Şehid Hamaney’in Cenaze Töreni

Eskiden savaşlar şehirlerin dışında yapılırmış. Böylesi savaşların adına “meydan muharebesi” denilirmiş. İşgal amacıyla kuşatılan şehrin dışında iki ordu karşı karşıya gelip yalın kılıç savaşır ve onca telefattan sonra saldırgan ordu galip gelirse şehir onlara teslim edilirmiş. Veya şehirlerini savunanlar üstün gelirse büyük bir musibetten kurtulurlarmış…

Karacaoğlan’a atfedilen bir söz: “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu.” Bugün biz buna toplu imha silahlarını ve balistik füzeleri de ekleyebiliriz. Aslında günümüzün savaş araçları son derece etki ve tahrip gücüne sahip. Böylesi bir durumda “Düşman kavi ve dost bi vefa” olunca saldırganı caydıracak manilerde ortadan kalkmış oluyor. Böylesi bir ortamda hukuk tanımayan düşmanın kalleşçe saldırılarına maruz kalmak kaçınılmaz olmaktadır. Bugün dünyaya jandarmalık taslayan emperyalist ABD İran coğrafyası üzerinde tekrar sömürü düzenini kurmak için işgalci İsrail’in gazına gelerek birlikte İran’a saldırdılar. İlk saldırıda Devrim Lideri Seyyid Ali Hamaney’i ve üst düzey askerî kademeden 30 dolayında generali şehid ettiler. Bu saldırı uluslararası anlaşmaları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ihlâl anlamına gelse de saldırganlar söz konusu kurumlar tarafından kınanmadı bile.. Buna mukabil İran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 51’nci maddesi gereği misilleme hakkını kullanmaya başladı. Bu savaş ortamında Şehid Rehber Ali Hamaney’in cenaze merasimi de bir hayli ertelenmiş oldu…

Biz Türkiyeli Müslümanlar olarak Kudüs Gönüllüler Derneği vasıtasıyla 55 kişilik bir grupla 4 Temmuz tarihinde Tahran’a geldik. 5 Temmuz’da Türkiye’nin muhtelif şehirlerinden gelen yüzlerce kişinin iştirakı ile büyük bir mitinge katıldık. Ellerimizde Türkiye bayraklarıyla mitinge katılmamız büyük bir ilgi görmemize neden oldu. Elbette ki, milyonlarca insanın katıldığı mitinge çok ufak bir kalabalık teşkil ediyorduk, ancak TV kanallarının ilgisi ve verdiğimiz “moral desteği” kapsamındaki röportajlar İran kamuoyunda büyük bir etki yapmış oldu. Bu mitingler ve cenaze töreni bütün dünyaya “güçlü bir dayanışma ve direniş cephesine bağlılık” mesajı verdi. Bunun bir örneğini dünyanın bir başka yerinde görmek mümkün değildir. Yüzyıllara bedel bir cenaze töreniydi bu…

Halk kitlelerinin ABD ve Siyonist İsrail’e ölüm sloganları atarak sürdürdüğü yürüyüş cenaze namazının kılınacağı harem mevkiine kadar devam etti. Hareme katılım akşamdan başlanmıştı. Buradaki eylem sabah namazına kadar devam etti. Sabah namazından sonra saat 8.00’e kadar hüzünlü bir şekilde Kûr’ân tilavetleri ve mersiyeler okunurken diğer taraftan ABD ve Siyonist çete aleyhine kin ve nefret dolu sloganlar atılıyor ve intikam yeminleri yapılıyordu. Rehberlerinin şehid edilmesi onları yeğise değil savaş ve intikam hırsına yöneltmiş. En çok tekrarlanan sloganlar, “Amerika’ya ölüm İsrail’e ölüm, “Ne korkmak, ne kaçmak Amerika ile savaşmak.”

Ne çelişkili bir durum ki, İran halkı ABD’ye böylesine kin ve nefret dolu olduğu ve ABD’ye ölüm sloganları atıldığı bir esnada NATO Zirve Toplantısı’ndan dolayı ellerinden mazlum Gazze halkının kanı damlayan katili Ankara büyük bir iştitak ve heyecan içerisinde karşılıyor. Samimi ve bol gülücüklü pozlar vicdan sahibi her insanımızın yüreğini kanatmış oldu. Böyle mi olmalıydı. Gazze sokırımında Siyonist çeteye en büyük desteği veren ve Minap okulunda 168 masum kız çocuğunu katleden ABD ile iltisak ve tahakküm hâlimizi nasıl sonlandırabiliriz düşüncesinde olmamız gerekirken zirvede “tahkimat” sözlerinin dile getirilmesi ayrı bir garabet örneği…

Evet, bu satırları 8 Temmuz’da yazmaktayım. Yani eli kanlı Trump melununun NATO bahanesiyle yurdumda ağırlandığı gün. Bir zamanlar Milli Görüş zihniyeti adına yola çıktığımızda en büyük hedeflerimizden biri Haçlı/NATO terör örgütünden çıkıp İslâm NATO’sunu kurmaktı.

Hak cephesini temsil eden Müslümanlar tarih boyunca olması gerektiği yerde olmadı. Hak cephesinde olduklarını söyleyenlerin ezici çoğunluğu üzerlerine vazife olan sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Savsaklanan, ihmal edilen vazife büyük veballeri beraberinde getiriyor. Bugün başta Gazze olmak üzere birçok Müslüman coğrafyasında oluk oluk Müslüman kanı akıyorsa bunun vebâli ümmet birlikteliğini oluşturmamaktır. Bugün İran ve İran’ın konsolide ettiği “Direniş Cephesi”nin haricindeki Müslüman halklar ve yönetici sınıfı teşkil eden siyasîler sınıfta kalmış durumda. Haklarını yemeyelim, bir de “Direniş Cephesi’ne aidiyet duyan Müslüman kitleler var. İşte bu kardeşlerimiz bugün Şehid İslâm Devrimi Lideri’nin cenaze törenine katılmak için İran’a geliyorlar. Kimileri münferiden gelmiş, kimileri gruplar hâlinde yollara düşmüş. Bizler de Kudüs Gönüllüleri Derneği adına ve diğer grupların katılımı ile (9 otobüsten oluşan konvoyla) cenaze törenine katılmış bulunmaktayız. Otobüsler yeni ve VİP özelliğine sahip, oldukça konforlu, koltuklar 2 artı 1. Otobüslerdeki klima dışarıdaki 40-45 derece olan sıcaklığı bize hissettirmiyor. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi 5 Temmuz’da Tahran musallasında cenaze namazı kılındı. Ertesi günü 6 Temmuz’da Kum kentindeki Cem Kerân Mescidi’de cenaze töreni yapıldı. İki gün sonra, yani bugün 8 Temmuz tarihinde Irak’ın Necef kentinde cenaze namazı kılındı. Akabinde Kazimeyn kentinde ve sonrasında Kerbelâ’da cenaze törenleri yapıldı. Buna literatürümüzde “teşyi merasimleri” denilmektedir…

Resmi makamların açıklamasına göre Irak’taki bu cenaze törenlerine 7-8 milyon dolayında insan katılmış…

Düşünebiliyor musunuz! Kısa bir tarihte bu ülke 8 yıl İran ile savaşmıştı. Elbette ki bu tahmili savaşta İran saldırıya uğrayan taraf olmuştu. Bugün iki ülke arasında meydana gelen bu dayanışma ve uhuvvet muhteşem bir tabloyu karşımıza çıkarmaktadır. Kalplerinde maraz olan bazı mezhepçi yobazlar, “ABD, Irak’ı altın tepsi içerisinde İran’a teslim etti” diyorlar. Oysa bugüne kadar ne bedeller ödendi onu görmüyorlar. Neyse konumuz bu değil, sadede gelecek olursak, 8 Temmuz sabahı saat dokuzda Türkiye’ye dönecek arkadaşlarla vedalaşıp 8 otobüsle yaklaşık 1000 km uzağımızda olan Meşhed kentine doğru yola çıktık. Yollarda şehidlikleri ziyaretlerimiz olduğundan dolayı 22 saat yolculuktan sonra Meşhed kentine varıp bize tahsis edilen misafirhaneye yerleştik. Şehitliğe uğradığımızı dile getirmiştik. Aslında bu konuya başlı başına birkaç makale ile değinmek gerekir. İran’ın hangi kentine, hangi kasabasına, hangi köyüne giderseniz gidin şehidliğe rastlıyacaksınız. Şehidlikten ayrılırken hüzünlü bir şekilde Mehmet Akif Ersoy’un, “Ya Rab, bir hilâl uğruna ne güneşler batıyor” mısrasını gözlerimden yaşlar süzülerek mırıldandım.  Burada, yani şehitliğin hemen yanıbaşında şehid askerlerin özel eşyalarının sergilendiği müzeyi de gezmiş olduk…

Kaldığımız misafirhane meyve bahçeleri ile dolu bir yerdi. Bir bayan yüzlerce dönümden oluşan bu bahçesini İmâm Rıza Külliyesi’ne bağışlamış. Sabah namazına kuş sesleriyle uyandık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra otobüslerle cenaze namazının kılınacağı İmâm Rıza Mescidi’ne gittik. Dünyanın en büyük camisi olma özelliği taşıyan bu kutsal mekân, ihtişamlı görsel estetiği ile ve göz alıcı mimarî yapısıyla görmeye değer farklı özelliklere sahip…

Şehid İmâm’ın naaşı hesaplanan saatte Irak’tan gelmiş ancak izdihamdan dolayı araçlar musalla mevkiine çok geç ulaşmış oldu. Bu nedenle gündüz saatlerinde kılınması düşünülen cenaze namazı gece 21. 45’te kılınabildi. Hatta biz cenaze namazının ertesi güne sarkacağı endişesindeydik. Geç de olsa cenaze namazını kılabildik. İzdihamdan dolayı o gece konakladığımız misafirhaneye geç saatte varabildik. Ertesi gün hareme yakın bir mekânda konferansa katıldık. Nijerya’dan Endonezya’ya, Fas’tan Türkî devletlere kadar çeşitli ülkelerden konuşmacılar vardı. İlk konuşmayı Meşhed Belediye Başkanı Muhammed Rıza Kalender Şerif yaptı. Farsça bilmeyenler için simultane cihazları dağıtıldı. Belediye Başkanı sakin bir eda içerisinde sloganik ifadeler kullanmadan filozofvari bir konuşma yaptı. Konferans sonrasında kendisi ile ayak üstü sohbet etme imkânımız oldu. Türkiye’den geldiğimizi söyleyince memnuniyetini dile getirerek, “Türkiyeli kardeşlerimize bizden selâm iletin” dedi. Bu atmosferde dikkatimi çeken bir husus ise Belediye Başkanı Muhammed Rıza Bey’in yanında koruması olmayışıydı. Sadece gazeteciler değil, isteyen herkes kolaylıkla yanına gidip kendisi ile sohbet edebiliyordu…

Kudüs TV Genel Yayın Yönetmeni Nureddin Şirin de bu konferansta bir konuşma yaptı.

Konuşmasında cenaze merasimine katılış nedenimizi açıkladıktan sonra büyük şeytan ABD’nin ve Siyonist çetenin saldıran tutumuna değinerek ümmetin sorumluluklarını hatırlatmış oldu. Sumut Filosu Aktivisti Yıldız Soylu Hanımefendi de duygusal bir konuşma yaptı. Konuşması esnasında bütün izleyiciler hüzne gark oldu ve ben dahil birçok izleyici gözyaşlarını tutamadı…

Bir gün sonra 8 günlük programımız sona ermişti. Sabah namazından sonra bize tahsis edilen otobüslere binip havaalanına doğru yola çıktık. Havalimanına vardığımızda ellerimizde çanta ve valizlerle Check-in yaptırmak için kuyruğa girdik. Belirli bir bekleyişten sonra Check-in için gişelerin açılmadığını gördük. Meğer, biz Meşhed Havaalanı’nda henüz yeni varmışken katil Trump, tek taraflı olarak ateşkesi kaldırdığını ilan edip saldırıya geçince İran da hemen misilleme hakkını kullanarak sert bir şekilde bölgedeki ABD üslerini hedef almış ve bu şekilde savaş patladığından dolayı hava sahası ulaşıma kapanmış. Öte yandan hiçbir şeyden haberi olmayan çeşitli ülkelere gidecek yolcular akın akın havaalanına gelmeye devam ediyordu. Kısa süre içerisinde salonda adeta adım atacak yer kalmadı. İnsanların bir kısmı bekleme salonuna giremeyince dışarıda beklemeye başladı. Belirsizlikten dolayı herkes telaş içerisindeydi. Çaresiz bir bekleyişe geçmiştik. O ara Tahran havalanındaki arkadaşlarımızla irtibata geçtik, onlar da bekleyiş içerisindeymiş. Kimisi kara yolu ile Türkiye’ye gitmeyi planlamış. Neyse ki, üç saat belirsiz bir bekleyişten sonra ateşkesin tekrar yürürlüğe girdiğini öğrendik. Bu şekilde Check-in için tekrar sıraya girdik. Uçak Meşhed Havaalanı’ndan kalktıktan 3 saat 20 dakika sonra İstanbul Havalimanı’a varmış olduk. Kulaklarımızda hâlâ “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm” sloganları çınlıyordu…

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın