geleneksel silah ve savunma sistemlerine kaymak üzere büyük bir silahlanma
hamlesine girdi. Savunma projelerine devasa bütçeler ayrılıyor.
2022 yılının sonuna yaklaştığımız bu dönemde küresel ölçekte
büyük silahlanma hamleleri dikkat çekiyor. Emperyalizmin kriz merkezi olarak
gördüğü Doğu Avrupa ve Asya Pasifik bölgeleri başta olmak üzere çok yönlü
olarak savunma projelerine ağırlık verişi dikkat çekiyor.
Sadık kapıkulu Japonya
II. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Japonya İmparatorluğu
hatırlanacağı gibi doğrudan ABD Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmişti.
İşgal yönetiminin Japon İmparatorunun varlığına izin verdiği bu dönemde kaleme
alınmış olan 1947 tarihli anayasada ülkenin sadece koruma amaçlı silahlı birliklere
sahip olabileceği belirtiliyordu. Anayasa’daki 9. maddeye göre Japonya balistik
füzelere veya nükleer silahlara sahip olamıyordu. Soğuk Savaş’ın ardından 2014
yılında Anayasa’ya eklenen 96. maddeyle bu yasak delindi. Buna göre Japonya’nın
“müttefiklerini desteklemek ve kolektif savunma seviyesini
düşürmemek” amacıyla silahlanmasına olanak tanınıyordu. İkinci Dünya
Savaşı sırasında Japonya işgaline uğramış olan Çin ve Kuzey Kore’nin şiddetli
protestolarına rağmen bu tutum ABD tarafından desteklenmiş ve Japonya’nın
yeniden silahlanmasının önü açılmıştır.
Geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılan habere göre
Japonya, İngiltere ve İtalya ile işbirliği halinde yeni nesil bir savaş uçağı
üretimi için kolları sıvıyordu. Projede dikkat çeken ana unsurlar arasında
İngiliz BAE Systems ve Rolly Royce, Japon Mitsubishi Heavy Industries ve
İtalyan savunma sanayii kuruluşu Leonardo S.p.A geliyor. İngiltere’nin başını
çektiği projeye ABD tarafından onay ve destek verildiğini belirtelim. Japonya
mevcut hava filosunda ağırlıklı olarak ABD yapımı savaş uçaklarının çeşitli
varyantlarını kullansa da (F-15, F-35, Boeing E-767, Chinook CH-47) Mitsubishi
F-2 adıyla Japonya’da ABD’li Lockheed Martin işbirliğiyle üretilen F-16 benzeri
savaş uçakları da kullanılıyor. Dolayısıyla emperyalist merkezlerle üst düzey
işbirliği içinde olan Japonya savunma sanayiine İngiltere ve İtalya da ABD’nin
onayıyla giriş yapıyor. 2035 yılında operasyonel olması planlanan uçak için
bütçe 300 milyar avro dolaylarında.
Avrupa Birliği cephesinde durum
Benzer şekilde Avrupa Birliği de savunma alanında yeni
araştırma-geliştirme projelerinin desteklenebilmesi için 1,2 milyar avro kaynak
ayrıldığını açıkladı. Yapılan açıklamada kaynağın yeni nesil savaş uçaklarının
ve zırhlı araçların yanı sıra kritik öneme sahip silahların üretimi için
harcanacağı belirtildi. Desteklenmesi öngörülen projeler arasında Fransız
savunma şirketi Dassault tarafından tasarlanan yeni nesil savaş uçağı projesi
ve İspanyol şirket SENER tarafından geliştirilen ve hipersonik füzelere karşı
koruma sağlaması öngörülen hava savunma sistemleri yer alıyor. Bahsedilen
alanların çoğunun Ukrayna-Rusya Savaşı sonrasında gündeme gelen zafiyet veya
yeni teknoloji silahlarıyla ilgili olması dikkat çekici.
Almanya krize rağmen silahlanma bütçesini kısmıyor
Öte yandan Ukrayna-Rusya Savaşının etkileri nedeniyle enerji
krizi yaşayan ve sonbaharda artışa geçen yüzde 10 enflasyonun etkisindeki
Almanya’da savunma harcamaları istikrarlı bir şekilde devam ediyor. Bu kapsamda
Başbakan Olaf Scholz tarafından “en önemli proje” olarak tanımlanan
F-35 savaş uçağı alımında sona yaklaşılıyor. Alman Hava Kuvvetleri filosundaki
Panavia Tornado savaş uçaklarının yerine ilk etapta 35 adet Lockheed Martin
F-35A savaş uçağı alıyor, bu alımın karşılığı yaklaşık 8,4 milyar dolar
seviyelerinde.
Suudi Arabistan faktörü
ABD yapımı silahların dünyadaki ilk sıradaki alıcısı
konumundaki Suudi Arabistan Stockholm International Peace Research Institute
(SIPRI) verilerine göre 2017-2021 döneminde bu ülkenin tüm ürettiği silah
sistemlerinin yüzde 23’ünü almış durumda. Son olarak Yemen İç Savaşı’na dahil
olarak binlerce sivilin ölmesine yol açan Suudi Arabistan Ordusu harekâtta
istediği başarıyı yakalayamamış durumda. Bunun da ötesinde önemli Suudi
hedeflerinin Husi füzeleriyle vurulması üzerine Suudi Arabistan yönetimi çareyi
savunma sistemlerini yenilemekte buldu. Alımı gündemde olan Raytheon yapımı
yeni MIM-104 E Patriot hava savunma sistemlerinin maliyeti 3 milyar dolarında
olacak.
ABD’den yeni atılım
Dünyada bu gelişmeler yaşanırken Biden yönetimi Ukrayna
Savaşı ve Çin-Tayvan gerilimi gündemlerinin etkisiyle görülmemiş ölçekte büyük
bir savunma bütçesine onay verdi. Lockheed Martin, Raytheon, Boeing, General
Dynamics ve Northrop Grumman gibi savunma devlerinin ihya edileceği savunma
projelerinin toplam bütçesi 850 milyar dolar seviyelerini aşıyor. Rusya ile
savaşan Ukrayna’ya yapılan silah sevkiyatı sonrasında azalan silah stoklarının
yeniden artırılmasını da içeren program ayrıca büyük şirketlere yeni fırsatlar
tanıyor. Buna göre uzun vadeli ve devlet ödeme garantili projeler sayesinde
patronların öngörülemeyen risklerden korunması sağlanıyor. Ayrıca bu şirketlere
ihaleye çıkılmaksızın proje verilmesi karara bağlanıyor. Son dönemde en kârlı
satışların Ukrayna-Rusya Savaşı’nda kullanılan çok namlulu roketatar ve güdümlü
füze sistemleri olduğu belirtiliyor. Bunun da ötesinde yüksek teknoloji ürünü,
nükleer silah taşıma kabiliyeti olan prestijli olduğu kadar astronomik
maliyetiyle dikkat çeken B-21 Raider insansız hava aracı gibi projeler de
kamuoyuyla paylaşılıyor.
Silahlanmada yeni bir evreye mi giriliyor?
Soğuk Savaş’ın ardından kısa sürede NATO eliyle Balkanlara
müdahale eden emperyalizm, 11 Eylül Saldırılarıyla beraber küresel teröre karşı
savaş ilan ederek çeşitli coğrafyaları işgal etmişti. Bu dönemin ardından
asimetrik savaş alanına odaklanılmış, geleneksel olmayan silahlı kuvvetlere
karşı başta SİHA’lar olmak üzere çeşitli harekât kabiliyeti geliştirilmişti.
Küresel ölçekte Çin ile ABD arasında yaşanan ekonomik savaşın bir vadede
silahlı bir karşı karşıya gelişi tetikleyeceği öngörüsünde bulunan emperyalist
merkezler bu alanda orta ve uzun vadeli projelere adım atıyordu. Ancak yakın
vadede patlak veren Ukrayna-Rusya Savaşı yüksek teknoloji ürünü geleneksel
silahların yoğun kullanılmasını gerektiren bir durum yaratmış durumda. Bugün
başta ABD ve İngiltere olmak üzere emperyalist aktörlerin orta ve uzun vadeli
öngörülerini terk etmeksizin bu ihtiyacı karşılamaya yönelik kolektif adımlar
attıklarını söylemek yanlış olmayacaktır./Sol
