2026 savaşının ardından yaşanan gelişmeler, bölge ülkelerinin ekonomik güvenlik anlayışında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Daha önce Körfez ülkelerinin ticaret güvenliği büyük ölçüde deniz yollarına, özellikle de Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine dayanırken; Hürmüz, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’nda yaşanan aksaklıklar, bu ülkeleri alternatif kara ulaşım koridorları geliştirmeye yöneltti.
Bu çerçevede kara koridorları ve demiryolu ağlarına yapılan yatırımlar artık yalnızca ekonomik projeler olarak görülmüyor; aynı zamanda jeopolitik dayanıklılığı artıran, ticaret yollarını çeşitlendiren ve bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiren stratejik araçlar olarak değerlendiriliyor.
Hürmüz: Jeopolitik avantajdan stratejik kırılganlığa
Haberde yer alan analize göre, 2026 savaşı, Körfez ülkelerinin ticaretlerinin büyük bölümünü tek bir deniz geçidine bağlamanın önemli riskler taşıdığını ortaya koydu. ABD’nin güvenlik garantilerinin bile bu riskleri tamamen ortadan kaldıramadığı ifade ediliyor.
Bu nedenle iki önemli proje öne çıkıyor:
- BAE–Irak–Suriye Koridoru: BAE’nin Halife Limanı’nı Irak üzerinden Suriye’nin Akdeniz limanlarına bağlayarak Avrupa’ya alternatif bir ticaret güzergâhı oluşturmayı hedeflediği belirtiliyor. Tartus Limanı’nın geliştirilmesi, lojistik merkezler ve kuru limanların kurulması da bu stratejinin parçaları olarak gösteriliyor.
- Hicaz Demiryolu’nun yeniden canlandırılması: Suudi Arabistan ile Türkiye arasında, Suriye ve Ürdün üzerinden İstanbul’u Cidde’ye bağlayacak bir demiryolu hattının oluşturulmasının hedeflendiği ve bunun deniz yollarına bağımlılığı azaltmayı amaçladığı ifade ediliyor.
Suriye’nin yeniden stratejik önemi
Analizde, her iki projenin de başarıya ulaşabilmesi için Suriye’nin siyasi istikrarının sağlanması ve altyapısının yeniden inşa edilmesinin kritik olduğu vurgulanıyor.
Suriye’nin artık yalnızca savaş yaşamış bir ülke değil, Körfez ile Akdeniz arasında lojistik bir kavşak haline gelebileceği değerlendirmesi yapılıyor.
Aynı hedef, farklı modeller
İki proje aynı amaca hizmet etse de farklı yaklaşımlar benimsiyor:
- BAE–Irak–Suriye Koridoru, limanlar, lojistik merkezleri ve kombine taşımacılık üzerine kuruluyor.
- Hicaz Demiryolu Projesi ise Türkiye ile Suudi Arabistan arasında kuzey-güney eksenli bir demiryolu ağı oluşturmayı hedefliyor. Ayrıca siyasi ve güvenlik sorunları nedeniyle ilerlemekte zorlanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru (IMEC) için alternatif olarak değerlendiriliyor.
Karşılaşılan zorluklar
Haberde, projelerin önünde önemli engeller bulunduğu belirtiliyor:
- Suriye’deki altyapının büyük ölçüde tahrip olması,
- On milyarlarca dolarlık yatırım ihtiyacı,
- Irak’taki siyasi ve bürokratik sorunlar,
- Devam eden güvenlik tehditleri,
- Suriye’ye yönelik İsrail hava saldırıları,
- Güzergâhtaki ülkeler arasında gümrük ve kurumsal koordinasyon eksikliği.
Ayrıca bu projelerin hayata geçirilebilmesi için uluslararası finansmana erişim, yabancı yatırım çekilmesi ve ortak yönetim mekanizmalarının kurulmasının da gerekli olduğu ifade ediliyor.
Sonuç
Analize göre Batı Asya, ticaret ve ulaştırma coğrafyasında önemli bir dönüşüm sürecine giriyor. Bölge ülkeleri, Hürmüz Boğazı gibi stratejik deniz geçitlerine olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kara ve demiryolu koridorlarını geliştirmeye çalışıyor.
BAE–Irak–Suriye Koridoru ile Hicaz Demiryolu Projesi, bu dönüşümün iki önemli ayağı olarak görülüyor. Ancak bu hedeflerin gerçekleşmesi; Suriye’de istikrarın sağlanmasına, finansmanın bulunmasına, bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesine ve güvenlik risklerinin azaltılmasına bağlı olmaya devam ediyor.
Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
