Trump Neden Aniden Saldırıları Durdurma Talimatı Verdi?

Beş aylık yıpratma savaşının ardından ne ABD İran’ı geri adım atmaya zorlayabildi ne de İran askeri baskılardan vazgeçti. Ancak şimdi savaş meydanı yeni bir aşamaya girdi: Hem ABD’nin kara harekatı seçeneği masada hem de Tahran, geleneksel yanıtlar yerine Donald Trump’ın kişisel çıkarlarını ana hedefi olarak seçmiş durumda.

Çinli bağımsız uluslararası ilişkiler ve askeri teknoloji analisti, aynı zamanda Toutiao medya platformu yazarı Lao Wu bir makalesinde; ABD’nin saldırıları durdurmasını, olası bir askeri harekatın genişletilmesini ve İran’ın değişen yaklaşımını analiz etti.

⭕ 1. Rotayı Belirleyen İki “Hayır”: ABD-İran Savaşı Kader Anında

ABD ile İran arasında yaklaşık beş aydır inişli çıkışlı şekilde süren çatışma, aniden yeni ve oldukça tartışmalı bir aşamaya evrildi.

Beyaz Saray’daki basın toplantısında bir gazeteci, açık ve net bir şekilde Donald Trump’a, ABD ordusunun İran’daki santralleri, köprüleri ve diğer sivil altyapıları bombalamasının bir savaş suçu sayılıp sayılmayacağını sordu.

Bu iğneleyici soru karşısında Trump, doğrudan yanıt vermeyi reddetmeden önce kısa bir süre sessiz kaldı; ardından cevaben soruyu soran medya kuruluşunu eleştirdi. Böylece asıl konuyu geçiştirmiş oldu.

İlerleyen saatlerde ABD Senatosu da önemli bir oylamaya sahne oldu. Trump’ın İran’a karşı askeri güç kullanma yetkisini sınırlandırmayı hedefleyen karar tasarısı, 47 “evet” oyuna karşılık 49 “hayır” oyuyla reddedildi.

Cevapsız kalan bir soru ve kabul edilmeyen bir karar tasarısı… Bu iki “hayır”, her şeyden önce ABD-İran ilişkileri ve çatışmalarının mevcut durumundaki karmaşayı gözler önüne serdi ve bu uzun soluklu yüzleşmeyi yeni bir yol ayrımına getirdi.

Ancak sürpriz gelişmeler bununla sınırlı kalmadı. 3 Mordad (25 Temmuz) akşamı Trump, aniden ABD ordusuna operasyonları durdurma talimatı vererek İran’a yönelik 13 gün süren aralıksız hava saldırılarını sonlandırdı.

Bu karar, o ana kadar İran’a yönelik saldırı planlarının neredeyse her gün ABD ordusu tarafından onaylandığı ve Tahran üzerinde yoğun, sürekli bir askeri baskının uygulandığı bir dönemde alındı.

Yine de kamuoyunun habersiz olduğu konu, Pentagon komutanlarının masasında duran cesur bir operasyon planıydı: Zenginleştirilmiş uranyum stoklarını zorla ele geçirmek amacıyla İran’ın yer altı nükleer tesislerinin derinliklerine binlerce asker sevk etmek.

Hava saldırılarının bu şekilde aniden durdurulması kesinlikle savaşın bittiği anlamına gelmiyor; daha ziyade fırtına öncesi sessizliği andırıyor.

ABD merkezli Axios’un bilgili kaynaklara dayandırdığı haberine göre Trump, bu kez ordunun yeni turlu saldırı planlarını onaylamadı ve askeri operasyonların acil durum frenini bizzat çekti.

Bu durdurma kararı bir anda ve hazırlıksız alınmış değildi. Saldırıların durdurulmasından birkaç saat önce Umman’dan bir heyet, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz seyrüseferinin yeniden başlatılmasını görüşmek üzere Tahran’a gelmişti. Bu görüşmelerde somut ilerlemeler kaydedilmiş ve yakın gelecekte deniz yolunun yeniden açılmasına ilişkin ön bir anlaşmaya varılması bekleniyordu.

