girişimler hep arttı. IŞİD terör örgütü radikalcilerinin Fransa ve Britanya
gibi kimi Avrupa ülkelerde terör eylemi düzenlemesi ise İslam karşıtı hareketi
hızlandırdı. Şimdi de İslam karşıtı girişimlerde ön safta yer alan Fransa bu
kez de bu yaklaşımını pekiştirmek istiyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Cuma günü
yaptığı açıklamada bu ülkede
İslam karşıtı bir taslağı haklı çıkarmaya çalıştı. Macron
bu taslağı tanıtarak Fransa’da
sözde İslami radikalizm ile mücadele etmek istediğini öne sürdü. Fransa
Cumhurbaşkanı şöyle bir iddiada da bulundu:” İslam, günümüzde dünyanın her noktasında kriz
yaşayan bir dindir. Bunu sadece
Fransa’da değil her yerde görüyoruz.
“
Emmanuela Macron sözlerinin devamında şu açıklamaya da yer
verdi:” Sekülerizm Fransızların birliğinin temeli ve esasıdır. “
Macron bu açıklamalarında
Fransız Müslümanların dış etkenlerden etkilenmesini engellemek
istediğini iddia etti. Macron’un öne
sürdüğü taslak genel olarak sekülerizmin
güçlendirilmesi ve kiliseler gibi dini mekanların hükümetten ayrılmasına odaklıdır. Bu çerçevede
camilerin ve dini okulların yapımı için yabancı sermaye ve yabancı
uyruklu cemaat imamları ile de mücadeleyi kapsamaktadır.
Lyonne camisi sorumlusu Kamel Kabtane ise bu tasarının
sözde tefrikacılık ile mücadele hedefi ile ilgili şöyle diyor:” Tefrikaya ne sebep olmuştur acaba? Bunun
nedeni muhakkak Müslümanlar değildir. Müsümanlar sırf birlikten yanadırlar.
“
Macron’un İslam’ın
dünyadaki durumunun kritik olduğuna dair içi boş iddialarına rağmen istatistikler Avrupa’da İslam’ın hızlı bir
şekilde gelişmekte olduğunu dünyada da gelişme sürecini yaşadığını
gösteriyor. Macron aynı zamanda sözde radikal İslam ile mücadele etmek
istediğini de öne sürdü. Halbuki son onyılda yaşananlara baktığımızda Fransa ve Britanya gibi kimi Avrupalı
ülkelerin Amerika ile beraber IŞİD gibi
tekfirci terör örgütlerinin kurulmasında ve geliştirilmesinde önemli rol
oynadığı görülmektedir. Batılıların
hedefi tekfirci radikallerin üzerinden
bölgesel amaçlarını özellikle de Direniş Eksenini Batı Asya’da bertaraf etme
gayelerini gerçekleştirmek istiyorlardı.
Bu çerçevede özellikle de Suriye’deki yasal hükümeti devirmek
istiyorlardı. Buna rağmen onlar bu
hedeflerine varmadılar. Kurdukları IŞİD terör örgütü de kendi başlarına bela
oldu ve bu ülkelerde saldırılar gerçekleştirdi.
Aslında Avrupa’nın zaten kendi yaktığı ateşe tutuştuğu da söylenebilir.
Burada önemli olan bir başka husus ise, Fransa hükümetinin pratikte İslam karşıtı girişimlere kapıları
açık bıraktığı sırada sekülerizm ve
camiler gibi İslami kurumları zayıflatmaktan söz etmesidir. Bu çerçevede Fransa’nın Charlie Hebdo
dergisinin İslam’a ve İslam Peygamberine yönelik saygısızlıkları hiçbir
özgürlük kavramına sığmamaktadır.
Emmanuel Macron ise bu çirkin propagandaya karşı İslam
aleminin öfkesini görünce daha küstah açıklamalarda bulunarak bu saygısızlık ve
hadsizliği ifade özgürlüğünün bir
parçası olarak adlandırmış ve şöyle bir iddiada da bulunmuştu:” Ben bu özgürlükleri savunmak için buradayım.
”
Tam olarak Macron’un ifade özgürlüğü ve özgürlüklerden neyi
kastettiği belli değildir. Acaba Macron
bir buçuk milyar Müslümanın kutsallık taşıyan inançlarına ve
şahsiyetleirne saygısızlığı Fransa’nın özgürlüğünün sembolü olarak mı görüyor? Öyleyse neden
araştırmacılar ve yazarlar sözde Demokrasi beşiği Fransa’da hala hayal ürünü
Holokost’ı sorgulayamıyor? Neden
Holokost hususunda en ufak kuşkuya kapılan şahıslar hemen hapse
attırılıyor? Gerçekte Macron gibi
garazkar siyasetçilerin açısından
sırf İslam’a karşı hareket
etmekte bir özgürlük söz konusu olabilir.
