kanadı arasındaki görüşleri yaklaştırmış görünüyor. Amerika konusunda
farklılıklar sürse bile, İsrail karşıtlığı ‘Muhafazakar’ ve ‘Reformcu’
kanatları aynı hizada buluşturmuş
Dünya, HAMAS’ın ilk hamledeki başarısının arkasındaki güç olarak İran’ı
konuşuyor ya, Reformcular bundan bir hayli mutlu. Savaşın kaderini de İran
cephesinin gösterdiği direncin belirleyeceğini düşünüyorlar
‘Muhafazakarlar’ da aynı görüşte. Filistin direnişinin yenilme ihtimali ortaya
çıkarsa, sadece Lübnan Hizbullahı değil, Irak Hizbullahı ve Yemen Ensarullah
hareketi de sahaya inecek
Filistin, dünyanın gündemine oturdu.
İsrail, direniş cephesinin siyasi hesabını hala tam
anlayabilmiş değil. Katliam pahasına Filistin halkını toptan sindirmeye
çalışıyor. 1947’den beri hep yaptıkları gibi, bu kez de Gazze şeridinden
Filistin halkını sürme hesabı içinde.
Atlantik’in önde gelen devletleri Doğu Akdeniz’e yığınak
yapıyor. Görev tanımları, İsrail’in katliam politikasına bekçilik yapmak.
Ne olacak? Ya Filistin halkının meşru haklarına dayalı bir
çözüm yolu açılacak. Ya da İsrail, Atlantik’in koruma kalkanı sayesinde,
Filistin direnişini büsbütün zayıflatacak.
Üst kademe güvenlik merkezlerinde görev yapmış Reformcu uzmanlarla görüştük.
Önce biraz uzun bir parantez açalım. İran’da “Reformcular”
ve “Muhafazakarlar”, birbirinden tamamen kopuk iki ayrı blok değildir. İki
kanadın da ana gövdeleri çoğu alanda bir koalisyon gibi hareket eder. Zaten
İran’da iktidarın asıl çekirdeği Rehberlik kurumu etrafında kurumlaşmıştır.
Rehber Ali Hamanei de, Muhafazakar olmakla birlikte, 8’er yıl iki Reformcu
cumhurbaşkanı ile ortak çalışma esnekliğini gösterebilmiştir.
Ayrıca, Karabağ savaşından sonra İran’da kabaran aşırı
Türkiye hassasiyetini yatıştırmak için Rehber Hamanei bizzat müdahale etti.
Muhafazakarlar, ABD ve İsrail konusunda sert ve köşeli bir
tutum içindeler. Rusya ve Çin ile stratejik ittifakı savunuyorlar.
Reformcular ise kendi tutumlarını şöyle formüle ediyor: “Ne
Batı, ne Doğu. İslam Cumhuriyeti.” (Hatırlatalım. İran Dışişleri Bakanlığı’nın
giriş kapısı üzerinde, İslam devriminden sonra şöyle yazar: “Ne Garbi, ne
Şarki. Cumhuri İslami!”)
Yani Reformcular, (İsrail hariç) Batı ile de, kendi
ifadeleriyle, “dengeli” ilişkiler kurulmasını istiyorlar (okurlarımız bunu
Rusya ve Çin’i Batı ile “dengeleme” olarak anlayabilir). Bu sayede Rusya ve
Çin’le ilişkilerde İran’ın milli çıkarlarını daha iyi koruyacaklarını
düşünüyorlar.
(Not: Belli oranda Tayyip Erdoğan’ın Atlantik ile Avrasya
arasındaki “denge” politikasına benziyor.)
nedir acaba?
Önce HAMAS’ı tarif ediyorlar: “Filistin’i Siyonist işgalden
kurtarmak için mücadele eden, Sünni İslamcı bir parti.” Burada “Sünni”
vurgusuna dikkat. Anayasasına Şiiliği açıkça yazan İran, “mezhepçilik”
yapmadığını göstermek için “Sünni” HAMAS’a destek verdiğinin altını çiziyor.
saldırı ve tacizleri önlemek… Irkçı İsrail’le Arap monarşileri arasındaki
sözde normalleşme sürecini akamete uğratmak… Filistinlilerin evlerinin
yıkılmasını durdurmak. Gayri meşru silahlı milis olan siyonist yerleşimcileri
bölgeden uzaklaştırmak. Bölgeden tersine göç başlatmak…”
Dıştan da Filistin’e Yahudi göçünü teşvik ederek nüfusunu artırmaya çalışıyor.
Önemli. HAMAS da bunun karşısına “tersine göç”ü koymuş
programa. Soru: HAMAS, İsrail de kabul ederse ateşkese razı olsun mu?
İran, devlet aklına sahip. Ateşkese esnek bakıyorlar.
“İsrail müzakerelere razı olursa, HAMAS şimdilik bu kadar yeter der, ateşkes
ilan edilir ve müzakereler başlar. Bu aşamada istenilen başarı elde edilmiş
olur.”
Bunun İsrail için yenilgiyi kabul anlamına geldiğini
biliyorlar tabii.
HAMAS’ın uzun vadeli hedefleri hakkında Tahran’ın elindeki
bilgiler şöyle: “Bu hedefleri, İsrail ile dünya kamuoyunun bu işgal karşıtı
operasyona tavrı belirleyecektir.”
tek güç Hizbullah oldu. Sadece Batı Asya’da değil, bütün dünyada düzenli
ordular kadar roket ve füze teknolojisini başarıyla kullanan tek devlet dışı
kuvvet.
Bu, bir iddia değil. İsrail bunu acı bir şekilde test etti.
İsrail, 2006’da Güney Lübnan’a girerek Hizbullah’ı dağıtmaya çalıştı. Savaş 33
gün sürdü. Sonunda İsrail çekilmek zorunda kaldı. O tarihten beri İsrail,
Hizbullah’a topyekün bir saldırıyı göze alamıyor.
Bugün de Hizbullah’ın kuzeyden cephe açması, ABD ve Tel
Aviv’i en çok korkutan ihtimal. Zaten, başta ABD, Atlantik donanmalarının Doğu
Akdeniz’e yığılmasının öncelikli sebeplerinden biri de Hizbullah. ABD, İran ve
Suriye üzerinde baskı kurarak, Hizbullah’ın savaşa girmesini önlemeye
çalışıyor.
Geçerken belirtelim. Bütün tarafların ortak görüşü şu:
Hizbullah’ın envanterindeki roket ve füzeler yetenek, menzil ve sayı bakımından
HAMAS’tan kat kat üstün. İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye göre Hizbullah’ın elinde
en az 150 bin roket ve füze bulunuyor.
“Hizbullah’ın kırmızı çizgisi belli: Filistin direnişinin
yıkılmasını önlemek. Çünkü İsrail, Filistin direnişini kırarsa, sıra
Hizbullah’a gelecek. 7 Ekim’den sonra Hizbullah’ın İsrail’le yarattığı küçük
çatışmalar, İsrail kuvvetlerinin, özellikle muharip kara gücünün yarısının
kuzey cephesinde, Lübnan sınırında tutulmasını sağladı. Bu, başarıdır.”
İsrail’in muhtemel kara harekatı da Hizbullah’ın aynı
hassasiyeti içinde.
Sonuç: Hizbullah günlük roket atışlarıyla, hem İsrail’i
kuzey cephesinde kuvvet bulundurmaya zorluyor, hem de bölgedeki yığınağını
keşfediyor.
ABD DONANMASI NİYE GELDİ
Uzmanlarımız, Atlantik donanmasının gelmesinin Filistin
boyutunu şöyle değerlendirdiler:
“ABD, İran ve Suriye’nin çatışmalara doğrudan katılmasını
önlemek istiyor. Elbette İsrail kuvvetlerinin dağılması durumunda ABD
donanmasının Filistin halkına karşı savaşa girmesi de mümkündür.”
Bir izlenim: Yine de İran, Filistin davasının esas olarak
Filistinli kuvvetlere dayanmasına öncelik veriyor.
Reformcu uzmanların aktardığı bir diğer senaryoyu da
yorumsuz aktarıyoruz:
“ABD’nin donanmasını Doğu Akdeniz’e göndermesinin nedenlerinden
biri de, İsrail’in İran’a saldırmak için kullanacağı bahaneleri ortadan
kaldırmak olabilir.”
atılmış. İran, Suriye, Lübnan, Irak, Yemen ve Afganistan’dan İslami direniş
hareketleri, Hizbullah ve Hamas da dahil, Ortak Direniş Merkezi (ODM) kurdular.
Bir tür ortak karargah. Ciddi bir adım bu. Ortak Direniş Merkezi, doğrulanmamış
raporlara göre, eğer İsrail işgal güçleri, Gazze’ye bir kara saldırısı
başlatırsa, Lübnan Hizbullahı’nın harekete geçeceği konusunda dolaylı olarak
uyarıda bulunmuş.
Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki süreçte ODM’nin ağırlığına
hep tanık olacağız.
göre İran, ta 1976’da, İslam İşbirliği Teşkilatı’na Filistin sorununun çözümü
için bir referandum planı sunuyor. Plan, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda ve
Birleşmiş Milletler genel kurulunda gündeme getirilip kayda geçirilmiş.
İran resmen, Filistin’de Müslüman Araplar, Hıristiyan
Araplar ve Yahudilerin ortak bir devlet kurmasını gündeme getirmiş. Demokratik
ve eşit haklara dayalı birleşik bir devlet. Ezber bozucu bir teklif. Çünkü
yaygın kanaat, “İran, Yahudileri yok etmek istiyor” şeklinde. Fakat Tahran’ın,
kendi teklifinde ısrar edip gündemde tutmaması yazık olmuş.”