Bir yandan diplomatik müzakerelerin başlaması, diğer yandan askeri saldırıların durdurulması, Trump’ın bir kez daha her zamanki ikili stratejisine yöneldiğini gösteriyordu:

  • Kamuoyuna yaptığı açıklamalarda ABD güçlerinin tam teçhizatla teyakkuzda olduğunu ve her an harekete geçebileceğini vurguladı.

  • Aynı zamanda müzakere için yeşil ışık yaktı; ancak kısa süre sonra İran’ın henüz bir anlaşma imzalamaya hazır olmadığını, sadece görüşmeleri sürdürme isteğini bildirdiğini itiraf etti.

Bir elde askeri tehdit, diğer elde müzakere teklifi bulunduran bu yaklaşım, esasen gelecekteki baskı yollarını açık tutma amacını taşıyor.

Buradaki kritik nokta, ABD ordusunun savaşa hazırlık durumunu hiçbir zaman askıya almamış olmasıdır. Geniş çaplı operasyonların icrasına yönelik çeşitli senaryoların incelenmesi ve simülasyonu devam ediyor; Washington her an saldırılarını yeniden başlatabilir.

Bana göre Trump’ın hava saldırılarını durdurma kararının temel sebebi, konvansiyonel bombalamaların artık etkisinin zirvesine ulaşmış olmasıydı.

Son iki haftadır süren kesintisiz bombalamalar, İran’ın misilleme yapma ve karşı saldırı düzenleme kapasitesini tamamen yok edemediği gibi ABD ordusunun silah ve mühimmat stoklarını da ciddi şekilde zorladı.

Artık tek başına hava saldırıları, savaş meydanında ABD için belirleyici bir üstünlük sağlayamıyor. Bu nedenle ABD ordusunun önünde yalnızca iki yol kalmıştır: Ya müzakerelere girerek çatışmayı sonlandırma zeminini hazırlamak ya da kara operasyonlarını genişleterek mevcut kilitlenmeyi tamamen kırmak.

⭕ 2. ABD Ordusunun Çılgın Planı: Nükleer Maddeleri Ele Geçirmek İçin Kara Harekatı

Konvansiyonel hava saldırılarının tıkanmasının ardından, ABD ordusunun özel bir operasyon icra etmeye yönelik çılgınca planının detayları ifşa oldu; bu plan dünya kamuoyunda anında geniş bir yankı uyandırdı.

New York Post gazetesinin haberine göre ABD ordusu, uzmanların “askeri tarihin en karmaşık operasyonlarından biri” olarak nitelendirdiği son derece zor bir görev tasarlıyor.

Bu planın ana hedefi oldukça net:

  1. Binlerce kara gücü, seçkin özel operasyon birlikleri ve patlayıcı imha ekiplerini toplamak,

  2. İran topraklarının derinliklerine sızmak,

  3. Yerin metrelerce altındaki nükleer tesislere baskın düzenlemek,

  4. Ve son olarak, burada bulunan zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek ya da imha etmek.

Bu operasyonun tüm aşamaları bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır ve her aşamanın icrası eşi benzeri görülmemiş zorluklar içermektedir.

İlk adımda ABD güçlerinin tesis çevresindeki mayınları temizlemesi ve gizli tuzakları etkisiz hale getirmesi gerekiyor. Ardından hava saldırılarında hasar gören girişleri ve yolları kullanılabilir hale getirmeliler. Sonrasında seçkin özel ekipler, görevi icra etmek üzere yer altı tesislerine sızacak. Son aşamada ise ABD ordusunun, birliklerin güvenli bir şekilde tahliyesini ve nükleer maddelerin taşınmasını garantilemek için bölgedeki tüm hava koridorlarına tamamen hakim olması gerekecek.

Bu operasyonu yürütmek için düşünülen başlıca seçenekler arasında “Navy SEAL Team 6” ve ordunun “Ranger” birlikleri gibi seçkin kuvvetlerin isimleri geçiyor. Aynı zamanda nükleer maddelerin toplanması ve taşınmasından sorumlu uzman birlikler de teyakkuza geçirilmiş durumda.

Bu operasyonun hedefi, İran’daki Kelang Dağı’nın altında yer alan yer altı nükleer tesisidir. İsrail istihbarat kaynaklarınca yayınlanan bilgilere göre İran, geçen yıl binlerce uranyum zenginleştirme santrifüjünü bu dağın derinliklerindeki tünellere taşıdı. Trump da daha önce bu yerin adını açıkça anmış ve burayı mükemmel bir hedef olarak tanımlamıştı.

Bununla birlikte, bu kritik bilgi henüz Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından resmi olarak doğrulanmadığı için operasyonun tamamı ciddi belirsizlikler barındırıyor.

Diğer tarafta ise İran, uzun süredir kendisini böyle bir senaryoya hazırlıyor. Ülkenin silahlı kuvvetleri, ABD’nin olası farklı saldırı biçimlerine karşı koymak için çok sayıda tatbikat ve operasyonel eğitim gerçekleştirdi; şu anda ABD ordusunun her türlü kara baskınına yanıt vermek üzere tam teyakkuz durumunda bekliyor.

Eğer böyle bir kara harekatı başlarsa, zayiatın boyutu ve çatışmanın şiddeti geçmişteki tüm hava savaşlarının çok ötesine geçecektir.

⭕ 3. İran Misilleme Stratejisini Değiştirdi ve Trump’ın Aşil Tendonunu Hedef Aldı

ABD ordusu savaş ile müzakere arasında tereddüt yaşarken ve askeri operasyonları genişletmeyi planlarken, İran çoktan karşı tarafın zayıf noktalarını tespit etti ve yıllardır izlediği misilleme modelini tamamen değiştirdi. Tahran, ABD’nin hava saldırılarına karşı artık pasif bir tepki vermek niyetinde değil.

Geçmişte İran’ın intikam alma yöntemi büyük ölçüde sabit ve öngörülebilirdi:

  • Ya füze ve İHA’larla ABD’nin Orta Doğu’daki askeri üslerini hedef alıyordu,

  • Ya da Husi güçlerini destekleyerek Kızıldeniz’deki seyrüseferi aksatıyor ve Suudi Arabistan’ın enerji tesislerini tehdit ediyordu.

Ancak her iki yöntemin de belirgin bir zayıflığı vardı. Bu tür saldırılar nihayetinde yalnızca ABD ordusunun sıradan askerlerine ya da Washington’ın bölgesel müttefiklerinin çıkarlarına zarar veriyordu; ABD’deki ana karar alma mekanizması üzerinde hiçbir baskı oluşturmuyordu—kaldı ki doğrudan Trump’ın şahsını etkilesin.

ABD üslerine düzenlenen saldırılarda ölen ya da yaralananlar sıradan askerler oluyor; Trump ise birkaç sert söylemle iç kamuoyunu kendi lehine konsolide edebiliyor ve bir kez daha güçlü, tavizsiz bir lider imajı çizebiliyordu. Suudi petrol tesislerine yapılan saldırılar da en başta Suudi kraliyet ailesine zarar veriyor, binlerce kilometre uzakta ABD topraklarında oturan Trump şahsen hiçbir kayba uğramıyordu.

İşte tam da bu yüzden, aylarca süren çatışmalar ve karşılıklı saldırılar Washington’ı geri adım atmaya veya uzlaşmaya zorlayamamıştı.

Fakat şimdi İran, karşı tarafın zayıf noktasını keşfetti ve yanıt vermek için daha hassas bir yol seçti: Geleneksel ve dağınık saldırıları bir kenara bırakıp doğrudan Trump ailesinin Orta Doğu genelindeki ticari varlıklarını hedef almak.

Trump ailesinin BAE, Suudi Arabistan, Katar ve Umman dahil olmak üzere bölgedeki 7 ülkede; lüks oteller, golf sahaları ve ticari-konut komplekslerinden oluşan devasa bir portföyü bulunuyor ve bunların toplam değeri onlarca milyar doları aşıyor.

Bu varlıklar dışarıdan bakıldığında son derece geniş ve değerli görünse de uygulamada yüksek kırılganlığa sahiptir. Neredeyse tamamı sivil, açık havada bulunan ve kamuya açık ticari tesislerdir; güvenlik seviyeleri de askeri üslerin çok altındadır.

ABD’nin en gelişmiş hava savunma sistemleri ve en seçkin deniz filoları bile 7 farklı ülkeye yayılmış çok sayıda ticari projeyi eş zamanlı ve eksiksiz bir şekilde koruyamaz.

En önemlisi de bu komplekslerin “Trump” adı ve markası altında faaliyet göstermesidir. Bunlar sadece ailesi için sürdürülebilir bir gelir kaynağı değil, aynı zamanda Trump’ın kişisel olarak en çok değer verdiği varlıklar arasında yer almaktadır.

Bana göre bu, İran’ın bu savaştaki en zekice hamlesidir.

Geçmişte Tahran ile Washington arasındaki yüzleşme esas olarak iki devlet arasındaki askeri çatışma düzeyinde seyrediyordu; ancak şimdi İran, okların ucunu doğrudan Trump’ın kişisel çıkarlarına çevirdi.

Eğer bu onlarca milyar dolarlık ticari varlıklar hedef alınırsa, bunun sonucu sadece doğrudan ekonomik hasar olmayacaktır; böyle bir olay Trump markasının prestijini tamamen yerle bir edebilir ve bir krizler zincirini tetikleyebilir:

  • Uluslararası ortakların çekilmesi,

  • Turist sayısında sert düşüş,

  • Sigorta şirketlerinin bu projeleri teminat altına almaktan kaçınması,

  • Ve Trump adını taşıyan komplekslerden sermaye kaçışı.

Her şeyden önemlisi, Trump ABD içinde de ağır bir siyasi kilitlenmeyle karşı karşıya.

Kongre’de onun savaş yetkileri üzerindeki anlaşmazlık devam ediyor. Temsilciler Meclisi daha önce Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarını sınırlandırma yönünde oy kullanmıştı; ancak Senato’nun bu kısıtlamalara karşı çıkması Beyaz Saray’ın elini rahatlattı ve önündeki son ciddi engeli de kaldırdı.

Çatışmaların devam etmesi şimdiye kadar 18 ABD askerinin ölümüne, 600’den fazlasının yaralanmasına yol açtı ve savaşın doğrudan maliyeti 37,5 milyar dolara ulaştı. Aynı zamanda halkın geçim derdi ve bu krizin ekonomik maliyeti her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

Trump İran’a yönelik saldırıları tırmandırmakta ısrar ederse, ailesinin yurt dışındaki varlıkları sürekli risk altında kalacak. Eğer geri adım atıp savaşı durdurursa, iç siyasetteki rakipleri onu İran karşısında zayıflık göstermek ve pes etmekle suçlayacak.

İran’ın bu yeni stratejisi karşısında Beyaz Saray, muğlak ve temkinli bir yanıt vermek zorunda kaldı. Washington açık bir tutum sergilemeye cesaret edemiyor; çünkü verilecek her doğrudan yanıt, Trump’ın kişisel varlıklarının tehdit altında olduğu gerçeğini tescilleyecek ve bu durum siyasi rakiplerinin eline altın bir koz verecektir.

Şu anda Orta Doğu’daki durum tam bir kilitlenmeye ulaşmış durumda. İki hayati enerji boğazı, yani Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı eş zamanlı olarak baskı altında. Husiler Suudi Arabistan’ın petrol ve gaz tesislerini hedef almaya devam ediyor ve küresel petrol fiyatları yükseliş eğilimini sürdürüyor.

Beş aylık yüzleşmenin ardından savaşın hedefleri her zamankinden daha belirsiz hale geldi; ancak zayiatlar, maliyetler ve siyasi baskılar durmaksızın birikiyor.

Trump’ın kısa süreli ateşkesi kesinlikle bir uzlaşma işareti değil; daha ziyade güç toplamak ve sahayı gözlemlemek için verilen bir duraklamaya benziyor. Buna karşılık İran’ın hassas ve hesaplanmış strateji değişikliği, Tahran’ın bu yıpratma savaşında inisiyatifi ele geçirdiğini gösteriyor.

Buradan sonra Orta Doğu’daki denklemler daha sakin değil, çok daha tehlikeli hale gelecektir.

not: bu analiz tahririeh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın