Johns Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi Hal Brands, Kızıldeniz’i deniz yolu veya Orta Doğu krizlerinin ikincil bir sahnesi olmanın ötesinde; Orta Doğu savaşlarının, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmelerin ve küresel güçlerin rekabetinin kesişim noktası olarak değerlendirmektedir.
Johns Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi Hal Brands, Kızıldeniz’i basit bir deniz yolu veya Orta Doğu krizlerinin ikincil bir sahnesi olarak görmenin ötesine geçerek; onu Orta Doğu savaşlarının, Afrika Boynuzu’ndaki dönüşümlerin ve küresel güçlerin rekabetinin düğüm noktasına benzetmektedir. Brands’e göre bu bölge, önümüzdeki yıllarda şekillenecek daha karmaşık ve çalkantılı dünya düzeninin bir minyatürünü sunmaktadır.
Kızıldeniz, stratejik önemini coğrafi konumundan almaktadır. Bu deniz; Babülmendep, Aden Körfezi ve Süveyş Kanalı aracılığıyla Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e, Asya’yı ise Avrupa’ya bağlar. Normal şartlarda küresel konteyner ticaretinin yaklaşık %30’u ve günlük yaklaşık 5 milyon varil petrol bu rotadan geçmekte; Avrupa ile Asya arasındaki fiber optik deniz altı kablolarının önemli bir kısmı da yine bu bölgeden uzanmaktadır.
Ancak Kızıldeniz’in önemi yalnızca ekonomik boyutuyla sınırlı değildir. Bu bölge, Basra Körfezi’ni Afrika Boynuzu’na bağlayan stratejik bir halkadır.
Brands coğrafi bir ilkeye vurgu yapmaktadır: En dar noktasında genişliği 20 milden az olan bir deniz, iki kıyısını birbirinden ayırmaktan ziyade birbirine kenetler. Dolayısıyla Yemen ve Suudi Arabistan’daki gelişmeleri Cibuti, Eritre, Etiyopya, Sudan ve Somali’yi dikkate almadan anlamak mümkün değildir.
Brands bu durumdan küresel sistemdeki iki önemli eğilimi çıkarmaktadır: Deniz darboğazları üzerindeki rekabetin artması ve jeopolitik kaosun yayılması.
Onun bakış açısına göre Hürmüz ve Kızıldeniz’de yaşananlar; Güney Çin Denizi ve Arktik’teki Kuzey Deniz Yolu’nu da kapsayan daha geniş bir olgunun parçasıdır. Dünya çok parçalı hale geldikçe, devletler ve devlet dışı aktörler küresel ticaret rotalarını birer güç ve baskı aracına dönüştürmek için daha fazla çaba sarf etmektedir.
Ensarullah bu dönüşümün somut bir örneğidir. Küresel bir ekonomiye veya donanmaya sahip olmayan devlet dışı bir aktör; füzelerini, İHA’larını ve kıyı konumunu kullanarak deniz taşımacılığını, sigorta sektörünü, ticareti ve enerjiyi etkilemeyi başarmış; hatta büyük güçleri askeri kaynaklarını yeniden dağıtmaya zorlamıştır.
Brands’e göre yeni düzen, iki kutuplu bir soğuk savaş değil; çok katmanlı ve çalkantılı bir sistemdir. Büyük ve orta ölçekli güçler birbiriyle rekabet etmekte, bölgesel güçler daha fazla bağımsızlık kazanmakta ve silahlı gruplar da gelişmiş silahlara erişim sağlamaktadır.
Böyle bir ortamda ittifaklar da daha akışkan hale gelmiştir. İki ülke İran karşısında müttefik olurken, bir başka savaşta iki karşıt tarafı destekleyebilir. Bir ülke güvenlik açısından ABD’ye bağımlıyken, aynı zamanda Çin ile yakın ekonomik ilişkiler yürütebilir.
Bu yeni ortamı anlamak için Yemen savaşını Somali, Sudan ve Etiyopya’daki gelişmelerden bağımsız incelemek mümkün olmadığı gibi; Basra Körfezi’nin güvenliğini de Suudi Arabistan, BAE, Türkiye, İran, Çin, Rusya ve Batılı ülkelerin Afrika’daki çıkarlarını gözetmeden analiz etmek imkansızdır.
Brands, Kızıldeniz’i “yeni dünya düzeninin küçük bir laboratuvarı” olarak adlandırmaktadır. Burası ticaretin, enerjinin, dijital kabloların, askeri üslerin, büyük ve orta ölçekli güçlerin, kırılgan devletlerin, iç savaşların, silahlı grupların ve limanlar ile kaynaklar üzerindeki rekabetin birbirine düğümlendiği bir coğrafyadır.
Bu çerçevede Kızıldeniz, Hürmüz’ün sadece alternatif bir rotası değil; Babülmendep, Süveyş Kanalı, Yanbu, Cibuti, Sudan, Somali, Somaliland, Etiyopya ve Eritre’yi birbirine bağlayan tek bir stratejik ekosistemdir.
Afrika artık Orta Doğu savaşlarının coğrafi çevresi değil, bu rekabetlerin bizzat parçası haline gelmiştir. Basra Körfezi ülkelerinin rekabetleri ve ittifakları Afrika’ya sıçramış; Afrika’daki çatışmalar da Körfez güvenliğini ve seyrüsefer serbestisini doğrudan etkiler hale gelmiştir.
Nitekim Etiyopya’daki iç savaş yeniden alevlenmiş; Eritre, Sudan ve Mısır’ın Tigray isyancılarına destek verdiğine dair suçlamalar gündeme gelmiştir. Sudan da BAE, Türkiye ve İran gibi aktörleri içine çeken bir iç savaşın pençesindedir.
Cibuti ise Kızıldeniz ile Aden Körfezi’nin birleştiği noktadaki stratejik konumu nedeniyle birden fazla yabancı askeri üsse ev sahipliği yapmakta ve kalıcı jeopolitik rekabetin odak noktalarından biri olmayı sürdürmektedir.
Babülmendep’in güneyinde yer alan Somali de Eş-Şebab’ın faaliyetleri ile merkezi hükümet ve Somaliland arasındaki gerilimler nedeniyle bu güvenlik mimarisinin doğrudan parçasıdır.
İsrail’in Somaliland’ı tanıma yönündeki muhtemel motivasyonlarından biri, bu bölge topraklarını Ensarullah’a karşı bir üs olarak kullanma arzusudur. Bu hamle, Somali hükümetinin destekçisi olan Türkiye ile sürtüşmelerin tırmanmasına yol açabilecek bir potansiyele sahiptir.
Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
