Önümüzdeki saatlerde ve günlerde ABD Başkanı’nın İran’la süren savaş konusunda nasıl bir yol izleyeceğini kimse bilmiyor. Ancak asıl soru şu: Acaba bunu kendisi biliyor mu?
İran, ABD ve İsrail rejimi arasında bir aydan uzun süredir fiili bir ateşkes ortamı hakim. Birçok kişi, ABD Başkanı’nın Çin ziyaretinin sona ermesinin ardından sahada yeni bir gelişme yaşanmasını bekliyordu. Bu gerçekleşmedi; ancak böyle bir ihtimalin her an gündeme gelebileceği belirtiliyor.
Şüphesiz ki ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth —Donald Trump’ın özel ilgisi sayesinde bugün generaller üzerinde söz sahibi olan eski bir subay— savaşın sürdürülmesine ilişkin planlarını hazırlamış durumda. Ancak haberde, ABD Başkanı Trump’ın, haberin yayımlandığı saate kadar savaşı yeniden başlatıp başlatmama konusunda kesin bir karar vermediği ifade ediliyor.
Trump’ın hâlâ karar aşamasına gelememesi ve savaşı yeniden başlatmak mı yoksa mevcut deniz ablukasını ekonomik baskı amacıyla sürdürmek mi gerektiği konusunda tereddüt yaşaması, bazı gerçekleri ortaya koyuyor. Buna göre, ABD Başkanı’nın kontrolü dışında kalan faktörler bulunuyor ve Trump’ın öncelikle “savaşın sonuçlarını kontrol edebilme” konusunda net bir tabloya ulaşması gerekiyor.
Analizde, Trump’ın karşı karşıya olduğu çıkmazın en az üç temel başlıktan oluştuğu belirtiliyor.
İlk olarak, savaşın yeniden başlaması halinde Washington yönetiminin temel hedeflerinden biri olan “İran’daki yüzde 60 zenginleştirilmiş 400 kilogram uranyumun ülkeden çıkarılması” konusunda hiçbir garanti bulunmadığı vurgulanıyor. Bu materyalin kara harekâtıyla çıkarılmasının başarıya ulaşacağı garanti edilemediği gibi, Trump’ın savaşın yeniden başlaması halinde bu konuda diplomatik bir anlaşma sağlayabileceğinden de emin olamayacağı ifade ediliyor.
İkinci olarak, yeni bir savaşın Hürmüz Boğazı’nı geçen yılın sonundaki istikrarlı koşullara geri döndüreceğinin de garanti olmadığı belirtiliyor. Haberde, “Özgürlük Projesi” olarak adlandırılan girişimin başarısız olduğuna işaret edilerek, İran tesislerine yönelik daha yoğun bombardımanların da mevcut şartları ortadan kaldıracağına dair Trump’a güvence vermeyeceği kaydediliyor.
Üçüncü başlıkta ise, 39 günlük savaş süresince İran’ın füze ve İHA saldırılarının durmadığı hatırlatılarak, olası yeni bir savaşta da Tahran’ın istediği hedefleri vurabilecek kapasiteye sahip olacağı savunuluyor. Özellikle bu kez İran altyapısına yönelik saldırılara karşılık olarak bölgedeki ana petrol ve doğal gaz tesislerinin hedef alınmasının, Trump açısından çok daha karmaşık sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.
Bu çerçevede yapılan değerlendirmede, ABD’de benzinin şu anda galon başına ortalama 4,5 dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor. Bu rakamın 6 dolar seviyesine yükselmesi halinde Trump yönetiminin ciddi toplumsal krizlerle karşı karşıya kalabileceği ileri sürülüyor. Bölgedeki petrol altyapılarının hedef alınması ve petrol fiyatlarının varil başına 150 doların üzerine çıkması durumunda böyle bir senaryonun ihtimal dışı olmadığı kaydediliyor.
Haberde, bu şartlarda ABD Yüksek Mahkemesi’nin seçim haritasında yapacağı olası düzenlemelere rağmen Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde ağır bir yenilgi yaşayabileceği, bunun da Trump’ın başkanlık süresinin kalan iki yılında daha büyük siyasi sorunlarla karşılaşmasına yol açabileceği belirtiliyor.
Analizde ayrıca, İran füzelerinin İsrail’deki enerji santralleri ve deniz suyu arıtma tesislerini vurmasının, Başbakan Binyamin Netanyahu açısından ülke yönetimini daha da zorlaştırabileceği ifade ediliyor. Trump’ın dikkate almak zorunda olduğu risklerden birinin de bu olduğu belirtilirken, ateşkes süresinin İsrail’in önleme füzesi stoklarını yeniden doldurması için yeterli olmadığı savunuluyor.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, ABD’nin İran’a karşı yeni bir askeri operasyon başlatmasının askeri açıdan tamamen mümkün olduğu ve İran altyapısına ağır zararlar verebileceği belirtiliyor. Ancak buna rağmen böyle bir kararın Washington açısından kolay olmadığı vurgulanıyor.
Yazıda, savaş ihtimalinin düşük gösterilmeye çalışılmadığı, aksine önümüzdeki her an yeniden çatışma çıkma olasılığının bulunduğu ifade ediliyor. Özellikle de Trump’ın “ideolojik olarak Siyonist bir karaktere sahip olduğu” ve “psikolojik dalgalanmalardan uzak olmadığı” yönündeki değerlendirmelere dikkat çekiliyor.
Bununla birlikte Trump’ın ciddi bir açmazla karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Mevcut deniz ablukası politikasının ilan edilen hedeflere ulaştıracağından emin olmadığı gibi, yeni bir savaşın da aynı hedefleri garanti edeceğine inanmadığı ifade ediliyor.
Sonuç olarak analizde, yalnızca dünya kamuoyunun değil, bizzat Trump’ın da gelecekte vereceği karar konusunda ciddi tereddütler yaşadığı değerlendirmesine yer veriliyor.
