Lübnan hükümeti ile siyonist rejim arasında Washington’da imzalanan, siyonistlere karşılıksız ve kabul edilemez tavizler içeren “utanç anlaşmasına” yönelik Lübnanlı siyasetçi ve milletvekillerinin tepkileri sürüyor. Lübnan Parlamentosu’nda İlerici Sosyalist Dürzi Partisi’ne bağlı Demokratik Buluşma Bloku Genel Sekreteri Hadi Ebu el-Hasan, İsrail tarafıyla müzakere ilkesinin gündeme geldiği ilk andan itibaren, İslamabad süreci çizgisinde paralel bir müzakere yolunu desteklediklerini belirterek, “Bu destek, Lübnan hükümetinin bağımsız karar alma gücüne sahip olması esasına dayanıyordu” dedi.
Dürzi siyasetçi, Lübnan NBN televizyonuna verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Herhangi bir anlaşmanın iki garantöre ihtiyacı olduğunu vurgulamıştık; ilki ABD, ikincisi ise Lübnan hükümetinin Taif Anlaşması uyarınca karar alma kabiliyetini uygulamasını sağlayacak olan İran garantisidir. Ancak ne yazık ki Washington’da, Lübnan müzakere heyetine, İsrail’in lehine sonuçlanacak bir anlaşmanın imzalanması yönünde ağır baskılar uygulandı.”
İşgalcilerin Çekilmesi ve Saldırıların Durdurulması İçin Bir Takvim Yok
Washington’da imzalanan metnin sağlıklı ve dengeli bir anlaşma olmadığını, Lübnan’ın ulusal çıkarlarını gözetmediğini vurgulayan Ebu el-Hasan, “Bu çerçeve anlaşmasında birçok boşluk bulunmaktadır. Bunların en önemlisi, işgalci İsrail güçlerinin Lübnan’dan çekilmesi ve bu rejimin saldırılarını durdurması için bağlayıcı bir takvimin bulunmamasıdır” dedi.
Hadi Ebu el-Hasan sözlerini şöyle sürdürdü: “27 Kasım 2024 tarihli ateşkes anlaşmasını, Taif Anlaşması uyarınca Lübnan Ulusal Misakı’nı ya da tamamı ateşkese vurgu yapan 1701 sayılı kararı görmezden gelemeyiz. Lübnan hükümeti ile İsrail arasında Washington’da yeni imzalanan çerçeve anlaşması, uluslararası alanda tanınan sınırlara atıfta bulunmadığı gibi, Lübnan’daki yıkımın yeniden imarına dair net bir vizyon da içermiyor. Dahası, uluslararası hukuka göre resmiyet taşıyan Kasım 2024 ateşkes anlaşması devre dışı bırakılmış ve böylece Lübnan elindeki çok değerli bir diplomatik kozu kaybetmiştir.”
Lübnanlı milletvekili, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevaf Selam’ın ülkeye bağlılık duyduklarını ancak Washington’da çerçeve anlaşmasını dayatan taraflarca Lübnan müzakere ekibine çok ciddi baskı uygulandığının anlaşıldığını kaydetti.
Ebu el-Hasan, “Hükümetin tüm kararlarını destekledik ve bakanlarımız bunlara olumlu oy verdi. Ancak bu anlaşmada devasa boşluklar gördüğümüzde kafamızı kuma gömemeyiz ve bu eksiklikler hiç yokmuş gibi davranamayız. Ulusal çıkarlarımıza olan bağlılığımız nedeniyle bu hususlarda uyarıda bulunmakla yükümlüyüz” dedi. Hükümetteki ilkelerinden taviz vermeyeceklerini belirten milletvekili, bakanlarının ulusal inanç ve ilkelere uygun şekilde pozisyonlarını ortaya koyacaklarını sözlerine ekledi.
“Lübnan Hükümetinin Ülkenin Haklarını Çiğnemeye Hakkı Yoktur”
Diğer taraftan, Cibran Basil liderliğindeki Özgür Vatansever Hareketi’ne bağlı Güçlü Lübnan Bloku da Lübnan hükümeti ile siyonist rejim arasındaki utanç verici anlaşmaya yönelik eleştirilerini sürdürerek, her türlü anlaşmanın kapsamlı bir ateşkesi ve işgalci İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini garanti altına alması gerektiğini ilan etti.
