Suud Rejimi Yemen’de Sivilleri Neden Vuruyor?

rasthaber
Rasthaber –   Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemenli sivillere
karşı saldırganlığının artması, koalisyonun Yemen savaşındaki çeşitli cephe
hattında uğradığı büyük hezimetine işaret ediyor.

Geçen hafta Pazartesi günü, Yemen Ensarullah Hareketi,
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) hayati öneme sahip mevzilerine karşı
operasyon başlattı. Füze ve insansız hava araçları ile yapılan misilleme
operasyonu Suudi koalisyon için büyük bir hezimettir.

Bu nedenle koalisyon güçleri, yenilgiyi telafi etmek için
Yemenli sivilleri öldürmeye başvurmakta ve yerleşim alanlarını ve hatta Yemen
hapishanelerini hedef almaktadır.

BAE’liler ve Suudilerin Yemenli sivillere yönelik
saldırılarına BM Güvenlik Konseyi ve Batılı ülkeler tarafından sessizlikle
karşılık verilmesi talihsiz bir durumdur, ancak Yemenlilerin bu suçlara karşı
meşru tepkisi ve Suudi Arabistan’ın askeri bölgelerinin hedef alınması Avrupa
ülkeleri, ABD ve BMGK tarafından şiddetle kınanmaktadır.

Suudi koalisyonunun Yemen’in Saada kentindeki bir
hapishaneye yönelik düzenlediği hava saldırısında en az 80 kişi hayatını
kaybederken 260’tan fazla kişi yaralandı. Bunun ardından Yemen silahlı
kuvvetleri bir kez daha BAE’yi uyardı.

Yemen güçlerinin yayınladığı bildiride; Ensarullah
füzelerinin Dubai ile Abu Dabi’yi hedef alabileceği vurgulandı ve yabancı
şirketlerden en kısa sürede BAE’den ayrılmaları istendi.

Yemen’in Şam Büyükelçisi Abdullah Ali Sabri, Tesnim Haber
Ajansı için kaleme aldığı yazısında Yemen’deki durumu değerlendirdi.

Büyükelçi Ali Sabri’nin yazısında şu ifadelere yer verildi:

“Saldırgan Suudi-BAE koalisyonunun Yemen’e karşı işlediği
barbarca ve korkunç cinayetlerin BAE’nin içlerindeki hassas ve hayati öneme
sahip mevzileri hedef alan son Ensarullah operasyonuna karşı misilleme olarak
yapıldığı kabul edilemez; çünkü sivillere, özellikle de kadınlar ve çocuklara
saldırmak, aralıksız devam eden sistematik bir yöntemdir. Bu tutum işgalci
koalisyonun 2015’ten beri başlattığı sözde “Kararlılık Fırtınası” operasyonu
kapsamında devam etmektedir.

Bu barbarca tutum, düşman işgalci koalisyonunun doktrininden
ayrı değildir. Koalisyonda yer alan ülkeleri terör, saldırganlık ve işgal
üzerine kurulu ve Suudi Arabistan yönetiminin Arap Yarımadası’nın ortasında
nasıl kurulduğunu hepimiz biliyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) nasıl
ortaya çıktığını da biliyoruz. İngiltere ve ABD’nin desteklediği her iki ülke
de aşırılıkçı Vahhabilik ideolojisine dayanıyor. Siyonist Rejim’in BAE ile Arap
ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmesi, Suudi koalisyona üye devletlerinin,
işgalci Siyonist Rejim’in Filistin halkına karşı işlediği cinayetlerde bu
rejimle aynı çizgide olduğu anlamına geliyor. Ayrıca ABD’nin Yemen savaşına
açık bir şekilde destek vermesi göz önünde bulundurulduğunda dirençli ve azimli
milletimize yönelik yapılan saldırıların devam etmesi şaşırtıcı değildir.

Yemenli sivilleri katletme kampanyası, yakın zamanda Saade
kentindeki bir hapishaneye yapılan saldırıyla zirveye ulaştı.

Suudi koalisyonunun ahlaki çöküşünü ve skandal yenilgisini
gösteren bu tür saldırılar sahada yaşadıkları başarısızlıktan sonra
tekrarlanıyor.

Saldırgan koalisyonun Yemen’deki iletişim ve internet
merkezlerini hedef alan saldırıları, masum sivillerin kanını dökmekten farklı
değildir, çünkü bu tür saldırılar gerçeği gizlemeye ve Suudi koalisyonunun
suçlarının etkilerini silmeye yönelik yapılmaktadır.

Elbette, saldırganların bu yöntemi yeni değil; Savaş
yıllarında, işgalci koalisyon Yemen medyasını engellemek istedi ve Siyonist
Rejim medyası tarafından yürütülen kara kampanyalarla suçlarını unutturmaya
çalıştı.

Belki de onlar bu tür eylemlerin Yemen halkı arasında korku
ve paniğe yol açabileceğini düşünmüş olabilir ve tüm cephelerde düşmana ağır
kayıplar veren, füzeleri ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan ve
BAE’nin derinliklerinde yüzlerce mevziye ulaşan kahraman güçlerin caydırıcı
gücünü etkilediğini sanmış olabilir. Ancak yenilginin ve boyun eğmenin Yemen
sözlüğünde yeri yoktur, haksız yere dökülen kanlar, Yemen öfkesinin ateşini
alevlendiren odun gibidir ve bu alev düşmanın derinliğini yakana kadar
sönmeyecek.

Yemen ordusu ve halkı ile saldırgan güçler arasında değerler
ve ahlaki yaklaşım açısından çok büyük fark var.

Tüm operasyonlarımız saldırganların askeri noktaları hedef
almaktadır.

Şu ana kadar sivillere yönelik herhangi bir saldırı veya
kuşatma eylemi yapmayan Yemenliler, esirler ve yaralılar da iyi muamele
etmiştir.

Ancak BM Güvenlik Konseyi ile ilgili olarak, 2015 yılında
2216 sayılı kararın yayınlanmasından bu yana, BMGK’nın ülkemize yönelik savaşı
ve kuşatmayı meşrulaştırdığını ve konseyin tüm açıklamalarının cellatların lehine
olduğunu söylemeliyiz.

Yemen ile ilgili BMGK kararlarının hepsinin ABD’nin tavrını
yansıttığı açıktır, bu savaşın başından beri bir Amerikan savaşı olduğunu ve ne
yazık ki bir Arap ülkesinin araç olarak kullanılıp Siyonist-Amerikan projesine
hizmet ettiğini biliyoruz. Bu yüzden BM Güvenlik Konseyi’ne güvenmiyoruz.

Birleşmiş Milletler, en azından sessizliği ile Yemen’e
yönelik saldırganlığın suç ortağı olarak görülüyor.

Daha da kötüsü, birçok uluslararası kuruluşun Yemen’in
yağmalanmasında rolü var ve Birleşmiş Milletler en büyük küresel felaket olarak
kabul ettiği Yemen krizi ile ilgili sayısız siyasi ve mali anlaşmaya imza
atmıştır.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın