Süleyman” adlı televizyon programında şunları söyledi: ‘Ayetullah Hamanei
yaklaşık 60 yıl diktatörlükle savaştı. Ben, devrim öncesinden devrim sonrasına
kadar buna bizzat şahit oldum, Ayetullah Hamanei, diktatörlerin davranışlarını
durdurdu.’
İran’ın Birinci Kanalında yayınlanan ve Şehit Süleymani’yi
konu alan “Mülk-ü Süleyman” adlı Tv programının dün geceki konuğu İran eski
Meclis Başkanı Ali Laricani idi.
Ali Laricani, konuşmasının bir bölümünde, son dönemde
yaşanan olaylara ve bazı çevrelerce atılan sloganlara tepki göstererek şunları
söyledi: ‘İmamın “Ülkede velayet-i fakih olduğu sürece diktatörlük olmaz”
söylemi doğrudur ama iç olayları görünce, söylenen sözleri duyunca üzülüyorum.
Bence Allah, Hacı Kasım’ı o kadar çok sevdi ki o gitti. Çünkü bazı kelimeleri
duymak gerçekten acı verici.
Bana göre Ayetullah Hamanei yaklaşık 60 yıl diktatörlükle
savaştı. Ben, devrim öncesinden devrim sonrasına kadar buna bizzat şahit oldum
ve o, diktatörlerin davranışlarını durdurdu. Eğer ülkede biri zorbalık yapmak
istese, onun karşısında dururdu. Bu iyi bir şeydir ve Velayet-i Fakih’in
yetkisi de bunun içindir. Ancak, bazı insanlar farklı anlıyor ve bu acı verici.
Hepimiz bu ülkede aynı gemide oturduğumuzu anlamalı,
sözlerimizle ve davranışlarımızla bu gemide delik açmamalıyız. Eğer bu gemi
delinirse hepimiz kriz yaşarız. Ayetullah Hamanei, inkılap gemisinin selametini
çok düşünen bir insandı. Dert sahibiydi ve iyi düşünürdü.’
Laricani, 33 günlük savaşa dair anısına ve Ayetullah
Hamanei’nin ülkedeki olayları analiz etme dirayetine değindi ve şunları
söyledi: ’33 günlük savaş zamanını hatırlıyorum. Milli Güvenlik Kurulu
sekreteriydim ve bu arada General Bakıri’nin katılımıyla her gün sekreterlikte
toplantılar yapıyorduk. Hacı Kasım, bazı bilgiler gönderiyordu ve bu bilgiler,
burada harita üzerinde analiz edilip, değerlendirilip onlara gönderiliyordu.
İlk hafta çok zordu ve baskı çok fazlaydı. Ortam tamamen karışmıştı. Şehit
Süleymani hafta sonundan sonra oradan İran’a geldi ve durumu anlattı. Ayetullah
Hamanei’nin yanına gidip durumu onunla paylaşmaya karar verdik. Durumu ona
açıkladık.
Ayetullah Hamanei’nin bu konudaki tavrı bana çok şaşırtıcı
geldi. Çok iyi dinledi ama bu plan ve düzenlemelerle ilgisi olmayan bir şeyler
söyledi ve şöyle dedi: “Bence bu savaş taraflar savaşı gibidir, ilahi lütuf ve
yardım gelene kadar direniş göstermelisiniz.” Döndüğümüzde, Şehit Süleymani
şaşkın ve sessizdi. Yolda bana, “Bu sözlerden ne anladın” diye sordu. Bende,
“Bence Ayetullah Hamanei önemli ve büyük bir konuyu dile getirdi. Siz de bu
konuyu arkadaşlarınıza iletin ve direnmeleri gerektiğini söyleyin” diye cevap
verdim.
Daha sonra Seyyid Hasan Nasrallah, Ayetullah Hamanei’nin
mesajı ulaştığında bir olay meydana geldiğini açıkladı. İkinci hafta şartların
geri dönüşünün eşiğindeydik ve üçüncü hafta şartlar tamamen geri döndü.
Gemilerinden birini vurduğumuzda komşu ülkelerden aradılar ve arabuluculuk
yaptılar. Ben, Ayetullah Hamanei’nin makro bakış açısını orada gördüm. Bu
yüzden son olaylara üzülüyorum ve kendi kendime onun kadrini kıymetini çok
bilmediklerini söylüyorum. O çok büyük bir şahsiyet.
Bir grup politikacı, bir çoğulculuk olduğu ve onu birliğe
doğru yönlendirmeleri gerektiği konusunda hemfikirdir. Hacı Kasım bu konuyu
doğru anladı. O bir nevi çare bulan ve merhem olan bir yöneticiydi, çeşitlilik
içinde birliği gözetiyordu. Toplumun nihayetinde bir düşünceyi ilerletmesi gerektiğini,
ancak bunun çoğulculuğu görmemek için bir neden olmadığını kabul ediyordu. Hacı
Kasım, ikna gücüne sahipti ve ilişki kurabiliyordu. O, tüm yükü ülkenin üst
düzey yöneticilerinin omuzlarına yükleyen yöneticilerden değildi. Yöneticiler
sürekli konuyu başka bir yere havale etmemelidir.’
Laricani, Şehit Süleymani’nin kişisel boyutlarına değinerek
şunları söyledi: ‘Bence onun karakteri bilindik iç çerçevelere uymuyor. Eğer
özetlemek gerekirse, o, İmam’ın (r.a) evladıydı ve Ayetullah Hamanei’nin mektebinde
yetişmişti. Bu onun özelliğiydi ve bu nedenle kolay kolay bu kategorilere
konulamıyor. Belki de onun sınırı, ülkenin ulusal çıkarlarının ve inkılabın
ideallerinin korunmasının gerektirdiği yerlere girmesi şeklindedir.
Ülkede iki sınıf politikacımız var. Bir grup, siyasi hayatı
çelişki yoluna koyanlardır. Bu çelişki ve iki kutupluluklar uzun vadede
toplumsal bölünmeler yaratır ve nefrete dönüşür. Bunun karşısında ise, biraz
ileri görüşlü olan ve uzun vadeli çıkarlar için kısa vadeli çıkarları feda eden
bazı yöneticiler vardır. Onların özelliği merhem ve çare olmaktır. Onlar,
toplumda çoğulculuk olduğu ve buna saygı duymamız ve onu birliğe taşımamız
gerektiği konusunda hemfikirlerdir. Hacı Kasım da bu türden yani merhem ve çare
olan bir yöneticiydi.
Şehit Süleymani, kültürden anlayan sayılı askeri fertlerden
biriydi. Hacı Kasım toplumda fikri bir çeşitlilik olduğunu, hem toplum
bünyesinin hem de bu toplumun fertleri olan ülke yetkililerinin bu fikri
çeşitliliğe sahip olduğunu kabul etmişti. O, ayrıca idealist bir insandı ve
kendine göre yol ve yöntemi vardı ama bu çeşitliliğin var olduğunu
kabullenmişti. Bu nedenle, tüm bu çeşitlilikle birlikte, siyasi bir uyum
yaşayışı tanımlanmalıdır. Şehit Kasım, fikri bir çerçeveye sahip olmasına ve
değerleri onun için tamamen açık olmasına rağmen toplumda farklı akımlara sahip
rasyonel bir davranış biçiminin düzenlenmesi gerektiğini kabul etmişti.
Sorunların çözümü onun kendisiydi ve yükü ülke yetkililerine
havale etmedi, yani sürekli liderliğe sığınıp siz emri verin demedi. Bir iki
konuda mecbur kalmış olabilir ama genel olarak kendi çözerdi ve bu çok iyi bir
özelliktir. Yani yöneticiler konuyu sürekli başka bir yere havale etmemelidir.
Rehberlik makamının bazı yerlere müdahale etmesi gerekiyor ama sürekli
harcanmaması lazım. Şehit Kasım bunu nasıl yapacağını biliyordu ve yaptı da ve
bunun örnekleri çoktur. Farklı hükümetlerde, bazen dış meselelerde fikir
ayrılıkları oluyordu, ancak o gelip açıkladığında ya da Milli Güvenlik Yüksek
Kurulu’nda açıklama yaptığında, görüşü için taraftar toplama gücüne sahipti.
Hacı Kasım, doğru bir siyasi yönetim anlayışına sahipti.
Yönetim alanında politikacılar koşulları tarif etmek yerine koşulları
değiştirmelidir. Kesin Hacı Kasım’ın yoluna da çok taş koydular, ülke içinde
çok taş koyan var. O, yurt dışında çalışmak istiyordu, siyasetçiler onu
rahatsız etti, bölge şartları buna izin vermiyordu ama o başarılı oldu. Çünkü
onun davranışı mantıklıydı ve o gerçekten de davranışını haklı çıkarmak değil,
durumu değiştirmek istiyordu. Hedefe giden yolda hangi araçları kullanacağını
biliyordu ve sevilen bir kişiliğe sahipti ve ona saygı duyuyorlardı.
Hacı Kasım ikna gücüne sahipti ve tahammül edebiliyordu,
bunun nedeni Hacı Kasım’ın toplumun fikri çeşitliliğine dikkat etmesi ve bunu
kabul etmesiydi. Dış politika alanının bir parçası, saha çalışmasının siyasi
çalışmaya eşlik etmesidir. O, ülkenin dış politikası alanında bir konuyu
inceleyip onun saha çalışmasını düzenlediğinde, bunun yanında siyasi ve
diplomatik düşüncelere de bakardı.
Şehit Süleymani iç alanda da müdahil oldu ve buna layıktı
ama çoğu zaman İslam İnkılâbının makro sahasında, yani devrimin tekâmül ruhuyla
ilgili bir meselenin olduğu yerde, bir tehlike görse hemen müdahale ederdi.
O, küçük konularda da görüş sahibiydi. Bir siyasetçinin bir
düşünceye sahip olmaması ve seçimler konusunda fikrinin bulunmaması mümkün
değil ama o buna daha az müdahil oldu. Asla müdahil olmadığını söylemiyorum,
görüşmelerde bulunma imkânı da vardı ama aleni bir şekilde girmedi.
Hiç şüphe yok ki General Süleymani toplumu kutuplaştıran
akımlara karşıydı. Tabii ki, genellikle bu kişilere veya akımlara karşı
doğrudan bir tavır almaz ve yanından geçip giderdi. Çünkü kendisine büyük bir
görev emanet edilmişti ve küçük tartışmalara kapılmamak için bu konulara
girmiyordu.
Ülkemizdeki önemli konulardan biri de kendi şartlarımızın
kıymetini bilmememiz ve ekonomideki bazı yetersizlikler ve diğer konulardaki
bazı düşüncesizlikler nedeniyle, ülkenin bağımsızlığını sağlayan devrimin
gerçeğinin görülmemesidir ama Hacı Kasım bunu anlamıştı.
Hacı Kasım bağımsızlığın değerini anladı. İslam İnkılabı
günümüz gençlerinin kendilerini cesur olarak görebildiği ve bazen hatta
hükümeti eleştirebildiği özel bir eğitim türü gerçekleştirdi. Bu cesaret
önemlidir ve gençler bunu bulmuştur.
Hacı Kasım bu meseleyi yakından hissetmişti ve değersiz
şeyler üzerine ihtilafların hatta bölünmelere yol açacak boyuta taşındığını
gördüğünde acı çekiyordu. Çünkü bu çatışmalar toplumda kin ve bölünmelere
dönüşmekte ve ülkeyi kalkınmadan uzaklaştırmaktadır.
Hacı Kasım’ın acısı şuydu; “Bu ülkenin başında yıllardır bu
ülke ve inkılap için birçok acılar çeken biri varken, o bir şey söylediğinde
herkes onu kabul etmeli, onun sözlerini odak haline getirmelidir.” Bazı
insanların farklı düşündüğü zamanlar oldu, o bundan rahatsız oldu ve bazen
konuştu ve bazen bir şeyler yazdı.
Tabii birlik eksenimiz varsa çoğulculuğu görmememiz
gerektiğini düşünenler de oldu. Bu da yanlıştır, çoğulculuk olmadan dinamik bir
toplum olamaz ve bu, arınma veya başka bir başlık altında yok edilmemelidir.
Hacı Kasım, insanları ve insanların arzularını güce ulaşmak
için bir araç olarak kullanmamanız gerektiğini vurguladı. Eğer gerçekten bir
yola inanıyorsak, insanların arzularını güç elde etmek için bir araç olarak
kullanmayın. Dürüst olun, Hacı Kasım hem insanlara hem de Allah’a karşı
dürüsttü.’