Blokun, Cibran Basil başkanlığında gerçekleştirilen olağan toplantısının ardından yayınlanan bildiride şu ifadelere yer verildi: “Topraklarımızın kurtarılmasını ve ülkemizin egemenliğinin geri kazandırılmasını sağlayacak her türlü müzakereyi destekliyoruz. Ancak Washington’da imzalanan çerçeve anlaşması, İsrail’in tamamen çekilmesi için bağlayıcı bir takvim belirlememiş, hatta işgalci güçlerin yeniden konuşlandırılmasını tamamen İsrail ordusunun kendi değerlendirmelerine endekslemiştir.”
Bildirinin devamında, işgalci rejimin Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savaş Bakanı Israel Katz’ın Lübnan’da uzun süre kalma niyetlerini açıkça beyan ettikleri bir dönemde, bu durumun son derece endişe verici olduğu ve İsrail tarafının anlaşmayı uygulamasına yönelik somut mekanizmaların bulunmadığı vurgulandı.
Güçlü Lübnan Bloku, ülkenin haklarının geri alınması ve devlet otoritesinin pekiştirilmesinin doğal bir hak olduğunu, bunun da Lübnan makamlarının anayasal prosedürlere bağlı kalmasını ve hakları çiğnemek yerine onları garanti altına almasını gerektirdiğini hatırlattı. Bildirinin sonunda, “Lübnan hükümetine, Washington’da imzalanan çerçeve anlaşmasının anayasaya uygunluğu, ulusal hakların korunması ve bundan doğan yükümlülükler hakkında yanıtlanması gereken birçok soru yöneltiyoruz” denildi.
Analiz: İç Savaş Reçetesi ve Egemenliğin İmhası
Tasnim’in raporuna göre; Lübnan hükümeti ile siyonist rejim arasında tamamen siyonistlerin çıkarları doğrultusunda imzalanan ve Lübnan egemenliğini hiçe sayan bu tek taraflı teslimiyet anlaşması, Lübnan’ın anayasal, siyasi ve hukuki çevrelerinde büyük bir infiale yol açmıştır. Anlaşma, onaylansın ya da onaylanmasın, Lübnan’ın egemenliğine bir hakaret ve siyonist işgaline meşruiyet kazandırma hamlesi olarak görülmektedir.
Özetle, Washington’da imzalanan çerçeve anlaşması; siyonist işgalini meşrulaştıran, onlara hukuki dokunulmazlık sağlayan ve İsrail yerine direnişi (Direniş Ekseni/Hizbullah) temel sorun olarak sunan bir metindir. Bu anlaşma, topu trajik bir şekilde İsrail yerine Lübnan hükümetinin sahasına atmakta; siyonistlerin çekilmesini meşru bir ön şart olmaktan çıkarıp, İsrail’in Lübnan hükümeti ve ordusunun Hizbullah’a karşı atacağı adımlara yönelik yapacağı “olumlu değerlendirmelere” bağlamaktadır.
Dolayısıyla, bu anlaşmanın aslında Lübnan’da bir iç savaş reçetesi olduğu ve İsrail’in yıllardır üzerinde çalıştığı planlara hizmet ettiği açıktır. Ulusal ilkeleri ve toplumsal sözleşmeyi bir kenara bıraktığı için birçok kesim tarafından meşruiyeti sorgulanan Lübnan hükümeti, sadece müzakerelerdeki en büyük güç unsuru ve kozu olan direnişi dışlamakla kalmamış; ülkeyi işgal eden ve saldıran İsrail’i değil, direnişi Lübnan’ın sorunu olarak kabul etmiştir.
Ancak herkes bilmektedir ki Hizbullah, siyonist işgalcilerin Lübnan topraklarından çekileceğine dair hiçbir garanti yokken silah bırakmayı ve altyapısını lağvetmeyi asla kabul etmeyecektir. Bugün Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevaf Selam’ın yürüttüğü bu süreç, İsrail’e açık bir hizmet niteliğindedir. Lübnan halkının bunu tolere etmesi mümkün görünmemekte olup, sürecin ciddi sonuçlarının doğması beklenmektedir.