Başlatılan Suriye Savaşından 10 Yıl Sonra
Suriye’deki savaş, Batı ve ABD’nin yeni bir Ortadoğu yaratma
projesinin bir parçasıydı, ancak Washington’un terörizme güçlü desteğine rağmen
bu senaryo Direniş sayesinde başarısız oldu.
Mart 2011’de Suriye’de barışçıl protestolar başladığında,
protestocular reform, demokrasi ve özgürlük taleplerinin 21. yüzyılın en büyük
savaşlarından birinin başlangıcı olacağını akıllarına bile getirmemişti. Günlük
gösterilerinin, aşırılık yanlısı gruplara ek olarak ülkelerinin bölgesel ve
küresel güçlerle karşı karşıya geleceği büyük ve yıkıcı bir savaşa ev sahibi
olacağını düşünemediler.
Batı’nın Başlattığı Suriye Karşıtı Küresel Savaş
Suriye’nin hikayesi, Suriye’nin güneyindeki Dera bölgesinde
barışçıl protestolarla başladı, ancak sonunda silahlı muhalefet ve savaşa
dönüştü.
Belgelere dayalı birçok araştırma, Suriye’deki Dera
olaylarında Washington destekli tekfiri grupların hikayesinin, ABD’nin Suriye
hükümetini gayri meşrulaştırma ve rejim değişikliğini teşvik etme stratejisinin
bir parçası olduğunu gösteriyor.
Bu dönemde Suriye’de 80 ülkeden Suriye hükümetini devirmek
için bir araya getirilen 2 bin civarında küçüklü büyüklü grup vardı. Bu nedenle
Suriyeliler bu savaşı Suriye’ye karşı “Küresel ölçekli bir savaş”
olarak adlandırıyorlar.
Arap halk devrimleri ile Suriye’deki protestolar arasındaki
benzerlik, Arap ve Batı planlarından biriydi. Batılılar, direniş eksenine büyük
bir darbe vurma peşindeydiler ve nihayet mevcut durumun analizi, onları halk
ayaklanmalarının yönünü Suriye’ye çevirmeye götürdü. Bu nedenle kamuoyunu
yanıltma içine girdiler ve Suriye’deki protestoların da Arap halk devrimleri
olduğuna halkı ikna etmek için psikolojik operasyon tekniklerini ve medya
gücünü kullanmaya çalıştılar ve neticede büyük ölçükte başarılı oldular.
Suriye’deki protestolarla Arap devrimleri arasındaki bir
diğer fark, Suriye’de ayaklanmalar başından beri bölgesel güvenlik
servislerinin desteklediği muhalefetin tamamen silahlı ve eğitimli olmasıydı.
Daha sonraki aşamalarda bu muhaliflere çeşitli ağır ve gelişmiş silahlar
verildi ve Arap, Türk ve Batılı istihbarat servislerinin hepsi onlara yardım
etti.
Suriye’ye Giren Terörist Seli
Özgür Suriye Ordusu’nun kötü şöhreti ile tekfiri grupların
oluşumu 2012’de başladı ve Özgür Suriye Ordusu’nu gölgede bıraktı ve Beşar Esad
güçlerine karşı mücadelenin odağı oldular. El-Kaide bağlantılı el-Nusra, Ahrar
uş-Şam ve Ceyş’ul İslam dahil olmak üzere başlıca tekfiri terörist gruplar,
kırsal ve banliyö bölgelerini işgal etti. Bu bölgeler Şam’ın eteklerindeki Guta
bölgesindeki Hama, Humus ve Dera şehirleri ile Türkiye yakınlarındaki Halep ve
İdlib şehirlerindeki kuzeybatı otoyolundan oluşuyordu.
Suudiler, Tekfiri Güçlerin Vaftiz Babası Oldu
Suriye krizinin ilk günlerinden itibaren Suudi Arabistan,
sistematik olarak Suriye’deki isyancıları silahlandırma desteğini ilan etti.
Tunus’taki sözde Suriye Halk Dostları’nın 2012 konferansı, Suudi Arabistan’ın
Suriyeli silahlı gruplara verdiği desteğin bir parçasıydı. Suudi hükümeti,
Suriyeli savaşçılara sürekli olarak mali destek sağladı. Onlara maaş ve
kapsamlı teçhizat vererek Beşar Esad rejimini devirmeye çalıştı.
Suriye krizinde önemli rol oynayan Suudi aktörlerden biri de
Bender bin Sultan’dır.
Aynı şekilde Mart 2011’deki Dara silahlı ayaklanmasından
önce, Suudi Arabistan’dan gelen silah sevkiyatları, Dara’daki el-Ömer
Camii’ndeki aşırılık yanlısı silahlı gruplara ulaştı.
Komplonun bir sonraki aşamasında, mezhepçi aşırılık
yanlıları sahneye girdiler ve Şiiler ile Sünniler arasında dini farklılıklar ve
Kürtler, Araplar ve Ermeniler arasında etnik farklılıklar yaratarak gerilimi
körüklediler. Suudi Vahhabi Ulema Konseyi’nin kıdemli üyesi Salih el-Lahidan’ın
üçte ikisinin canı için üçte birinin öldürülebilir fetvası, komplonun bu
aşamasına iyi bir örnektir.
Suriye’ye Karşı Medya Savaşı
Suriye krizinin başlangıcından itibaren Batı, Arap ve İbrani
medyası her türlü yolu ortaklaşa seferber ederek sadece Suriye’deki olayları
karartmakla kalmadı, bu ülkedeki gerçekleri de açıkça çarpıttı. Nitekim,
Bahreyn’deki mazlum halkın barışçıl gösterilerini tamamen sansürleyen medya,
Suriye meselesi üzerine Hollywood videoları ürettiler. Medya kuruluşları, sanal
stüdyoları kullanarak protesto eden nüfusun ölülerini gömdüğü yalan sahneler
ürettiler.
Suriye Krizinin Ortasında Washington’dan Yeni Bir
Ortadoğu’nun Doğuş Planı
Suriye, Afganistan-Irak savaşı ve Libya’nın tahrip
edilmesinden sonra ortadan kalkması beklenen bir ülkeydi. Washington ve
bölgedeki koalisyonu, Şam’daki rejim değişikliği ile Suriye’nin müttefiki ve Lübnan
direnişinin lideri Hizbullah’ın da sahneden çekileceğini ve Washington’un
bölgenin tam kontrolünü ele geçireceği hayal edilmişti.
Avustralyalı araştırmacı Tim Anderson tarafından yayınlanan
“Suriye’nin Kirli Savaşı, Rejim Değişikliği ve Direnişi” adlı kitabın
yayınlanması, ABD’nin IŞİD’in oluşumunda suç ortağı olduğunun bir başka
işaretidir. Kitap, ABD’nin her zaman teröristlerle savaştığını iddia etmesine
karşın, onları gizlice silahlandırdığını, eğittiğini ve hatta finanse ettiğini
belirtiyor.
Anderson ayrıca, 2015 yılında Irak kuvvetlerinin IŞİD’e
silah taşıyan birkaç Amerikan ve İngiliz uçağını düşürdüğünü bildiren ABD
güçlerine de atıfta bulundu.
Bu başarısız olan kısım, Washington’un yeni bir Ortadoğu
planının yalnızca bir parçasıydı. Bu sırada Suriye ordusu ise İran ve Rusya’nın
güçlü desteğiyle, NATO ve Basra Körfezi’ne komşu ülkelerin desteklediği
aşırılık yanlısı grupların saldırılarına direnebildi.
ABD Koalisyonu, IŞİD’i ve Suriyeli Sivillere Karşı
İşlenen Suçları Destekliyor
ABD ve az sayıdaki müttefiki Ağustos 2014’ten bu yana, BM
çerçevesi dışında ve Suriye hükümeti ile koordinasyon olmaksızın IŞİD terör
örgütüyle savaşma bahanesiyle uluslararası bir koalisyon kurdu. Resmi raporlara
göre, Amerika Birleşik Devletleri, Batılı ve Arap ortakları, IŞİD de dahil
olmak üzere terörist grupların ana fon sağlayıcıları ve sponsorları arasında
yer alıyor.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Temmuz 2017’de ABD
liderliğindeki uluslararası koalisyonun özellikle Rakka, Haseke, Halep ve
Deyrizor illerinde günlük hava saldırılarıyla masum Suriyeli sivillere yönelik
cinayetlerini sürdürdüğünü bildirdi. Bu suçlar, 23 Ağustos 2014 tarihinden
itibaren Suriye topraklarındaki silahlı terör gruplarını desteklemek amacıyla
sistematik ve sürekli bir şekilde devam etmektedir.
İran’ın ve Direnişin Suriye’nin Terörizme Karşı
Zaferindeki Stratejik Rolü
İran İslam Cumhuriyeti önderliğindeki direniş ekseni, 2011
yılında Suriye krizinin başlangıcından itibaren, Suriye hükümetinin danışman
rolüyle ağırlıklı olarak yabancı silahlı teröristlerle savaşmaya davet
etmesiyle savaş sahasına girdi. Böylelikle Suriye hükümetinin düşmesini ve bu
ülkenin terörist gruplar, onun bölgesel ve uluslararası destekçileri tarafından
yok edilmesini önledi.
Rusya ise, Suriye hükümetinin askeri operasyonları
desteklemek için hava kuvvetlerini kullanması daveti üzerine 2014’e Suriye’ye
giriş yaptı.
Suriye Halkının Kahramanı: Serdar Kasım Süleymani
Şehit Kasım Süleymani’nin Suriye’deki terörizme karşı
kazanılan zaferde yeri doldurulamaz rolü, dost ve düşmanlar tarafından kabul
edilmektedir. Bu temelde, Şehit Kasım Süleymani’nin komuta ettiği Suriye’deki
ana operasyonları iki grup halinde zikredilebilir:
– Suriye silahlı muhalefetinin başkenti olarak bilinen Halep
şehrinin, özellikle el-Nusra, Ahrar uş-Şam ve Ceyş el-Fetih koalisyonundan
kurtarılması operasyonu.
– Musul ve Rakka şehirlerinin kontrolünden sonra Batı Asya
bölgesinin en önemli şehri olarak bilinen IŞİD’in manevi başkenti Deyrizor
şehrini IŞİD kontrolünden kurtarma operasyonu.
Suriye Savaşında Sivil Kayıplar
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Suriye’deki savaşta
116.000’i sivil en az 384.000 kişi öldü. Bu zayiatlar arasında 22.000’den fazla
çocuk var.
Suriye’deki savaş, on binlerce tutuklu, esir ve kayıp
kişinin yanı sıra çok sayıda yaralı ve sakat bıraktı.
Birleşmiş Milletlere göre Suriye’de 6 milyondan fazla insan
yerinden edildi ve çoğu gayri resmi kamplarda yaşamak zorunda bırakılmak üzere
göç etmeye zorlandı. Bunun yanında 5.6 milyondan fazla Suriyeli, çoğu Lübnan,
Türkiye ve Ürdün’de olmak üzere diğer ülkelerde de mülteci olarak yaşıyor.
Mültecilerin ve yerlerinden edilmiş kişilerin Suriye’den
Avrupa dahil diğer ülkelere hareketi, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyadaki
en büyük mülteci hareketiydi.
UNICEF ayrıca Suriye’deki sağlık tesislerinin yarısından
fazlasının arızalı olduğunu ve 5 okuldan 2’sinin kullanılmadığı duyurdu.
