“Sorun Yalnızca Netanyahu Değil; Siyonist Rejimin Doğası İşgal Ve Saldırganlıktır”

İsrail’deki sorunun yalnızca Binyamin Netanyahu hükümetiyle sınırlı olmadığı, rejimin siyasi yapısına ve toplumun önemli bir kesimine yerleşmiş bulunduğu belirtilirken, işgalin maliyeti artırılmadığı sürece mevcut politikaların devam edeceği ifade edildi.

El-Arabi el-Cedid gazetesinin haberinde, daha önce de birçok kez görüldüğü üzere, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve bölgede gerçek barışın önündeki en büyük engel olduğunu kabul eden çok sayıda siyasetçi ve liderin, buna rağmen korku veya ihmalkârlık nedeniyle İsrail’e karşı somut adım atmaktan ve yaptırım uygulamaktan kaçındığını yazdı.

Haberde, bu çevrelerin İsrail seçimlerine ve olası iktidar değişikliğine gereğinden fazla umut bağladıkları, tüm beklentilerini ise Başbakan Binyamin Netanyahu ile aşırı sağ hükümetinin görevden ayrılmasına endeksledikleri belirtildi.

“Netanyahu’nun gitmesi tek başına yeterli değil”

Habere göre, Netanyahu, Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir koalisyonunun iktidardan ayrılması önemli olsa da, bunun İsrail’in temel politikalarında köklü bir değişiklik anlamına gelmeyeceği savunuldu.

Bu görüşü desteklemek için, Batılı liderlerin umut bağladığı İsrail muhalefetinin tutumlarına dikkat çekildi.

Haberde, eski Başbakan Naftali Bennett’in, siyasi programında Batı Şeria’nın yüzde 60’ını (C Bölgesi) İsrail’e ilhak etmeyi öngördüğü, Filistinlilere ise yalnızca A ve B bölgelerinde, İsrail işgali ve egemenliği altında sınırlı bir özerklik tanımayı planladığı ifade edildi.

Bennett’in ayrıca bağımsız bir Filistin devletine yer olmadığını açıkça dile getirdiği, bu nedenle kendisi ve benzer görüşteki isimlerin Netanyahu’dan daha sert bir çizgide bulunduğu öne sürüldü.

Muhalefetin diğer liderleri de benzer görüşte

Haberde, kamuoyu yoklamalarında öne çıkan muhalefet lideri Gadi Eisenkot’un da mevcut koşullarda Filistin devletinin kurulmasına yer olmadığını söylediği, ayrıca özellikle Ürdün Vadisi başta olmak üzere Batı Şeria üzerindeki İsrail güvenlik kontrolünün sürmesini savunduğu belirtildi.

Yair Golan ve Demokratlar Partisi’nin de işgalin sona erdirilmesini veya Yahudi yerleşimlerinin kaldırılmasını savunmadığı, olası siyasi çözümün yalnızca İsrail’in güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde değerlendirilmesini istediği ifade edildi.

Haberde ayrıca, Avigdor Liberman’ın da 1967 sınırlarına dönüşü reddettiği, İsrail vatandaşı Arapların vatandaşlıktan çıkarılmasını savunduğu, Yahudi yerleşimlerinin korunmasını ve büyük bölümünün ilhak edilmesini desteklediği, Kudüs’ün bölünmesine karşı çıktığı ve Gazze’ye yönelik askeri operasyonların artırılarak Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılmasını istediği kaydedildi.

“Sorun yalnızca siyasetçiler değil, toplumun önemli bir kesimi”

Haberde, bugün yaşanan sorunun yalnızca İsrail’deki siyasi partilerin politikalarıyla sınırlı olmadığı, İsrail toplumunun büyük bölümünün de faşist düşüncelere yöneldiği öne sürüldü.

Netanyahu’nun, Eylül 2023’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Batı Şeria, Gazze, Kudüs ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nin tamamen ilhak edilmesinden söz ettiği ve hayatının misyonunun Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu defalarca dile getirdiği hatırlatıldı.

Haberde, Netanyahu hükümetinin Gazze’de etnik temizlik politikalarını sürdürdüğü iddia edildi.

Ayrıca Bezalel Smotrich’in, gelecekteki hükümet programının Batı Şeria’nın ilhakını, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesini ve Oslo Anlaşmaları’nın iptalini içermesi gerektiğini söylediği aktarıldı.

İki devletli çözüm değerlendirmesi

Haberde, Batılı siyasetçilerin barış ve çözümden söz ederken genellikle “iki devletli çözümü” kastettikleri, bunun ise 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını gerektirdiği ifade edildi.

Bunun gerçekleşebilmesi için ise İsrail’in;

  • Batı Şeria ve Gazze’deki işgali tamamen sona erdirmesi,
  • Yaklaşık 500 Yahudi yerleşimini ve yerleşim karakolunu kaldırması,
  • Doğu Kudüs’ü Filistin devletinin başkenti olarak kabul etmesi,
  • İlhak politikalarına son vermesi

gerektiği belirtildi.

Haberde ayrıca, kurulacak Filistin devletinin askerden arındırılmış olması halinde bile toprakları, sınırları, doğal kaynakları, hava sahası, frekans alanı ve dış dünyayla ilişkileri üzerinde tam egemenliğe sahip olması gerektiği ifade edildi.

“İsrail’de hiçbir parti işgalin sona ermesini savunmuyor”

Haberde, hükümette veya muhalefette bulunan hiçbir Siyonist partinin Batı Şeria işgalinin sona erdirilmesini, yerleşimlerin kaldırılmasını, Kudüs’ün paylaşılmasını veya Filistinli mültecilerin haklarının görüşülmesini kabul etmediği savunuldu.

Demokratlar Partisi’nden Gadi Eisenkot, Avigdor Liberman, Yair Lapid ve Naftali Bennett dahil hiçbir siyasi partinin Filistin’in Batı Şeria ve Gazze üzerindeki egemenliğini kabul etmediği, güvenlik gerekçesiyle Filistinlilerin haklarını reddettiği öne sürüldü.

“İsrail toplumu daha da radikalleşti”

Haberde, Gazze savaşının ardından Batı Şeria’da yerleşim faaliyetlerinin ve şiddetin artmasıyla birlikte İsrail toplumunun çoğunluğunun daha radikal bir çizgiye yöneldiği iddia edildi.

Özellikle iki grubun etkisinin arttığı belirtilerek bunlar;

  • Ben-Gvir ve Smotrich’in öncülük ettiği dini aşırı Siyonist hareket,
  • Batı Şeria’da yaşayan yaklaşık 850 bin Yahudi yerleşimci

olarak sıralandı.

Ayrıca Kudüs İbrani Üniversitesi’ne bağlı Accord Merkezi’nin araştırmasına atıf yapılarak, İsrailli Yahudilerin yüzde 76’sının Gazze’de masum kimsenin bulunmadığına, çocukların da buna dahil olduğuna inandığı öne sürüldü.

“İşgalin maliyeti artırılmalı”

Haberde, İsrail seçimlerini kimin kazanacağından bağımsız olarak ayrımcılık, işgal ve yerleşim politikalarının sürmesinin en olası senaryo olduğu ifade edildi.

Bu durumun değişebilmesi için ise İsrail karşısındaki güç dengesinin değiştirilmesi, işgal, savaş ve baskının maliyetinin İsrail’in taşıyabileceği seviyenin üzerine çıkarılması gerektiği savunuldu.

Haberde bunun iki temel unsurunun bulunduğu belirtilerek;

  • Filistinlilerin Batı Şeria, Kudüs, Gazze ve Filistin topraklarında kalmaya devam ederek zorunlu göç ve etnik temizlik planlarını boşa çıkarması,
  • İsrail’e yönelik uluslararası yaptırım, boykot ve diplomatik izolasyonun genişletilmesi

gerektiği öne sürüldü.

Haberin sonunda, Ortadoğu’da adil bir barış isteyenlerin Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını desteklemesi ve Filistinlilerin özgürlüğünü engelleyenlere yaptırım uygulanmasını savunması gerektiği, aşırı Siyonist akımlarla uzlaşma beklentisinin ise gerçekçi olmadığı ifade edildi.

 

Not: bu haber snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın