Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ‘Never Give an Inch: Fighting for the America
I Love’ (Asla en ufak taviz vermeden: Sevdiğim Amerika için mücadele ederek)
isimli anı kitabı dün yayımlandı.
2024 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı
olmak için yarışmak isteyen Pompeo’nun kitabından özellikle Türkiye’nin
bulunduğu bölgeyle ilgili çarpıcı anılara yer verildi.
Trump’ın Türkiye’ye Suriye’de Barış Pınarı Harekatı’nın
ardından ateşkes anlaşması imzalatmak için dönemin Dışişleri Bakanı Pompeo’yu
dönemin Başkan Yardımcısı Mike Pence ile birlikte Ankara’ya gönderdiğinde
yaşananlar gündem oldu.
Ekim 2019’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan ile beklenenden daha uzun bir baş başa görüşme yapan
Pence’e ulaşmak için kilitli bir kapıyı kırmaya çalıştığını anlatması dikkat
çekti:
“Erdoğan, Pence ile ‘birkaç dakika’ baş başa görüşmek
istedi. Yaklaşık yarım saat sonra ev sahiplerimize başkan yardımcısını görmem
gerektiğini söyledim. Nafile. Yirmi dakika daha geçti ve artık kararlıydım.
İzin almadan koridorda yürüdüm ve Erdoğan ile Pence’in buluştuğu odanın
kapısını iterek açmaya çalıştım. Kilitliydi. Bunun üzerine muhatabıma kapıyı
kıracağımızı söyledim.”
Pompeo, bu hareketini, ‘2017’de CIA Direktörü olarak
Türkiye’yi ilk ziyaretinde izlemeye zorlandığı Temmuz 2016 darbe girişiminin üç
saatlik videosunun aynısını izlemeye maruz bırakılmasından duyduğu endişeyle’
açıklayarak ekledi:
“Video o kadar uzun ve o kadar iğrençti ki, bunun bir
akıl sağlığı sorunu olduğunu düşündüm!”
Pompeo’nun bariyeri yıkmak için fiziksel çabası, Türk
korumaların agresif tepki vereceğini düşünen güvenlik ekibini korkuttu. Ancak
Türk güvenliği hızla geçmesine izin verdi ve ABD’li yetkililer Erdoğan’ın Pence
ile görüşmesine katıldı.
O dönemde telefon görüşmesi sırasında Erdoğan tarafından
İŞİD’in yenildiğine ve Türkiye’nin Amerikalılar tarafından boşaltılan bölgeleri
koruyabileceğine ikna edilen Trump, Suriye’den çekilme emri vermişti. Ancak
Türkiye’nin operasyonunun Pentagon ve ABD güvenlik çevrelerinin yanısıra
Amerikan kamuoyunu kızdırması üzerine Trump, Pence ile Pompeo’yu bir çıkış yolu
görüşmek üzere Ankara’ya göndermişti. Sonuçta külliyedeki görüşmede taraflar,
Türkiye’nin Suriye’de ABD’nin kontrol ettiği sınır bölgesinin çoğuna erişmesine
izin veren geçici bir ateşkes anlaşmasına vardı.
Türkiye karşıtlığıyla tanınan Pompeo, kitapta, 2017’de Trump
yönetimi ile üst düzey Türk yetkililer arasında Suriye’nin kuzeydoğusundaki
Rakka’yı IŞİD’den kurtarmaya yönelik yol haritası oluşturmak üzere yürütülen
müzakerelere de el attı.
Pompeo’ya göre Washington’ın iki seçeneği vardı: Ya Suriye
Demokratik Güçleri (SDF) ile ya da Türk ordusuyla çalışmak. Ankara, SDG’yi ABD,
AB ve Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanan PKK’nın bir parçası
olarak görüyor.
Pompeo “Erdoğan ve MİT Başkanı Hakan Fidan, SDG’nin PKK’den
hiçbir farkı olmadığını vurgulamak için beni defalarca aradı. ABD’nin SDG’yi
desteklemesinin Türkiye ile ilişkilerini bozacağını iddia ettiler” diye
yazdı.
“(Dönemin Savunma Bakanı) Jim Mattis ve (dönemin Genelkurmay
Başkanı) Joe Dunford’un farklı bir endişesi vardı: Türkiye’nin ordusu IŞİD’i
yenme kapasitesine sahip değildi. Dunford, Türkiye içinde eğitim gören ‘Türk
işgal gücünü’ görmeye gitti. Türkler bu ziyareti defalarca erteledikten sonra,
nihayet birlikleri gözden geçirmesine izin verildi. Gördükleri onu, Türklerin
yoğun ABD desteği olmadan IŞİD’i yenme şansının sıfır olduğuna ikna etti.”
Dolayısıyla Pentagon’un Türkiye’nin Suriye için eğittiği
kuvvetlerin IŞİD’i yenmek için yeterli güce sahip olduğuna ikna olmadığından
ikinci seçeneği tercih ettiğini aktaran Pompeo, “Artık sıra Türklere
diplomatik yolla bu haberi vermeye gelmişti. Toplantı kötü geçti” diyerek
şöyle devam etti:
“Bir odada hiç bu kadar hızlı patlayan bir öfke görmemiştim.
(Cumhurbaşkanı Başdanışmanı) İbrahim Kalın ile Fidan bağırıp çağırdı ve
ardından hızla odadan çıktı. İlişki için harika olmadı.”
Anılarında IŞİD’in yenilmesinde anahtar rol oynayan İran
Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye Ocak 2020’de Trump’ın
emriyle Bağdat’ta düzenlenen suikastı ‘Rembrandt tablosuna’ benzeten Pompeo,
Suudi Arabistan’da İhvan yanlısı olduğu için muhalif konumuna düşen
gazeteci-köşe yazarı Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın
İstanbul Konsolosluğu’nda vahşi şekilde öldürülmesi meselesini için de
‘abartılı kriz’ ifadesini kullandı.
“Medyayı mezbahadaki bir vegandan daha deliye çeviren
şey, Suudi Arabistan ile olan ilişkimizdi” tasvirini yapan Pompeo,
cinayetin ortaya çıkması üzerine Trump tarafından Riyad’a gönderilmesiyle
ilgili “Başkan’ın gerçeklikten bihaber The Washington Post, The New York
Times ve diğer altını ıslatanlara orta parmak gösterenin ben olmamı bir şekilde
kıskandığını düşünüyorum” yorumunda bulundu.
Trump’ın halefi Joe Biden tarafından sonradan yayımlanan CIA
raporunda Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın sorumlu tutulmasına
itiraz getirmeyen Pompeo, “Bu grotesk kasaplık çirkin, kabul edilemez,
korkunç, üzücü, aşağılık, şeytani, vahşi ve tabii ki hukuka aykırıydı. Ama
hiçbir şekilde şaşırtıcı değildi” diye yazarak ekledi:
“Bu tür bir acımasızlığın dünyanın o bölgesinde
fazlasıyla rutin olduğunu bilmeme yetecek kadar Ortadoğu’yu gördüm.”
