Rasthaber –
- Amerikan sultası Avrupa’daki ayakları üzerinden küreselleşiyor. 40 bin kişilik Acil Yanıt Gücü’ndeki asker sayısı planlandığı gibi 300 bine çıktığında Amerikan postallarının erişmediği yer kalmayacak.
- RUSYA’YA VUR, ÇİN HİSSETSİN
- ANI MAHVET; ANI YAŞA
- BAŞARI BUNUN NERESİNDE?
- NORDİK ÜLKESİNİN YENİ SORUNU: TÜRKİYE
Amerikan sultası Avrupa’daki ayakları üzerinden
küreselleşiyor. 40 bin kişilik Acil Yanıt Gücü’ndeki asker sayısı
planlandığı gibi 300 bine çıktığında Amerikan postallarının erişmediği
yer kalmayacak.
küreselleşiyor. 40 bin kişilik Acil Yanıt Gücü’ndeki asker sayısı
planlandığı gibi 300 bine çıktığında Amerikan postallarının erişmediği
yer kalmayacak.
NATO 2010’dan sonra ittifakı en kritik dönüşüme
taşıyacak zirvede günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a çaldırdı. Ne kadar
böbürlense azdır. Pörsümüş zeminine Ukrayna savaşı sayesinde zift döken
NATO, kürenin geleceğini etkileyecek yeni bir aşamaya kolayca geçiyor.
Erdoğan’ın çıkardığı gürültü ve Rus lider Putin’in yol açtığı korku
iklimi sayesinde. Bu ikiliye bin şükran!
NATO ile 1997’de ortaklık
senedi imzalamış Rusya, artık ‘en önemli doğrudan tehdit’ seviyesine
terfi ettiriliyor. Putin de arzuladığı değeri buldu nihayet! Tehdit
olacak ki yaşlı kıtayı cenderede tutmanın bir felsefesi olsun. Özgür
ülkeler için bu yakıştırmalar yakışıksız kaçmaz değil mi? Amerikan
sultası Avrupa’daki ayakları üzerinden küreselleşiyor. 40 bin kişilik
Acil Yanıt Gücü’ndeki asker sayısı planlandığı gibi 300 bine çıktığında
Amerikan postallarının erişmediği yer kalmayacak. Öncelik doğu kemerini
Finlandiya ve İsveç’le birlikte kuzeye doğru tamamlamak. Başkan Joe
Biden, Madrid’de müjdeyi vermekte gecikmedi: ABD, Polonya’da bir kalıcı
askeri karargâh kuracak, Avrupa’nın her yerindeki uzun vadeli askeri
varlığını artıracak. Bu minvalde yeni savaş gemileri İspanya’ya, uçak
filoları İngiltere’ye, kara birlikleri Romanya’ya, hava savunma
birimleri Almanya ve İtalya’ya, farklı askeri varlıklar Baltıklara
gidecek. Şimdilik kıtadaki Amerikalı asker sayısı 100 bin civarında
seyredecek. İstila vakti! İşte Avrupa’da yeni Amerikan rüyası. AB’nin
kimi aktörleri daha dün stratejik bağımsızlıktan söz ederken… Her şey
Putin sayesinde.
RUSYA’YA VUR, ÇİN HİSSETSİN
Yeni Stratejik Konsept Belgesi Çin’i de hedefe koyuyor. Bu da bir
ilk. NATO ortaklarının çıkarları, güvenliği ve değerlerine meydan okuyan
güç olarak Çin, gelecek 10 yılın stratejisinde merkeze oturtuluyor.
Belgede öne çıkan noktalar özetle şöyle:
– Çin küresel gücünü
artırmaya dönük siyasi, ekonomik ve askeri araçlar kullanırken
stratejisi, niyetleri ve askeri yapısı hakkındaki belirsizlikleri
koruyor.
– Çin hibrid ve siber operasyonlarla ittifakın güvenliğine zarar veriyor.
–
Çin temel endüstriyel ve teknolojik sektörleri, önemli altyapıları,
stratejik materyalleri ve dağıtım ağlarını kontrol etmeye çalışıyor.
– Ekonomik gücüyle stratejik bağımlılıklar yaratıyor.
– Rusya ile Çin, kurallara dayalı uluslararası düzenin altını oyan stratejik ortaklık girişimlerini güçlendiriyor.
– Suriye, Kuzey Kore ve Rusya kimyasal silah kullanıyor.
ABD küresel liderliğini kimseyle paylaşmak istemiyor. Çin ve Rusya da tek kutuplu dünya tasavvurunu bitirmek istiyor.
Zirveye
hariçten Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore’nin katılımı,
NATO’yu Trans-Atlantik alanının dışına taşıma ve Asya’ya yoğunlaşma
eğilimini teyit ediyor. İstikrar ve güvenlik tehditlerinin kaynağı
olarak görülen Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesi yakın planda
tutuluyor. Libya’da uçuşa yasak bölge, Afganistan’da ISAF, Somali’de
anti-korsan, Irak’ta eğitim-gözlem, Darfur’da destek misyonlarıyla NATO
zaten klasik görev alanının dışına taşmıştı. Yeni Stratejik Konsept
misyonu küreselleştiriyor. Amerikan çıkarlarına gardiyanlık bunu
gerektiriyor.
ANI MAHVET; ANI YAŞA
Böylesine mühim bir transformasyonda Erdoğan gündemin birinci
maddesi. Dünya liderine bu yakışır! Madrid efeler meydanında Boris
Johnson, Erdoğan’a “Çok güzelsin” diyor; Joe Biden hınzır hınzır
gülüyor.
Erdoğan ne kazandı sorusunun peşi sıra koştuğumuzdan bu fasla dair bir iki şey yazmak icap ediyor:
Erdoğan
ittifakın Rusya’ya karşı yakaladığı tarihi anı mahvedebileceğini
hissettirdiğinde ABD’nin buna izin vereceği öngörülüyordu. Biden yine de
NATO’daki insicamın kritik önemine atfen, sorunu Finlandiya, İsveç ve
Türkiye arasında sınırlamayı yeğledi. Halbuki PKK, PYD, YPG ve FETÖ
bağlantılı tartışmanın asıl muhatabı ABD. Biden “Bizim sorunumuz değil”
diyerek Erdoğan’ın Washington’la öteki sorunları araya sıkıştırmasına
izin vermedi. Biden, Erdoğan’ın vetoda ısrar etmenin karşılıklarını göze
alamayacağını biliyordu. Kim bilir son ana sakladığı yıkıcı sözlere
gerek bile kalmadı. Aktarılan o ki anı mahveden Erdoğan’a “Anı yaşa”
telkininde bulundu; böylece İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya
kapaklanmasına mani olan veto rafa uçtu. Taraflar artık uzlaşmaya
hazırdı. NATO Genel Sekreteri’nin dikkatli operatörlüğünde 5-6 saat
süren müzakereler, itibarlı sonuç hissi yaratacak bir formül içindi.
Diplomasi böyle zamanlar için var.
Zoru görünce Erdoğan’ın geri adım
atma, bir de bunu zafer olarak sunma yeteneği dünya aleme malum. Yani
sadece Putin değildi Erdoğan’ın “NATO’nun terör kulübü olmasına izin
vermeyeceğiz” çıkışının üç-beş nefeslik ömrü olduğuna inanan. Tabii
mahallede şimdi Türk’ün gücü adına mehteran gürlüyor. Şartlar kabul
edilmiş, Stockholm ve Helsinki yola gelmiş!
Gelenek ince eleyip sık
dokumak lazım der. Sızdırmaz bir işçilik. Diplomaside tersidir; ince
elenir ki sızsın! İsveç ve Finlandiya ile üçlü mutabakat zaptı da su
sızdırmak için. Alanı da vereni de kurtaran işçilik.
Erdoğan
suçlamayı da talepleri de çok yüksek perdeden başlatmıştı; PKK-FETÖ’ye
kucak açma, YPG-PYD’yi destekleme, iadesi istenen kişileri vermeme vs.
Ve kendisi yaşadıkça bu iki ülke zinhar NATO üyesi olamazdı.
BAŞARI BUNUN NERESİNDE?
Koşullar biraz muğlaklaştırılarak karşı tarafın taahhütlerine
dönüştürüldü. Mutabakatta PYD ve YPG’nin adının geçmesi İsveç ve
Finlandiya açısından taviz olarak görülebilir. Fakat metnin ilgili
maddesinde bunlar için “terör örgütü” tanımı yapılmadı. PKK’nin geçtiği
maddelerde bağlantılı yapılara atıf var. Bu dikkatli dil, Erdoğan
açısından geri adım sayılır. Pratik sonuçlar için önemli olan
tanımlamalardan kaçınılması pazarlığın sonucu. Muğlaklıklar İsveç ve
Finlandiya’ya kaçabilecekleri koridorlar bırakıyor. PYD ve YPG’ye
desteği kesme taahhüdü de fiiliyatta karşılığı olmayan bir şey. Bu
taahhüt açıkça Suriye’nin kuzeydoğusundaki kurumlarla iştigalden ya da
insani yardımı kesmekten söz etmiyor. Ki İsveç yetkilileri bunun
Suriye’nin kuzeyine insani yardımla ilgisinin olmadığını da söyledi.
Avrupa’da temaslar genelde Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Demokratik
Özerk Meclisi ve bunlara bağlı sivil organlar üzerinden geliştiriliyor.
Belki Nesrin Abdullah gibi bazı bilinen isimler buralarda artık alenen
ağırlanmayabilir. Brüksel ve Paris gibi başkentlerin kapıları açık.
İsveç ve Finlandiya PKK’yi evvelden terör örgütü olarak kabul ettiği
için bu konuda işbirliğinin altını çizen maddeler de durumu çok fazla
değiştirmiyor. İade dosyalarının üzerinde çok durulmuştu. Mutabakatta
“Finlandiya ve İsveç sınır dışı veya iade taleplerini ivedilikle işleme
koyacak” deniliyor. Ama Avrupa İade Sözleşmesi’yle uyumlu biçimde.
Finlandiya’dan 12, İsveç’ten 21 kişi isteniyor. Tanımlamalar ve
yaklaşımlarda çatışma var. O yüzden terörizm ve örgütlü suçlar konusunda
yerel mevzuatın güçlendirilmesi öngörülüyor. Bunlar zaman alacak
süreçler. Nihayetinde AB’ye üyelik süreci donsa da uyum taahhüdü baki
olan bir ülke, İsveç ve Finlandiya’ya “Ankara kriterlerine göre kendini
gözden geçir” deniliyor. Olacak şey değil. Taahhütler siyasi, asıl sözü
söyleyecek makam yargıdır. Arama ve yakalama taleplerine INTERPOL bile
şüpheyle yaklaşırken İsveç ve Finlandiya yargısının siyasi etkiye teslim
olması büyük gürültü koparır. Ya köprüden geçinceye kadar durumu idare
edecekler ya iç hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıfla
oyalama yoluna gidecekler ya da iç siyaset bu voltajı kaldıramayacağı
için Ankara’yla tersleşecekler.
Diğer önemli koşul, Suriye’deki
askeri harekâtlar nedeniyle Türk savunma sanayine getirilmiş
kısıtlamaların kaldırılmasıydı. Karşılık buldu. Fakat Türkiye’ye bir şey
satmak durumunda değiller. Bürokratik engellerle talepleri
bekletebilirler. Ayrıca AB içinde silah ambargosuna eşlik eden bir
düzine ülke var. İsveç ve Finlandiya’nın taahhüdü ötekileri
ilgilendirmiyor. Bir de taahhütlerle ilgili ortak mekanizmaların
kurulmasından söz ediliyor. Genelde kısa sürede tavsayan girişimler
bunlar.
Bütün bunlar gürültü koparmadan sessiz bir diplomasiyle
taahhüde dönüştürülebilir miydi? Evet. Fakat o vakit Erdoğan’ın içeriye
üfleyeceği bir hikâye çıkmazdı. Bir de burada başarı var mı yok mu
tartışmasının yanıltıcı bir tarafı var: Bu pazarlığın Türkiye’nin
uluslararası ilişkilerine, bölgenin barışına, halkların ortak geleceğine
faydası nedir? Hiç.
NORDİK ÜLKESİNİN YENİ SORUNU: TÜRKİYE
Bu mutabakattan sonra her şeyin eskisi gibi süreceğini söylemek de
yanıltıcı olabilir. Mutabakat bağlayıcı bir anlaşma olmasa da Ankara’ya
baskı yapma şansı veriyor. İsveç ve Finlandiya siyasetinin bünyesine her
zaman sancı yayacak bir taş bırakıldı. Metinle ilgili yorum
farklılıklarına rağmen Ankara bu mutabakatı Demokles’in Kılıcı gibi
tepelerinde sallandırabilir. Talepler bu ülkelerin iç kurumlarını
birbirine düşürebilir. NATO zemininde de atılacak her adımda veto kartı
yeniden devreye girebilir. İsveç’te bağımsız Kürt vekil Amineh
Kakabaveh’in oyu sayesinde güvenoyu alabilen hükümet şimdi Parlamento
Dış ilişkiler Komitesi’ne mutabakata açıklık getirmeye davet ediliyor.
İlk oylamada hükümet düşebilir. Bu ülkelerin artık bir Türkiye sorunu
oldu. Ülkenin dış politikası Erdoğan’ın ellerine mi bırakıldı? Girişte
veto atlatıldı, peki her adımda veto kartı gösterilirse ne olacak? Hangi
muhalifler sınır dışı edilecek? Erdoğan’ın Suriye’ye karşı askeri
harekâtına silah mı verilecek? Ülkenin değerlerine ne oldu? Siyaseti
etkileme kapasitesi olan sorular. Nihayetinde bu gündem sandığı da
şekillendirecek.
gazeteduvar
