Rasthaber – Geçen hafta cumartesi gününden itibaren Lübnan, siyasi bir kriz içerisine girmiştir ve bu ülke, yeni ve önemli bir aşama ile karşı karşıyadır ve bu aşamanın tehlikeleri, her taraftan bir ses ve tehdit duyan Lübnanlıların tutumuna bağlıdır.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Erbain merasimi ve Hizbullah Şehitleri günü münasebetiyle bir konuşma yaptı. Hasan Nasrallah bu konuşmada şu ifadelerde bulundu:
‘Yeni bir direniş ve cihat dönemi başlasın diye, Lübnan’ın ve bu ülkenin halkının ve tüm ümmetin izzeti ve şerefi yolunda şehitlerin ve fedakarların komutanı ve lideri olan Ahmed Kasir’in şehadet dönemini başlattığı bir zamanda bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Erbain’de tüm dünyadan 20 milyon kişi Kerbela’ya ulaşmıştır ve sadece İran’dan bile 2 milyon kişi Kerbela’ya gitmiştir.
İmam Hüseyin yolunda birçok kardeşimiz ilahi bir onura yani şehadete ulaşmıştır. Çünkü buna layık olmuşlardır ve hakikatte onlar, sadık ve ihlaslı kişilerdir ve onalar cihatlarında, bu dünyadan bir şey istememiş ve kimseden teşekkür beklememişlerdir.’
Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasına şöyle devam etti: ‘Topraklarımızı kurtarmayı ve İsrail’in tehditleri karşısında caydırıcı kuvvetler oluşturmayı başardık. İstikrar ve güvenliğimizi koruyabildik ve bugün, bölge halkı ve ülkelerine, İslam dinine, insani ve ahlaki değerlere karşı büyük komploların etkisiz kılınmasında rol oynadık. Bu komplolar, IŞİD ve Vahabilik suretinde ortaya çıktı ve bunu Amerika hükümeti ve Arabistan meydana getirdi. Bu grup şimdi son günlerini yaşamaktadır.
Bugün Lübnan’da izzet, onur ve güç adına sahip olduğumuz her şey, şehitlerin, bütün direniş kuvvetlerinin, ordunun ve güvenlik güçlerinin sayesindedir. Şehit aileleri şehitleriyle gurur duymalıdır. Bugün hissedilen barış, onur ve güvenlik onların sayesindedir ve bütün bunlar onlar için ahiret kazancı sayılmaktadır. Bu şehitlerin bıraktıkları emanetlerin emanetçisiyiz ve bizim sorumluluğumuz herkesin sorumluluğudur, çünkü onların özverileri sadece Hizbullah ya da bir grup ya da özel bir bölge için değil, bütün Lübnan için ve bu ülkeyi savunmak ve ümmet için yapılmış bir özveridir.
Geçen hafta cumartesi gününden itibaren Lübnan, siyasi bir kriz içerisine girmiştir ve bu ülke, yeni ve önemli bir aşamada bulunmaktadır ve bu aşamanın tehlikeleri, her taraftan bir ses ve tehdit duyan Lübnanlıların tutumuna bağlıdır.
Son bir yıldır Lübnan siyasi bir istikrar içindeydi. İyi bir durumdaydık, öyle ki, cumhurbaşkanı seçildi ve ulusal birlik hükümeti kuruldu ve faaliyetlerine aktif ve ciddi bir şekilde başladı ve parlamentoyu da aktif hale getirdi. Bütçe ve seçim yasaları onaylandı, güvenlik, askeri, idari ve hukuk personelleri istihdam edildi ve yıllardır süren düşmanlığın ardından, siyasi gruplar arasında müzakereler düzenlendi. Dünyada eşi ve benzeri olmayan bir güvenlik ve istikrar içerisindeydik ve daha önce de söylediğimiz gibi, Lübnan’da Amerika’dan daha fazla bir güvenlik vardı. O günden bugüne kadar Amerika’da yaşanan olaylar da bunu vurgulamaktadır.
Lübnan halkı huzurluydu. Bu, sorunlarımız olmadığı anlamına gelmiyor. Hariri’nin kendisi de güvenlik ve istikrarın göstergesi olan hava alanı faaliyetlerinden bahsediyordu. Ülkedeki olumlu şartlar, bütün siyasi grupların iş birliği sayesinde oluştu ve bu yıl, doğu sınırlarındaki Arsal tepelerinin kurtarılmasına şahit olduk.
Böylesi iyi ve mantıklı şartlar ve parlamento seçimlerine kadar faaliyet gösterme konusunda siyasi gruplar arasındaki iyi niyetler gölgesinde, Arabistan hemen başbakanı çağırdı ve onu, kendilerinin yazmış olduğu bir bildiriyi okuyarak istifa etmeye mecbur etti ve Lübnan’ı yeni bir dönem ile karşı karşıya bıraktı.
Arabistan’ın, hükümet liderini istifaya zorlaması, daha önce eşi benzeri görülmemiş açık bir müdahaledir ve bütün Lübnanlılar ve bütün dünya, bilgiler ve deliller yoluyla bundan emin olmuştur.
Hariri Arabistan’da tutuklu durumdadır ve onun Lübnan’a dönmesi yasaklanmıştır. Hariri El-Müstakbel Hareketi Liderliğinden alınıp, Müstakbel hareketi ile istişare etmeden bu harekete yeni bir lider dayatılmaya çalışılmaktadır. Hatta bütün Lübnan’a ve Cumhurbaşkanına yeni bir Başbakan dayatılmaya çalışılmaktadır.
Onlar Lübnan’a yeni bir Başbakan dayatabileceklerine inanıyorlar ve yaptıkları şey, Lübnanlıları birbirlerine karşı kışkırtmaktır. Onlar bu eylemlerinden bir sonuç alamayınca Lübnanlıları zayıf ve korkaklıkla suçluyor ve bununla birlikte Arap ve Körfez Arap ülkelerini Lübnan’a karşı gerginlik oluşturacak eylemlerde bulunmaya davet ediyorlar ve vatandaşlarını çağırıyorlar ama tehlikeli olan şey, İsrail’i Lübnan’a saldırması için kışkırtmaktır.
Ben bir analizden bahsetmiyorum. Bu konuda bilgiler mevcut ve elde edilen bu bilgiler, Arabistan’ın İsrail’den Lübnan’a saldırmasını istediğini gösteriyor ve bugün Siyonist Rejim içerisinde bu konu konuşulup değerlendiriliyor.
Arabistan’ın Lübnan ve Hizbullah’a karşı bir savaş açtığı çok açıktır. Lübnan’da sahip olduğumuz şeyin değerini anlamalıyız. Arabistan sizi yok oluşa çağırmaktadır ve sizden kendi ellerinizle evlerinizi yıkmanızı istemektedir. Lübnanlılar böyle bir şey yapar mı? Arabistan Lübnan’ın hayrını mı istiyor? Biz Hizbullah ve Arabistan arasında sorun olduğunu biliyoruz ve biz bundan kaçmıyoruz ama bu tehditler ve savaş Hizbullah’a karşı mı yoksa Lübnan’a karşı mı?
Lübnanlılar bölgede etraflarında meydana gelen olaylardan ibret almalıdır. Suriye konusunda, Suudi yetkililer Ürdün’den savaşı yönetiyorlardı ama sonuç ne oldu? Onlar Suriye’yi yok ettiler. Ürdün’den savaşı yöneten kişiler bugün neredeler? Aynı durum Irak ve Yemen için de geçerlidir. Bütün Lübnanlıları düşünmeye davet ediyorum. Onlar kaderlerini belirleyecek bir aşamadalar ve yollarını seçmeliler.
Biz Arabistan’ın Lübnan’ın iç işlerine müdahalesini ve Başbakan Hariri’ye karşı hakaret içeren eylemlerini kınıyoruz. Biz Hizbullah olarak, hatta siyasi açıdan farklılıklarımız olsa bile, Lübnan Başbakanına yapılan bir hakareti, bütün Lübnan’a yapılmış bir hakaret sayıyoruz.
Biz de bütün Lübnanlırla birlikte, Müstakbel Hareketinin Hariri’nin dönmesi yönündeki açıklamalarını vurguluyor ve hatta istifa bile etmiş olsa, Lübnan’a dönmesini ve söylemek istediklerini söylemesini istiyoruz.’
Hizbullah Genel Sekreteri konuşmasının devamında Hizbullah Şehit Günü münasebetiyle şunları söyledi: ‘Dünyada hiçbir Lübnanlı ya da Arap bir vatandaş ya da hür bir insan, Lübnan Başbakanının zorla alıkonması karşısında sessiz kalmamalıdır. Biz, Hariri’nin Arabistan’da tutuklu bulunduğunu söylüyoruz. Lübnanlılar onun tekrar döndürülmesi için harekete geçmelidir. Daha sonrasında o özgürdür.
Açıklanan istifa, şer-i ve yasal değil, anayasaya aykırıdır ve hiçbir değeri yoktur. Çünkü zorlama ve baskı altında verilmiş bir istifadır. Mevcut hükümet, şer-i ve yasaldır, istifa etmiş bir hükümet değildir. Mevcut bakanlar hükümet işlerini ilerletmektedir ve komplocuların istediği gibi vekalet istişarelerine gerek yoktur.
İstifa etmiş bir hükümet olduğu zaman istişareler doğrultusunda faaliyet gösteririz ama şu an hükümette Başbakan da var. Eğer Başbakan döner ve istifa ederse, o zaman farklı bir durum ve yasa içine gireriz. Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Nebih Berri’nin sakin, sorumlu ve bilinçli yönetimi, bütün Lübnanlıların birleşme yeri olmalı ve herkes vahdet içerisinde bu bilinçli yönetimin arkasında durmalıdır.
Lübnan’a ve Hizbullah’a karşı ilan edilen bu savaş, hedefi olmayan bir savaştır ve bu savaşı idare eden kişinin bu alanda hiçbir tecrübesi yoktur. Lübnanlıların bilinci ve aralarındaki birlik ve beraberlik devam etmelidir ve ülkeyi koruma doğrultusunda kapsamlı bir milli irade olmalıdır. Biz Lübnanlılar bugün, açık bir tehdit, kin, dayatma ve hakaret ile karşı karşıyayız. Ülkeyi farklı bir noktaya sürüklemeye çalışıyorlar. Ülkemize bağlılığımızla, sorumluluk hissetmeliyiz.
Lübnan güvenlik kuruluşlarının yalanlamasına rağmen, El-Arabia kanalında Hariri’ye suikast düzenlenmeye çalışıldığı yönündeki haberleri engellemeliyiz. Havaalanı yolunda aksama yaşatmak için teçhizatların bulunduğu, ya da terör hakkında yapılan konuşmalar tehlikeli konuşmalardır. Onların yapmak istedikleri eylemler için ortam oluşturmaya çalıştıkları konusunda bilinçli olmalıyız.
İsrail konusuna dikkat etmeliyiz. Biz, İsrail’le bir savaş ihtimalini çok uzak bir ihtimal olarak görüyoruz ama bunu kesin olarak söyleyemeyiz. İsrail çizgiyi aşmıştır ve farklı bir şekilde de davranabilir. Bunlardan biri, İsrail’in büyükelçiliklerine Arabistan’ı Hizbullah’a karşı savaşında desteklemeleri konusunda talimat vermesidir ve buradaki çaba, Hizbullah’ı terörist olarak nitelendirmeye çalışmaktır ve İsrail’in bu doğrultuda Arabistan ile iş birliği yapacağında şüphe yoktur.
İsrail aynı şekilde fitne çıkarmaya devam etmektedir. Geçen hafta Suriye’nin güneyinde önemli bir olay meydana geldi. Bir grup terörist, İsrail’in yardımıyla çoğunluğu Dürzi olan Suriye’nin Belde Hızır Bölgesine girdi. İsrail bu terörist grubun Belde Hızır Bölgesine girmesini kolaylaştırdı ve eğer bölge halkının ve Suriye ordusunun cesareti olmasaydı, bu bölgede olaylar çok farklı bir şekil alacaktı. İsrail aynı eylemi, kışkırtma ya da güvenlik araçları yoluyla Lübnan’da da yapabilir. Bugün İsrail’i, ortamı herhangi bir şekilde suiistimal etmemesi konusunda uyarıyoruz, İsrail korktuğumuzu zannetmesin. İsrail konusunda bilinçli olmalıyız. İsrailliler de bilinçli ve bu savaşın kendilerine olan faydası hakkında konuşuyorlar. Onlar sadece kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ederler.
Biz Arabistan’la bir sorun olmasından kaçmıyoruz. Arabistan, İran’a çok öfkeli ve öfkesinin bir kısmı da Hizbullah’a. Biz onların neden öfkelendiğini anlıyoruz ama yöntemlerini ve hakaret içeren tepkilerini anlayamıyoruz.
Arabistan’ın Suriye’de arzuları vardı ve bu arzuların hepsi uçup gitti ve bugün Ebu Kemel’de de IŞİD sona erdi ve Irak’ta da aynı şekilde. Hepimiz Irak’a IŞİD’i kimlerin getirdiğini biliyoruz. Onların Irak’ı yok etme planları başarısız oldu ve hepimiz onların Kürdistan’ın ayrılması konusunu onayladıklarını da biliyoruz ve onlar bu konuda da yenildiler. Onların Yemen’deki savaşları da yenilgiyle karşı karşıya kaldı. Onlar Hizbullah’ı katil olarak tanıtıyorlar, çünkü Hizbullah, savaşa ve yok etmeye karşı.
Hizbullah’ın Yemen’den füze fırlattığı konusunda yapılan konuşmalar Yemenlilere hakarettir. Bu füzeyi fırlatan Yemenlilerin kendisidir. Onlar şu an füze yapımı konusunda büyük güçlere sahip ve şu an Husiler tarafından savaşta kullanılması planlanan İHA’ların yapılacağından bahsedilmektedir. Buna inanmıyorlar ama onlar bu kabiliyete ve güce inanmalıdır. Onlar Yemenlilerin gücünü görmezden geldikleri için savaşta yenilgiyle karşı karşıya kaldılar.
İran’a ve Hizbullah’a suçlamalarda bulunuyorlar ama Hizbullah ve İran Yemen’in neresinde? Fedakarlıkta ve özveride bulunan Yemen halkıdır. İran’dan ve Hizbullah’tan bahsedilmesi, yenilgiden kaçmak içindir. Arabistan ve müttefikleri ile Katar arasında yaşanan krizde biz hiçbir tarafı tutmadık ama bu konuda da Arabistan ve müttefiklerinin yenilgisine şahit olduk.
Bahreyn’de de yanlış izlenen yol, halkın iradesini kıramadı. Kendi halkını katleden ve bastıran Bahreyn hükümeti şu an çöküşün eşiğindedir.
Arabistan bölgede bütün bu yenilgileri gördüğünde, Lübnan’a geliyor. Arabistan’ın Lübnan’da nüfuzu vardı ve İran’ın da Lübnan’da nüfuzu var. Ama bu ikisi arasında temel bir fark var. Arabistan Lübnan’ın iç işlerine müdahale ediyor ama İran Lübnan’ın iç işlerine müdahalede bulunmuyor.
Arabistan Lübnan’da bir savaş çıkarabileceğini zannetti, çünkü İran ile baş edebilecek gücü yok. Arabistan’ın iradesine bağlı muhalif siyasi gruplarla Lübnan’da kazandığını ve güçlü olduğunu hissetmek yanlıştır. Eğer amaç Hizbullah’ı cezalandırmak ya da ona galip gelmek ise, onları Hizbullah’a galip gelme peşinde olmamaya davet ediyoruz. Çünkü her ne yaparlarsa yapsınlar Hizbullah’a galip gelemeyeceklerdir. Onlardan gerçek hedeflerin peşinde olmalarını istiyoruz. Bizim Yemen konusundaki duruşumuz değişmeyecek. Çünkü insani ve ahlaki konular, siyasi hesaplar dışındadır. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı El-Cübeyr dün, Lübnan halkının Hizbullah’ın hakimiyetinden bezdiğini, Lübnan halkının Hizbullah’ın hakimiyetinden kurtarılması için bir yol bulunması gerektiğinden bahsetti. Lübnan halkını da Yemen halkını kurtardığınız gibi mi kurtaracaksınız? Lübnan halkı, başbakana, gruplara, kabilelere ve bu ülkenin bütün halkına hakaret ederek mi kurtulacak. Lübnan halkı, Sünnileri Şiilere karşı kışkırtarak oluşan korku ortamıyla mı kurtulacak? Bu, Lübnan’ı cezalandırmaktır. Çünkü Lübnan, özgür ve bağımsız bir ülkedir ve dışarıdan yapılan dayatmalara boyun eğmemiş ve bu yolda şehit vermiştir.
Eğer Hizbullah’ı cezalandırmak istiyorlarsa onlara bir yol gösterebilirim, o da Lübnan halkından bağımsız olarak sadece Hizbullah’ı cezalandırmak için birazcık akıllarını kullanmalarıdır. Ama eğer kin, onları tepkiye zorlarsa, hiçbir sonuca ulaşamayacaklardır. Bugün hepimiz, güvenliğe istikrara ve birliğe bağlı kalmalı ve asla korkmamalıyız. Çünkü biz birlik içerisinde daha güçlü olmalı ve bu dönemi atlatmalıyız.’
