anlayabilmek için iki temel gerçeğin kavranması gerekir:

  1. Hayatın mutlak önemini anlamak,
  2. Şehadetin uğruna gerçekleştiği hedefin önemini kavramak.

Ancak bu iki gerçeğin anlaşılmasıyla, bir insanın tam bir bilinç ve gönül huzuru içinde hayatını isteyerek feda etmesinin anlamı kavranabilir.

Kerbelâ kıyamı ve İmam Hüseyin’in şehadeti hakkında ise şöyle düşünüyordu:

Bu olay, insanlık tarihinde meydana gelen en büyük şehadettir. Çünkü İmam Hüseyin, hayatın bütün boyutlarını, güzelliklerini ve nimetlerini tanıdığı ve bunlardan yararlanabilecek durumda olduğu halde, bunların hepsinden vazgeçmiştir.

“Nehcü’l-Belağa” mütercimi ve şârihi olan Caferi, Kerbelâ faciasının sadece ana kurbanı olan Hüseyin bin Ali’nin (a.s.) sonsuz büyüklüğü sebebiyle bile zulüm ve haksızlık altında ezilen insanlık tarihini kurtarabilecek güce sahip olduğunu ifade ediyordu.

Ona göre bu olay, insanlığa; insan onurunu, şerefi ve haysiyeti savunmak için kendisini feda eden İmam Hüseyin’i armağan etmiştir. Ancak bu kurtarıcı etkinin gerçekleşebilmesi için insanların zihinlerinin her çağın Yezidleri tarafından hakikatten ve gerçekçilikten uzaklaştırılmaması gerekir.

İmam Hüseyin neden en aşağılık insanlar tarafından şehit edildi?

Aşura olayıyla ilgili olarak ilim çevrelerinde sıkça sorulan sorulardan biri, İmam Hüseyin’in neden çağının en aşağılık ve en kötü insanları tarafından şehit edildiğidir.

Allame Caferi bu soruya sade ve anlaşılır bir dille şöyle cevap veriyor:

“Rabbanî hikmetin gereği olarak, en yapıcı ve en büyük gelişmeler çoğu zaman en kirli ve en acı olayların ardından ortaya çıkar.

Şeytan, kendi yaratılışını (ateşi) üstün görerek Hz. Âdem’e secde etmeyi reddetti ve Allah’ın emrine karşı geldi. Bunun sonucunda en aşağılık seviyelere düştü ve ilahi huzurdan kovuldu.

Fakat aynı şeytan, Âdemoğullarını saptırma imkânına sahip olduğu için, insanların onun vesveselerine karşı koyarken katlandıkları manevi mücadele sayesinde yüksek kemal derecelerine ulaşmalarına vesile oldu.

İşte aynı ilahi hikmet gereği Allah, İslam’ın, insanlığın ve onun yüce değerlerinin yeniden dirilişini; Yezid ve yandaşlarının Hüseyin’e ve Hüseyin’in yolundan gidenlere karşı işledikleri en acımasız ve en utanmaz suçun sonucu kılmıştır.”

İmam Hüseyin için ağlamanın anlamı

İmam Hüseyin için gözyaşı dökmek ve yas tutmak da derin ve çok boyutlu bir inanç ve irfan meselesidir.

Allame Caferi bu konuda şöyle diyordu:

“İmam Hüseyin için ağlayanların gözlerinden akan temiz ve kutsal yaşların kaynağı; Kerbelâ’nın kavurucu topraklarında dökülen Hüseyin’in ve Hüseynîlerin hayat veren temiz kanıdır.

Bu ilahi kaynak, temiz insanların gönüllerinde kaynamaya devam ettiği sürece Hüseyin için dökülen gözyaşları da akmaya devam edecektir.”

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın