Suriye Üzerinden Mezhepçi Olmakla İran'ı Suçlamak

GİRİŞ: 21.11.2021 17:44      GÜNCELLEME: 21.11.2021 17:44
Rasthaber -  Kadim dostlarımızın bazıları Suriye iç savaşına "müdahil" oldu diye İran'ı mezhepçilikle suçluyorlar. İşte efendim Merhum Humeynî, "La Sünniyye, la Şiiyye, sevre sevre İslâmiyye" diyerek asla mezhepçilik yapmadı ancak İmâm'dan sonra bugün İran siyasetinin geldiği nokta mezhepçi, takiyeci ve Fars milliyetçiliğidir" diyorlar. Bu gerekçelerini ise Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın Nusayri Alevisi olduğuna bağlıyorlar. İtiraz ettikleri husus ise "Suriye'deki muhalif Sünni gruplar tam Esad'ı devireceklerdi İran mezhebî saikle hareket ederek Suriye'ye müdahale etti ve zalim Esad'ın devrilmesine engel oldu."

Birçok sebepten dolayı Suriye meselesine bu zaviyeden bakmak oldukça yanıltıcıdır, zira orada Sünni olduğu sanılan eli silahlı grupların Sünnilikle bir alakası yok. Çünkü Sünni fıkhında yönetim gayri meşru olsa da asker ve polise kurşun sıkılmaz, zira asker de polis de müstevli değil Müslüman ahalinin evlâtlarıdır. Silahlı muhalif gruplar 1982'de vuku bulan Hama katliamında da bu yanlışı yaptılar. Merhum Mehmet Akif Ersoy'un ifade ettiği gibi, "Eğer ibret alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi?" Demek ki ibret alınmamış ve bu yüzden aynı hataya düştüler.

Suriye olayları henüz patlak vermeden (2010 yılında) Saadet Partisi'nden bir heyet Merhum Oğuzhan Asiltürk rehberliğinde Erbakan tarafından Suriye'ye gönderiliyor. (Erbakan sağlık sorunlarından dolayı gidememişti.) Heyet hem muhaliflerle hem Esad ile görüşüyor. Muhaliflerle görüşme esnasında ÖSO liderlerinden biri kalkıp hiddetli bir şekilde silahlı kalkışmadan söz edince Merhum Oğuzhan Asiltürk tepki verip yapmayı düşündükleri bu işin yanlış olduğunu söylüyor. Söylüyor söylemesine fakat o şahıs bu sefer hışımla söylene söylene salonu terk ediyor. Sayın Oğuzhan Asiltürk, salondaki heyete, "Lütfen arkadaşınızla konuşun ve onu ikna etmeye çalışın, aksi taktirde bu güzelim ülkeyi mahvetmiş olursunuz" diyor.

Evet, diyor demesine ama dinlemiyorlar ve o güzelim ülkenin mahvolmasına sebep oluyorlar. (Merhum Oğuzhan Asiltürk vefatından önce son televizyon programını kendisiyle yapmak nasip olmuştu. Program öncesi bu hadiseyi bizzat kendisi anlatmıştı.)

Silahlı kalkışma fıkhen caiz olmamasına rağmen bu işe giriştiler ve olanlar oldu. Koskoca bir ülke mahvoldu. 1 milyon dolayında insan öldü. Milyonlarca insan doğup büyüdükleri toprakları terk etti. Yaban ellerde mülteci olarak sefalete gark oldular. Şehirler ise harabeye, enkaz yığınına döndü. Bu işe sebep onlara sormak lazım, "Bu vebâl ile Allah Teâlâ'nın huzuruna nasıl çıkacaksınız?"

Bakınız, eğer Suriye müstevlilerin, yani dış güçlerin işgali altında olsaydı bu durumda halkın eli silah tutan her kesimine cihad farz olurdu. Muhalifler eğer Sünni ise henüz fıkıhta sınıfta kalmış oldular. Daha önceleri konu ile ilgili yazılarımızda açıklamıştık, yeri gelmişken tekrar edelim: 1982 yılındaki Hama kalkışmasından kısa bir süre önce "İhvan-ı Müslimin" örgütünün temsilcileri olduklarını söyleyen bir heyet Suriye'den gelip Merhum Erbakan'la görüşüyorlar. Bu görüşmede Erbakan'a silahlı kalkışma niyetlerinden söz ediyorlar. Erbakan gelen heyete nasihatlerde bulunarak kalkışma yapmamalarını, silaha sarılmamalarını ve bu işi yapmaya teşebbüs ederlerse sonucun büyük bir faciaya dönüşme olasılığından söz ediyor. Söz konusu heyet Erbakan'dan umduğunu bulamayınca doğruca İran'a gidip Merhum Humeynî ile görüşüyorlar. Humeynî de, "Ya arkadaşlar biz bu devrimi tüfek ve tabanca ile mi yaptık sanıyorsunuz? Biz İran halkı olarak 'Allah'u Ekber' lafzını öylesine gür bir seda ile söyledik ki, 'Allah'u Ekber' lafzı balyoza dönüştü ve biz bu balyozla Şah ve avanesinin beynini dağıttık. Sakın silahlı kalkışmada bulunmayın. Müslüman ahalilinin evlatlarına kurşun sıkamazsınız. Halkı irşad etmeye, halkı bilinçlendirmeye devam edin. Suriye sadece Hama'dan ibaret değil. Bütün halk kıyam etmeli ama bu silahla olmamalı."

Humeynî'den de bekledikleri fetvayı alamayan heyet hayâl kırıklığı içerisinde Hama'ya geri dönüyor. Meğer bunlar ilk önce Mısır "İhvan-ı Müslimin" bürosundan fetva istemişler. Fetvayı alamayınca Merhum Erbakan ve Rahmetli Humeynî'ye gitmişler.

Bir özlü sözde geçtiği üzere, "Nasihatleri ne kadar umursamazsanız kendinize ve halkınıza o kadar zarar vermiş olursunuz." Nitekim öyle oldu. Dinlemediler ve silahlı kalkışmada bulundular. Bir gece emniyet birimlerine ve kamu binalarına baskın yaparak memur, asker, polis ne varsa kurşuna dizip şehri ele geçirdiler ve şeriatı (!) ilân ettiler. Akabinde diğer şehirlere haber salıp kalkışma yapmalarını söylediler. Fakat sonuç beklentilerine göre olmadı. Hafız Esad tank birliğini Hama kentine gönderip şehri muhasaraya aldı. İsyancılara teslim olmaları için üç gün mühlet tanındı. Teslim olmadılar ve şehir tanklarla, toplarla vurulmaya başlandı. Sonuç 30 bin dolayında ölü. Şimdi burada suçlu kim? Bu gençlere "silaha sarılın" diye fetva veren âlim müsveddeleri mi, yoksa rejimi elinde tutan Hafız Esad mı? Hemen hemen bütün dünya Müslümanları ve biz de Türkiyeli Müslümanlar olarak nümayişler yaparak "Katil Esad" diye bağırdık. Bu hadiseden dolayı İran'da da sokak gösterileri ve nümayişler yapıldı. Hatta Hafız Esad'a tepki olarak öfkeli gençler Tahran'daki Suriye büyükelçilik binasını kundaklayıp ateşe verdiler. Olayın iç yüzünü öğrendikten sonra durumun farklı olduğunu keşfetmiş olduk.

Sayın okuyucumuz bugün şahsıma sorsanız yine Hafız Esad için "katildir" derim ancak bir ekleme yaparak: "Hafız Esad daha farklı yöntemler kullanarak o kadar kan akıtılmasına sebep olmayabilirdi. Evet, Hafız Esad katildir ancak o gençlerin eline silah verip, fetvalarla o gençleri ve Hama halkını ateşe atan âlim müsveddeleri Esad’dan daha katildir."

Aradan yıllar geçti ve oğul Beşşar Esad işbaşına geçti. Hama olayından dolayı halk Esad ailesine karşı kırgındı. Oğul Esad bunu telafi etmek için halkın % 65'i Hanefi mezhebinden olması hasebiyle evlenme, boşanma ve miras gibi aile hukukuna tekabül eden Hanefi mezhebinin fıkıh kurallarını anayasaya yerleştirmiş oldu. Beşşar Esad bu yöntemle halkın gönlünü kazanmaya çalışıyordu. Beşşar Esad'ın asıl takdire şayan icraatı ise 22 Arap ülkesi içerisinde Filistinli on küsur silahlı örgüte ev sahipliği yapan tek ülke olmasıydı. Öyle ki, bu örgütlere İran'dan gelen silahların aktarımında lojistik destek sağlıyordu. Hatta zaman zaman İran'dan gelen silah sevkiyatında aksama olunca bizzat Beşşar Esad'ın talimatıyla Suriye ordusunun silah depolarından Lübnan ve Gazze'ye silah ve mühimmat aktarılıyordu. Elbette bu durumdan en çok işgalci İsrail ve onun hamisi olan ABD rahatsız oluyordu. Esad’dan, Golan Tepeleri'nin iadesine karşılık Filistinli örgütlere silah vermesinden ve ev sahipliği yapmasından vazgeçmesi isteniyordu. Bütün Arap ülkeleri "Namus-u Ekber"imiz olan Filistin davasından vaz geçip zillet ve ihanet içerisinde Siyonist çete ile diplomatik ilişkiler geliştirip masaya oturdular ve uzlaştılar. Bugünlerde BAE ve Bahreyn Siyonist çete ile askerî tatbikat yapıyor. Bu alçakça ihanetlere karşılık tek Arap ülkesi olarak Suriye asla uzlaşmaya yanaşmadı. Arap ülkeleri içerisinde ve bölgemizde ABD üssü olmayan İran'dan sonra tek ülke Suriye'dir. Sadece bu sebepten dolayı Arap Baharı bahane edilerek Suriye iç savaş sarmalına sokuldu. Başta IŞİD El-Kaide, El-Nusra ve ÖSO olmak üzere ellerine silah verilen muhalif gruplar Suriye'de barbarca katliamlar yaparken aslında farkında olmadan Siyonist çete ve ABD'nin değirmenine su taşıyorlardı. Bir milyon dolayında insanın ölümüne sebebiyet verdiler, milyonlarca insanın doğup büyüdüğü toprakları terk etmelerine neden oldular. Söz konusu silahlı terör örgütleri on yıllık bu süreç içerisinde insanlık dışı vahşilikte katliamlara imza attılar. Çocukların bile boyunlarını koyun boğazlar gibi kestiler. Kadınların bile kafalarına kurşun sıktılar. Erkekleri elleri/kolları bağlı vaziyette ateşe verdiler. Nicelerini kafeslerin içine koyarak suda boğdular. Nice insanları kafalarına sıkarak infaz ettiler. Nice insanların kesik başlarını mızrağa geçirir gibi sokak korkuluklarına geçirdiler. Şimdi sormuş olalım, bu mutasyona uğramış canavar sürüsü mü Suriye'ye adalet getirip şeriatı uygulayacaklar? Siyonist çete bu silahlı örgütlerin yaralılarını tedavi etmek için Golan Tepeleri'ne neden mobil hastaneler kurup hizmet vermektedir. Bu da mı size bir şey anlatmıyor. Orada baş düşman Filistin işgalcisi Siyonist çete dururken siz hangi saikle Esad'ı alaşağı etmenin derdine düştünüz? Eğer bunu din ve şeriat adına yapmak istiyorsanız işe baş düşmandan ve o düşmana piyonluk yapan işbirlikçi Arap rejimlerinden başlamanız gerekmiyor mu? Suriye'nin, Siyonist çeteye karşı Filistinli gruplara İran üzerinden gelen silahların sevkiyatına yardımcı olması İran ile işbirliğinin bir sonucudur. İran'ın Siyonist çeteye piyonluk yapan gruplara karşılık Suriye'ye yardım etmesi, arka çıkması hangi mezhebi saikle izah edilebilir? Siyonist çete ve büyük şeytan ABD yıllardan beri Suriye üzerinden sinsi plânlar yapıyorlar. Bu durumu her fırsatta Merhum Erbakan Hocamız dile getirip anlatıyordu. Siyonist çetenin amacı "Arz-ı Mevud" hedefiyle Mezopotamya topraklarını ve dolayısıyla Suriye'yi ele geçirmekti. Buna istinaden Suriye İran ile bir anlaşma yaparak herhangi bir düşman Suriye'ye saldırdığında İran'a saldırmış sayılacak, İran'a saldırıldığında Suriye'ye saldırılmış olacak. İki ülke kendi aralarında toprak bütünlüğünü garanti altına almak için bu anlaşmayı yaptı. İran'ın Suriye'ye iç savaşına müdahil olması da bundandır.

Mesele Esad değil bunu anlayın lütfen...

Ne yazık ki hâlâ bazı aklı evvel arkadaşlarımız, "Muhalifler Esad'ı yıkıp yerine şeriat düzeni getireceklerdi ama buna İran engel oldu" diyebilmektirler. Şunu sormak lâzım, İran şeriat üzerine kurulu bir devlettir. Her devlet kendi yönetim tarzını ve ideolojisini ihraç etmek ister. Asıl şeriatı isteyen İran'dır. Ancak İran çok iyi biliyor ki, Suriye'de şeriat adına mücadele verdiğini iddia eden grupların gerçek şeriatle hiçbir ilgisi yok. Onlar iktidarı ele geçirse Suud örneğinde olduğu gibi Amerikan şeriatını Suriye'de uygulamaya koyarlar ki onun da İslâm ve gerçek şeriatle hiçbir ilgisi olmaz. Anlayın lütfen. Hâlâ bu çemkirmeler ve İran düşmanlığı neyin nesi? Rabbimiz feraset versin, başka ne diyelim?

YORUMLAR

REKLAM