Savcıya Tehdit; ‘Konumuna Göre Aklanan FETÖ Şüphelileri’

rasthaber
Rasthaber –  Gazeteci Barış Terkoğlu, AKP’nin kurucularından Mehmet İhsan
Arslan’ın kızı Ayşe Arslan Çınar hakkındaki “FETÖ” dosyasının
kapatıldığını dile getirdi.

Terkoğlu, “Devlet, eğer iktidar mensubu bir aileden
geliyorsanız ‘FETÖ’nün kurumlarında yöneticilik yapabileceğinizi, Gülen için
çalışabileceğinizi, Pensilvanya’ya girip çıkabileceğinizi, ABD Kongresi’nde
‘FETÖ’ için lobi çalışmalarına katılabileceğinizi söylüyordu. Yeter ki doğru
kişinin kızı, kardeşi ya da damadı olun!” ifadesini kullandı.

Terkoğlu’nun Cumhuriyet’teki yazısı şöyle:

“Mehmet İhsan Arslan’ı herhalde bilmeyen yoktur. AKP
kurucusu, partinin eski milletvekili. Yakın zamanda partisini eleştirdi.
‘FETÖ’nün yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları, biz
kullanmaya başladık’ dedi. Disipline sevk edildi. Uyarı cezası aldı.

Mehmet İhsan Arslan, beş çocuk sahibi. Hikâyeyi ilginç kılan
ayrıntı ise burada. Zira ailede görüntüde bir bölünme var. Bir oğlu ‘Mücahit’
diye de bilinen Ali İhsan Arslan. Halihazırda AKP milletvekili. Erdoğan’ın en
yakınındaki isimlerden. Bir kızı ise Ayşe. Ayşe Arslan, Erdoğan’ın şahidi
olduğu bir törenle, 2008 yılında Mevlüt Hilmi Çınar’la evlendi. Düğünü
Erdoğan’ın üç çocuk çağrısından belki hatırlarsınız.

Ayşe (Arslan) Çınar ile Mevlüt Hilmi Çınar çifti, ‘FETÖ’ye
yakınlıklarıyla biliniyor. Çift ABD’de yaşıyor. Fethullah Gülen’in onursal
başkanı olduğu Niagara Vakfı’nın yöneticiliğini yapıyor. AKP-‘FETÖ’ kavgasına
rağmen Gülen’in yanında durmaya devam ediyorlar. Zaman zaman ‘FETÖ’ adına
ABD’de lobi amaçlı toplantılar düzenliyorlar. Tavırlarını da başta sosyal medya
olmak üzere pek çok yerde gösteriyorlar. O kadar bilinen bir ilişki ki…
Devletin Anadolu Ajansı’nın ‘AA, FETÖ’nün ABD’deki iki elebaşını görüntüledi’
başlığıyla yayımladığı Mevlüt Hilmi Çınar haberi halen arşivde duruyor.

Gelgelelim…

Sıradan biri olsa Türk yargısının ortalığı yıkacağı hadisede
soruşturma öyle kolay yürümedi. Öyle ya Ayşe Çınar, AKP’nin tepesindeki bir
ailenin kızıydı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın koridorlarında
konuşulanlara bu nedenle şaşırmadım. Ayşe Çınar hakkındaki dosyayı, ‘FETÖ’
davalarına bakan tanınmış bir savcı açmıştı. Dosyada önemli delilleri toplarken
ilginç bir olay yaşanmıştı. Başsavcılığın tepesindeki bir yargı mensubu, savcı
ile konuşup bu dosyayı kapatmasını istemişti. ‘Yapamam, deliller var’ deyince
bir formül bulunmuştu. Ankara’da da Ayşe Çınar hakkında bir başka ‘FETÖ’
soruşturması olduğu söylenerek dosya ‘yetkisizlik’ ile Ankara’ya
gönderilmişti… Ankara’daki savcılık ise ‘Aaa biz o dosyayı zaten kapatmıştık’
diyerek İstanbul’dan gelen dosyayı da kapatmıştı.

Devlet, böylece eğer iktidar mensubu bir aileden
geliyorsanız ‘FETÖ’nün kurumlarında yöneticilik yapabileceğinizi, Gülen için
çalışabileceğinizi, Pensilvanya’ya girip çıkabileceğinizi, ABD Kongresi’nde
FETÖ için lobi çalışmalarına katılabileceğinizi söylüyordu. Yeter ki doğru
kişinin kızı, kardeşi ya da damadı olun!

Gelgelelim öğrendim ki hadise bununla kalmamış. ‘Kapatmam’
diyen savcının başına kötü şeyler gelmiş. Önce başka bir savcılığa sürülmüş.
‘Önemli dosyalar’ elinden alınmış. Daha da fenası kendisine kumpas kurulduğunu
anlatıyormuş. Hakkında soruşturma yürüttüğü bir başka ‘FETÖ’ şüphelisine, eski
çalışma arkadaşları tarafından ‘ahlaksız teklif’ yapılmış. Onun hakkında
‘benden para istedi diye ifade ver, ona karşı ‘FETÖ’ Borsası’ndan soruşturma
açmamızı sağla, seni kurtaralım’ denilmiş.

Neyse ki ‘FETÖ’ şüphelisi kabul etmemiş. İşin ilginci, Ayşe
Çınar dosyasını kapatmaya direnen savcının elinde kendisine kurulan kumpasın
ses kaydı da varmış. ‘Bir gün hesabını sormak üzere’ yakınlarına dinletiyormuş.
Savcı, elindeki çok kritik delilleri de yakınlarına göstererek dosyanın nasıl
kapatıldığını anlatıyormuş.

Bir ayrıntı daha var. Ayşe Çınar dosyasını ilk gündeme
getiren Barış Pehlivan aleyhinde AKP Milletvekili Ali İhsan (Mücahit) Arslan
dava açtı. Arslan’ın şikâyet dilekçesindeki şu ifadeleri okuyunca gülümsedim:

‘Müştekinin kız kardeşi ve onun eşi hakkındaki soruşturmanın
gizli olduğunu, masumiyet karinesi gereği kişiler hakkında mahkumiyet kararı
verilip de bu karar kesinleşinceye kadar herkesin masum olduğu… (…) Şüpheli
Barış Pehlivan’ın müştekinin üyesi olduğu AK Parti ve hükümetin FETÖ ile
yeterince savaşmadığı, bunun aksinin koca bir yalan olduğu ifade edilerek algı
operasyonu yapıldığı…’

Derken birkaç gün önce ilginç bir şey daha oldu. 25
Aralık’ta neredeyse bütün medyada ‘454 ‘FETÖ’cünün mal varlığı donduruldu’
başlıklı haberi okudunuz. Listeyi açıp baktınızsa şahısların arasında bir de
vakıf vardı: Niagara Vakfı.

Daha da ilginç hale geldi mi?

Devlet resmen vakfın ‘FETÖ’nün olduğunu kabul ediyor, mal
varlığını donduruyordu. Gelgelelim, iş yöneticilerine geldi mi, iktidarın
kızı-damadı çıkınca, birileri adeta ‘FETÖ’ye siper oluyordu. Soruşturan savcıyı
sürüyor, kumpas kuruyor, gazeteciye dava açıyordu. ‘FETÖ’ kurumundaki yöneticiler
‘masumiyet karinesi’ denilerek temize çekiliyordu.

Bunun aksine…

Hedef olan İmamoğlu gibi bir belediye başkanı olunca ise
belediyede işe giren birinin görümcesi üzerinden bile terör bağlantısı
kuruluyor, belediyeye müfettişler yollanıyor, kayyum çağrıları takip ediyordu.

Sahi adaletin kılıcı eşit kesse, İBB’ye çıkarılan görümce
faturası, Arslan ailesine ya da Erdoğan’a çıkarılsa neler olur sizce?”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın