Hz. Fatıma'yı Yeniden Tanıyalım

GİRİŞ: 09.01.2024 12:48      GÜNCELLEME: 09.01.2024 12:48
Rasthaber -   اللّهُمَّ صَلِّ عَلی فاطِمَةَ وَ اَبیها وَ بَعْلِها وَ بنیها وَالسِّرِّ الْمُسْتَوْدَعِ فیها بِعَدَدِ ما اَحاطَ بِه عِلْمُکَ

Allahumme sâllî  âla Fatimete ve Ebiha ve Beliha ve Beniha ve Sırril mustevdai fiha bi edadi ma ehate bihi ilmûk.

Allah'ım Fatıma'ya, babasına, kocasına, evlatlarına ve onda gizletilmiş sırra, senin ilminin kuşattığı miktarca salavatını gönder...

Eyyami Fatimiye günlerini geride bırakıp, hz Fatime sa.'ın doğum gününü de geride bıraktık... Bir Fatıma var ki; bizler için ömrü kısa ama bu kısacık ömrüyle asırlara sığmayan. Kimdir Fatıma? Ali Şeriati hz Fatıma için; 'Fatıma Fatıma'dır.' tabirini kullanır; sadece Hz Resulullah saa.'ın kızı olduğu için özel bir şahsiyeti olmadığını beyan etmek için... Ama bu tabir akıllara şunu getiriyor; hz Fatıma Resullah saa.'den bağımsız ya da tam tersi sadece onun gölgesinde incelenmesi gereken bir kimlik miydi bizler için? Hz Resulullah saa.'ın kızı olmasaydı da böyle yüce bir şahsiyet olacak mıydı?

Bu konu irdelendiğinde insan bazı yanlışlara düşüyor ki; birincisi islami bir ailede doğmak ve büyümenin artı ve eksilerini yanlış değerlendirebiliyoruz. İslami bir aile yapısında dünyaya gelmeyenler için bazı zorluklar vardır ki; kendi etrafımızda islami bir ailede yaşayanların durumuyla kendimizin konumunu kıyasladığımızda güllük gülistanlık içinde yaşadıklarını tasavvur ederiz. Misal olarak; islami olmayan bir ortamda büyümek insanın bilgi açısından eksik büyümesini beraberinde getirir. Benim için hz Fatıma her helali haramı babasından öğrenen; gidip islamı öğrenmek için başkalarının kapısını çalmak zorunda olmayan birisiydi. Kendi içimden 'Bunun zorluğu nerede ki; peygamber emrediyor o da amel ediyor. Onun için hakla batılın birbirine karıştığı, acaba benim vazifem ne şimdi dediği bir durum yok. İslam hükümlerinin hangisi zor ki; hz Fatime'nin zorluğu ne olsun! Acaba onu Allah katında değerli yapan şey neydi?' diye sorguladığım birçok an olmuştur. Belki bu sözler de islami bir ailede büyüyen birisine abes gelecektir; çünkü onlar da misal olarak örtünmek isteyen bir kız çocuğuna kendi anne babasının dini suistimal edip 'İslam'da anne babanın rızası daha önemlidir, bizim rızamız olmadan örtünürsen Allah senden razı olmayacaktır.' demelerinin; onun kendi çevresinde islamı sorup öğrenebileceği güvenilir, yakın birilerinin olmamasının getirdiği zorlukları tasavvur etmeleri kolay birşey değildir başkaları için.

 Hepimiz bilmeliyiz ki; islami bir ailede büyümenin de zorlukları var, islami bir yapısı olmayan bir ailede büyümenin de zorlukları var. Dünya da kimse güllük gülüstanlık içinde yaşamıyor; her hayatın kendine has zorlukları ve imtihan noktaları vardı... Yani hz Fatıma da  peygamber evinde yaşadığı, her amelini peygamber saa.'ın komutlarıyla yaptığı için Fatıma olmadı. Tam tersine rivayetlere dikkat ettiğimiz takdirde; mesela evine yeni perde asmasından Resulu Ekrem saa.'ın rahatsızlığını; babasının onu 'Kızım dünya bizim kalbimizi cezbeden şey olmamalı.' diye uyarmadan, peygamberi rahatsız edecek şeyin ne olduğunu kendisinin tefekkür ederek bulduğunu görüyoruz. Dolayısıyla birşeyi kabul etmemiz lazım ki; bizler hz Fatıma'yı sadece amelleriyle ve kendimizle onunla bununla kıyas yaparak idrak edemeyiz...

İslami bir ailede büyümenin dışardan göründüğü gibi güllük gülüstanlık yanları olmasa da; hz Fatıma sa. peygamber evinde dünyaya geldi; peygamber saa.den müstakil bir kimlik olarak değerlendirilip algılanmamalıdır. 'Fatıma Fatıma'dır.' sözü bu şekilde tefsir edilirse yanlış bir yorum olacaktır. Zira bunu hz Fatıma sa.'ın sözlerinde mükaşefe etmekteyiz.

Babam bana haber verdi; kim ona ve bana üç gün selam verirse, Allah cenneti onun için kesinleştirir.” Ravi der ki Hz. Fatıma’ya “Onun ve senin hayatınızda mı?” diye sorduğumda, “Hem hayatımızda, hem de öldükten sonra.” diye cevap verdi.” Et-Tehzib -Şeyh Tûsi-, c.6, s.9.

Yani Fatıma hz Resulullah'tan ayrı bir parça değildir, sadece onun evinde doğduğu için Fatıma olmadı ama onu da hz Resullah saa.'in sözleriyle sireti olmadan tanımamız mümkün değildir. Bu birçok insana aşikar olan hakikattir. Ama bu olayın devamında akıllara gelen bir soru var ki; hz Resullah saa.'i Fatıma olmadan tanımamız mümkün müdür? Hz Fatıma Resullah ve İmam Ali as. yaşadığı dönemlerde toplumda nasıl bir kilit noktasıydı? Sadece onlar konuştuğunda susan; onların her sözünü tasdik eden, topluma hiçbir şekilde müdahil olmayan; kadının Resulullah saa.'gibi bir şahsiyet dahi olsa sadece erkek kimlikler tarafından yönlendirilip, görevlerinin beyan edilmesi, kimliğinin analiz edilmesine razı olan bir şahsiyet miydi? Yani Fatıma hep susmuş muydu! Bizler de hep susmalı, hz Fatıma sa.'i bile erkeklerin mi tefsir etmesine müsade etmeliyiz?

Birincisi görüyoruz ki; Hz Fatıma bazılarının düşündüğü gibi ilahi bir niteliği de olsa da erkek hegemonyasında yaşayan birisi değildi; cuzi bir miktarda da olsa peygamber saa.'ın sözlerini izah edecek, aydınlatacak hadisleri bulunan; gerektiğinde toplumun içine girip hutbeler irad eden bir tasdikleyici; sadece batılıların düşündüğü gibi bir köle zihniyeti değildi. Bu batılılar için bir mesajıydı ki; ben sizin düşündüğünüz gibi zorla örtünen bir köle zihniyeti değilim diyordu onlara. İslam kadınının bu olamadığını onlar bile anladılar gerçi bence ki; artık Filistinde hamile kadınların öldürülmesini bile propaganda haline getirdi siyonistler!!

En önemli nokta şu ki; Fatıma bizim için kimdi? Biz onu ele alırken nerelerde hatalar ettik? Birincisi o ki; onu tefsir etmeyi, kimliğini açıklamayı erkeklere bıraktık. Hiç düşünmedik ki; insanda kalıcı olan şey ruhdu ama kulluk bilincine ulaşmak için kadının erkeklerden bağımsız olarak kırması gereken bazı tabuları vardı; idrak etmesi gereken bazı halleri ve görevleri vardı.

Biz Fatıma'yı tefsir etmeyi kadınlar olarak erkek perspektifinden ele alırken; birincisi Fatıma'yı garip ve mazlum bıraktık. Birçok insanın dilinden duymuşum ki; 'Imamı Zaman zuhur et ki; annen Zehra sa'i ziyaret edelim!'

Ben şahsen inanıyorum ki; imamı zaman af'ın zuhurunun engellerinden bir tanesi  hz Fatıma sa.'ın hukuki, toplumsal kimliğinin şialar tarafından bile idrak edilmemesinden dolayıdır. Bizler kadının ilahi kimliğini erkeklerin eline verirken; değil hz Fatıma sa. diğer cennet kadınlarını bile olduklarından çok farklı algıladık. Erkekler Hz Fatıma sa.'ı tasvir ederken; onun amellerinden bahsettiler. Biz kadınlar ise; mesela örnek veriyorum kendimiz aç kalıp ekmeğimizi fakire vererek Fatıma olabileceğimizi zannettik. Gerçi; bu işi sadece erkeklere bırakarak onun hakkında düşünmeyi, onunla empati kurmayı bu faziletleriyle amel etmeyi bile merhale haline getiremedik birçoğumuz...

İkincisi; erkeklerin bakış açısıyla Fatıma'yı değerlendirdiğimiz de sürekli Allahu Teala'nın, Peygamber Ekremin överek desteklediği, meleklerle kuşatılan, bir ayağı yerde bir ayağı cennette olan bir Fatıma vardı bizler için. Ben hz Meryem filmine ne  zaman baksam; cennetten üzümlerin geldiği sahnesine özenir; ne güzel Allah ona cennetten meyve bile yolluyor diye içimden geçirir, özenirdim hz Meryem'e. Bir defasında baktığımda; hz Meryemin 'Bunlar Allah'tandır, Allah dilediğine hesapsız rızık bağışlar” sözü o kadar beynimde yankılandı ki; kendi kendime dedim ki, filani değil hz Fatıma hz Meryem bile senin hayal ettiğin gibi özenilecek hayatı olan birisi değildi. Hesapsız rızıktan kasıt; senin anladığın gibi dünya ve ahiret nimetlerinin hepsinden sayısız, hesapsız rızık değil; yani öyle bir rızık ki; o kadar aç kalıp ki Allahu Tealanın ölmesin diye kendisinin mucizelerle yolladığı cennet meyveleriydi bu...Bu kimsenin tasavvur edemeyeceği bir tevekkül, fedakarlığın sonucuydu.  Cennet hanımlarının öyle bir hayatı vardı ki; ilk algılamamız gereken şey onların cezbedici bir hayatı yoktu.  Onların hayatı hergün başlarına bomba dökülen; öldürülen , yaşasalar dahi dayanamayacagımız türden bir psikolojik savaşın içinde yaşam süren Filistin, Lübnan kadınlarının hayatları gibiydi. Ulaşılamaz bir hayat örneği değil sadece herkesin kapasitesinin kaldıramayacağı bir hayat tarzıydı... Fatımayı erkeklerin eline tefsire vermek; bizim onların hayatlarındaki zorlukları algılayamamıza, onların bu mücadele altında kişilik ve kimliklerini nasıl geliştirdiklerine değil  başımıza gelen her zorlukta 'Niye şimdi böyle birşey yaşamak zorundayım ki?' bir mantıkla dünyanın güllük gülistanlık bir yer olması gerektiğini düşünmemize neden olacaktır.

Elbette ki; bizler Filistinde bile yaşasak; yine bir Fatıma olamayız. Onu Fatıma yapan şey; sadece hayatının zannettiğimiz gibi zorluklarla dolu olması, imtihanları değil; Allahı tanımadaki marifetiydi.

Fatıma  sa. bir peygamber değildi, bir imam değildi ama yine bizler için hüccetti. Bir masum olması; onun sadece onaylanması anlamına gelmiyordu; onun nuru olmaksızın sadece Peygamber saa.. ve imamlar as. la dahi yolu bulamayacağımız anlamına geliyordu. O masumdu yani; Alllah'ın yeryüzüne  gönderdiği yolumuzu aydınlatmamıza yardım eden nurun bir parçasıydı.

'Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir.'

Onun kılavuzluğu olmadan peeygamber ekremin sözlerini dahi algılayamazdık; çünkü Resulullah Fatımasız eksik beyan edilecekti, Fatıma da Resullahsız ancak bir Feminist olurdu.

Hz Fatıma'nın o cüzü hadisleri bile olmaksızın neyi ne kadar yanlış anlayabileceğimizi örneklemeyle anlatmak istiyorum. Namaz hakkında birçok ayet ve hadis var. Misal olarak; Biz Ehli Beyt'in şefaati, namaza önem vermeyen kimseye ulaşmaz.” (İmam Cafer-i Sadık)  hadisini; ya da Ağa Behçet'in 'Bilin ki diğer amellerin hepsi namaza tabidir; beş vakit namazın ilk vakitlerinde kılınmasını hıfz etmeniz gerekmektedir' tavsiyesini birçoğumuz duymuştur. Uzun bir vakit elimden geldiğince bu tavsiyelere amel etmeye çalıştım. Tam namaz vakti oluyor; evde sofra açılıyordu. Ben ilk önce  namazı eda etmek isteyince hep bir tartışma, bir huzursuzluk... Çocuk sahibi oldum; camide namazı cemaatle eda etmeye çalışıyordum, çocuğum ağlayıp başkasını rahatsız etse bile bunu devam ettiriyordum. Bir gün; ismini unuttuğum ama Ebuzer el Gıffarinin kız kardeşi olduğunu hatırladığım bir hanımın bir sorunu için İmam Ali as.'ın yanına geldiği; İmam as.'ın ise tam cemaat namazı kıldıracakken onu görüp, sorununu dinledikten sonra namazı kıldırdığını okudum. Bu bana çok ilginç geldi... Imam imam olduğu halde; insanları bile bekletip ilk önce sorunu olan birisini dinliyor sonra namaz kıldırıyor. Namazla ilgili birşeyleri yanlış anlamıştım ama ne olduğunu anlamıyordum...

Sonra hz Fatime sa.'dan nakledilen bir hadis var ki; 'Allah, İmanı; şirkten temizlenmeniz için, namazı; bütün çirkinliklerden ve kibirden sakınmanız için, Zekâtı; nefsinizi tezkiye ve rızkın çoğalması için, Orucu; iradenin güçlenmesi ve amellerin ihlaslı olması için karar kıldı. Hac'ı ise şeriat ve dinin sağlam olması için vacip kıldı.' hadisindeki 'kibirden sakınmanız için'  ibaresi dikkatimi çekti.

Bu da namazla ilgili algılayamadığım ayrı bir olaydı ki; namaz kılmayan öyle insanlar tanıyordum gerekçe olarak diyorlar ki; 'Ben şu an namaz kılıp, Allaha yönelebilecek temizlikte değilim. Kendimi biraz terbiye ettiğimde kılmaya başlayacağım.' Namaz kılmayan insanların bile hepsi Allaha kibir içinde insanlar değilken bu kime karşı kibirdi ki; namaz  bizden arındırıyor? Kendi aramızda birbirimize karşı; 'Ben gece namazı dahi kılıyorum.' diyerek birbirimizi bile ezmemize vesile olacak türden bir kibirden mi?

Bizler hz Fatıma sa. olmasaydı, ibadetin bile sadece bir araç olduğunu anlamaz; değil gayri müslümleri müslümanları bile 'Benim namazım senden daha düzgün, daha uzun, kıraatim daha doğru... vs birçok sebeple' hastalık vasıtası haline dönüştürürdük. Namaz bir araçtı ama o dahi adalet üzere olmadığı takdirde değil bize burak olmak;  ancak hicap olacaktı...

Ya da düşünün namaz kılan birçok insan var ama bir sürü günahı beraberinde işliyorlar. Insan namazın sadece bir araç olduğunu algılamasa; 'Sorun nerde? Allah başka birşey daha mı emretmeliydi ki bu hastalıklar yok olmalıydı?' diye düşünüp; haşa Allaha bile husni zan üzere bakmayı başaramayacaktık.

Fatıma bizi nelerden koruyor; algılamamız lazım. Bir müslüman kadın 'Allah çamaşır makinesi çıkarandan razı olsun.' demeden önce; Fatıma'yı rahmetle anmadıkça, onun İslam Alemi için ne olduğu üzerinde biraz tefekkür etmedikçe; Fatıma Fatıma olmayacaktır!

Kısacası Fatıma ve diğer masumlar birbirlerinin tefsiriydi. Birbirini tamamlayan parçalar ve kulli bir ilime vakıf olmamızın vesilesiydiler.

İlahi! Rızası senin rızan olan Fatıma'yı bizden razı et, bizi de onun gibi senden razı olmaya muvaffak et...

YORUMLAR

Suskun Biçare 1 ay önce
Yazımı değerlendirmeye alarak cevap verdiğiniz için size teşekkür ederim. Bahsettiğiniz konuda haklısınız. Zira özellikle cehaletten "İlmin Madeni" olan Ehli Beyt (AS)'den sapma ile her türlü hastalık bize de bulaşacaktır, tıpkı geçmişte olduğu gibi. Erkek egemenliği de böyledir. Analiz edilirse bize kısmen de olsa bulaştığı da görülecektir. Bizim bilgi eksikliğimiz ile geçmişte özellikle Abbasi Halifelerinin çabası ile felsefeyi ve sonra da irfan maskesi ile tasavvuf virüslerini bizim inanç sistemimize sokmaya çalıştılar ve kısmi tahribatlara neden oldular. Ancak Kur'an ve özellikle her türlü hastalık için reçete hükmünde olan Ehli Beyt (AS) hadisleri, bizleri bu zararlı görüş ve düşüncelerden koruyacaktır. Maalesef köy kökenli bir toplumuz ve gerçek anlamda yetimiz, genelde yoksuluz ve cahiliz. Elbette pozitif ilimlerde bilgi sahibi olmak da bu cehaleti gidermiyor. Sorunun çözümü bellidir aslında geçmişte bulunmayan kitapları analiz ederek takip etmek ve sadece Ehli Beyt (AS) ilmini takip eden yayınları takip ederek bu konuda çevremizi de bilgilendirmek. Yoksa Allah korusun doğru yoldan sapanlardan oluruz.
Yazar 1 ay önce
Hz Fatimeyi erkek hegemonyasına bırakmak tabiriyle; kadınların sadece mimberlerden vs. yollardan kendileri bir çaba göstermeden tanımaya çalışmalarının bir sorun teşkil ettiğini anlatmaya çalışmıştım. Nasil ki; usuli din insanın kendi çabasıyla üzerinde tefekkür ederek ilerlemesi gereken bir yolsa; hz fatime de diğer masumlar gibi üzerinde tefekkür ederek, düşünülüp analizler yapılarak anlaşılması gereken birisidir. Bir imam, peygamber olmasa bile o da bir masumdur; bu her müslüman bayana farzdır. Yoksa ben ne bir feministim; erkekler konuşmasın diyeyim ve yeryüzündeki her hanimdan bile Hz Fatıma sa.'yi Rehber gibilerin daha iyi tanıdığının bilincindeyim... Ikinci bir husus; Turkiyeli şii gençler birçok milletten daha mustazaftır. Kitaplarin neşredilmesi, medyanın gelişmesiyle aydınlanmaya başladık ki; yazılar yazmamın nedeni yine bu gençlerden ihtiyaç duyabilecek bir ikisi de olsa onlara ulaşabilmektir. Kendi çocukluğumu hatırlıyorum şia bir toplumda büyümeme rağmen muharrem aylarında camiye gidip gelirken "Peki İmam Hüseyin bugün bizden ne istiyor?" gibi masum bir soruyu bile yöneltebilecegim bir yakın muhatab yoktu. Yaz aylarinda kuran kursları oldugunda elif bayi ogrenir, bir dahaki yil unutup yeniden döne döne ögrenirdik. Herkes aynı imkanlar, hallerle büyümüyor ama din adına elif ba'dan başka birsey ögretilmedigi günler benim için hayatın mucadele etmem gereken gercekleriydi ki; hala böyle insanlar olduğunu biliyorum. Muharrem aylarinda bile geliri iyi olmadığı için yalnızlığa terkedilen köy camileri olduğunu hala küçük köylerde yaşayan insanlardan duyuyorum... Bizler dini öğrenme imkanı günden güne ilerleyen bir toplumuz ama herkes aynı imkanlarla büyümüyor, yaşamıyor...
Suskun Biçare 1 ay önce
Dost acı söyler maalesef ben de acı söyleyeceğim. Yazının başlığı yanlış olmuş. Yazının başlığı kafam karışık olmalıydı. öncelikle kafanızdaki şu sorunları çözün. Yazınız, sorunları ortaya koymak olmuş: 1- Günümüzde tarihsel süreç içerisinde İslam'da (Şia inancında, Sunnilik zaten Emeviler ve devamı ile pek çok noktada sapmıştır) erkek hegamonyası mı gelişti? 2- İslam'da çocuk eğitimi (erkek ve kız) nasıl olmalıdır? 3- İbadet eden Müslümanlar neden günah işler? 4-Ehli Beyt ve 12 imamın yaşamımızdaki önem ve anlamı nedir? 5- Ali Şeriati ve diğer felsefe ehlinin Ehli Beyt'e bakış açısının sıradanlığı nasıl önlenir? ve diğer satır arası sorular ... Bu soruların cevabını alacağımız yegane adres doğal olarak Ehli Beyt (AS)'dır. Ehli Beyt (AS)'den sapma bizi kafamız karışık ve gaflet bataklığına sürükler. Bu nedenle öncelikle Allah İmam Zaman (AF) Ağamızın zuhurunu acil eylesin. Zira şii gençlerinin kafası bu derece karışık ise diğerlerine Allah yardım eylesin inşaallah.

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM