Vance gerçekten Trump’a karşı mı duruyor, yoksa onun yeşil ışığıyla Beyaz Saray’ın “sağduyulu adamı” rolünü mü oynuyor? Bu sorunun cevabı, Washington’ın İran’a yönelik yeni politikasının perde arkasını aralayabilir.
Fudan Üniversitesi Çağdaş Çin Tarihi Profesörü ve önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanı Xue Xiaorong, Trump yönetiminin İran yaklaşımındaki gizli çatlağı ele alan bir analiz yayımladı.
Donald Trump’ın Yardımcısı JD Vance’in 15 Temmuz’da medyaya verdiği mülakatta İran hakkında yaptığı son açıklamalar, uluslararası çevrelerde büyük bir tepki dalgası yarattı. Birleşik Devletler’in İran’a yönelik olası bir askeri harekâtına ilişkin spekülasyonların zirveye ulaştığı bir dönemde Vance, alenen Washington’ın el frenini çekti.
Vance; Trump’ın askeri gövde gösterilerinin ve tehditlerinin esasen sert bir diplomatik duruş ve Tahran’ı baskı altına almayı hedefleyen bir müzakere stratejisinden ibaret olduğunu açıkça ifade etti. Bu hamle, geri adım atmayıp müzakere masasına dönmediği takdirde İran’ın ABD’nin sert yanıtıyla karşılaşacağına dair bir uyarı niteliğindeydi. Bununla birlikte Vance’in perspektifinde, İran’a askeri birlik sevk etmek başvurulacak en son ve en kötü seçenektir. Vance’in açıklamaları dikkatle incelendiğinde, askeri müdahaleye karşı çıkışı üç temel eksende özetlenebilir:
📌 1. Askeri Açıdan Acı Gerçek: Birkaç On Bin Amerikan Askeri İran’ı İşgal Edemez
Vance’in geçmişinde ABD Deniz Piyadeleri bünyesinde görev yapma ve Orta Doğu’ya konuşlandırılma tecrübesi bulunmaktadır. Bu doğrudan savaş deneyimi, kendisine modern savaşların şiddeti ve Batı Asya’nın jeopolitik karmaşıklığı konusunda gerçekçi bir anlayış kazandırmıştır. Vance, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth gibi isimlerin yalnızca birkaç on bin asker göndererek İran’ın işgal edilebileceği yönündeki düşüncelerinin tam anlamıyla bir ilüzyon ve ham bir hayalden ibaret olduğunu gizleme gereği duymadan dile getirdi.
İran zayıf ve savunmasız bir ülke değildir; aksine oldukça karmaşık ve dağlık bir coğrafyaya sahip, son derece geniş coğrafi sınırlara yayılan bölgesel bir güçtür. Geçtiğimiz 47 yıl boyunca İran, ABD ile yaşadığı uzun süreli tırmanış zemininde kendisine halkı seferber etme ve asimetrik savaş yürütme potansiyeli sağlayan yerli ve entegre bir savunma sistemi geliştirdi. Bu düzeyde bir toplumsal kenetlenmeye ve stratejik derinliğe sahip bir ülke karşısında ABD’nin, başlama noktası her iki tarafın da yıkımı anlamına gelecek olan topyekün ve kapsamlı bir savaşa girmekten başka çaresi kalmayacaktır.
Bu nedenle, askeri simülasyonlar ve stratejik öngörüler ışığında doğrudan askeri müdahale, ABD’nin varlığına yönelik varoluşsal bir tehdit oluşmadığı sürece asla aşılmaması gereken kırmızı çizgidir.
📌 2. Siyasi Maliyetlerin Acımasız Hesabı: Amerikan Askerleri Piyonlar Uğruna Kan Dökmeyecek
Doğrudan askeri müdahale seçeneğini bir kenara bırakmak, ABD’nin İran yönetimi üzerindeki baskıyı hafiflettiği anlamına gelmez; aksine siyasi maliyetler alanında yapılan daha derin hesapların bir sonucudur.
Vance; ABD, İsrail ve bazı Batılı ülkelerin yıllardır İran içinde ve dışındaki çeşitli muhalif grupları ve akımları desteklemesine rağmen Washington için sürdürülebilir ve efektif stratejinin, renkli devrimleri teşvik etmek amacıyla paradan yararlanarak rejimi devirmeye çalışmak olduğunu vurguluyor.
Vance’in penceresinden “Önce Amerika” mantığında, Amerikan askerlerinin kanı asla yabancı muhaliflerin siyasi çıkarları uğruna dökülmemelidir. Amerikan ordusunun görevi kendi vatandaşlarına hizmet etmek ve ABD’nin ulusal çıkarlarını koruma yolunda fedakarlık yapmaktır.
Bu açıdan bakıldığında İran muhalefeti, en iyi ihtimalle Washington’ın Orta Doğu’daki oyunu bozmak için kullandığı birer piyon niteliğindedir ve gerektiğinde kolayca feda edilebilirler; dolayısıyla bu gruplar asla ABD dış politikasının ana karar alıcıları ve yönlendiricileri haline gelmemelidir.
Amerikan ordusunun yol temizleyici rolü oynamasını ve bu grupları iktidara getirmek için savaşa girmesini beklemek, siyasi açıdan tam bir basiretsizlik ve efendi ile hizmetkarın yerini karıştırmaktır.
📌 3. Jeostratejik Bağımsızlık: İsrail’in Aşırı Lobi Faaliyetlerine Karşı Dikkatli Olun
Vance’in dördüncü temel görüşü, ABD’nin Orta Doğu politikasının en hassas noktalarından birine temas ediyor: İsrail’in aşırı nüfuzu.
Vance, ABD’nin Orta Doğu’daki çalkantılar karşısında ve özellikle İran’a yönelik stratejisini belirlerken, karar alma süreçlerini tamamen bağımsız bir şekilde; yalnızca ABD’nin ulusal çıkarlarına, Orta Doğu’daki stratejik dengelerin korunmasına ve küresel egemenliğinin muhafazasına dayanarak şekillendirmesi gerektiğini özel olarak vurguluyor.
ABD, İsrail hükümetinin iddialarına asla körü körüne ve tek taraflı olarak boyun eğmemeli; bunun ötesinde, İsrail’in ABD toprakları içindeki geniş ve nüfuzlu lobilerinin etkisi altında kalmamalıdır. ABD’yi bir bataklığa sürükleyen son savaşa değinen Vance, Donald Trump’ın o dönemde sabırlı davranıp Netanyahu’nun radikal tutumlarına kanmaması halinde, Birleşik Devletler’in uluslararası diplomasi sahnesinde asla bu kadar acınası bir duruma düşmeyeceğini net bir dille ifade ediyor.
Bu doğrultuda Başkan Yardımcısı, yüksek bir sesle ABD’nin İsrail’e karşı stratejik bir uyanıklık içinde olması ve ortağının maceracı aşırılıklarının faturasını ödemekten kaçınması gerektiği hususunda uyarıda bulunuyor; aksi takdirde Birleşik Devletler geri dönüşü olmayan bir uçuruma sürüklenecektir.
🔷 Trump Yönetiminde Vance Neden Karşı Çıkma Cesaretini Gösteriyor?
Sert, kararlı ve saldırgan tarzıyla tanınan bir başkan olan Trump’ın kabinesinde, Başkan Yardımcısı Vance nasıl oluyor da bu şekilde açıkça aykırı bir ses çıkarabiliyor?
Cevap son derece net: Bu olayın arkasında basit bir kabine içi kavga yer almıyor; aksine hesaplanmış bir siyasi tiyatro, çift sesli bir oyun ve hassas bir güç mücadelesi ile karşı karşıyayız.
- Maksimum Baskı Altında “İyi Polis – Kötü Polis” Stratejisi
Vance’in çıkışı, büyük olasılıkla Trump’ın yeşil ışığı ve ön koordinasyonuyla gerçekleşmiştir. Bu iki isim uluslararası sahnede klasik “iyi polis – kötü polis” rolünü oynuyor: Trump büyük sopayı havada tutuyor ve her an saldırı düğmesine basmaya hazır bir savaş şahinini canlandırıyor; buna karşılık Vance zeytin dalı uzatıyor ve savaşın gerçekçi maliyetleri ile tırmanmamanın gerekliliğine vurgu yapan sağduyulu bir figürü oynuyor.
Dışarıdan çelişkili görünen bu koordinasyon, Washington’ın hareket alanını olabildiğince esnek tutmayı hedefliyor; nihai yolun ne olacağı ise İran’ın vereceği tepkiye bağlı olacak.
Tahran sert ve esneklikten uzak bir tutum sergilerse ABD, Vance’in anlatısına sığınabilir; krizi diplomasi ve ekonomik baskı bileşimiyle yöneterek geri adımı olmayan bir duruma düşmekten kaçınabilir. Ancak İran bir tereddüt veya gerileme işareti gösterirse Washington, vakit kaybetmeksizin havuç-sopayı devreye sokacak ve askeri tehdide dayanarak Tahran’ı taviz vermeye zorlayacaktır.
- 2028 Seçimlerine Odaklı İç Rekabet
Bu açıklamalar aynı zamanda Amerikan yönetiminin üst kademelerindeki gizli güç dengelerine de işaret ediyor. Bir süre önce Trump’a, 2028 başkanlık seçimlerinde Vance’i mi yoksa Marco Rubio’yu mu destekleyeceği sorulduğunda net bir yanıt vermemişti.
Bu durum, her iki ismin de siyasi performanslarla rüştünü ispat etmesi gerektiğini gösteriyor. Şimdilerde Orta Doğu konusunda Vance ve Rubio nadir görülen bir uyum sergilemekteler; her ikisi de kontrolsüz bir savaşın başlamasına şiddetle karşı çıkıyor ve bir savaş kaçınılmaz olsa bile işin tek celsede bitirilmesi gerektiğini, ülkenin ekonomik gücünü tüketecek bir yıpratma savaşına dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini savunuyorlar.
Nitekim Vance ve Rubio, oklarını savaş yanlısı radikal kanada ve onun başındaki isim olan ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e çevirmiş durumdalar. Kamuoyuna vermek istedikleri mesaj oldukça açık: Hegseth’in savaş çığırtkanlığı, Netanyahu’nun kışkırtmaları ve baskılarıyla birleşerek ABD’yi bugünkü pasif ve zorlu duruma sürüklemiştir.
Böyle bir ortamda bizzat Trump’ın da ilk günlerdeki saldırgan stratejiden pek memnun olmadığı ve bir pişmanlık emaresi gösterdiği seziliyor. Tam da bu nedenle Vance, bir emniyet supabı rolü oynamak ve ABD politikasının daha pragmatik bir okumasını sunmak üzere sahneye çıkmıştır.
Bu dönüş, tam olarak Trump politikasının esnekliğini gösteriyor; bir Çin atasözünde özetlenen felaketi önleme çabası: “Aşırı sert ve rijit olan her şey, çok daha kolay kırılır.”
Vance, İsrail’in kışkırtmalarına karşı teyakkuzda olunması gerektiğindeki ısrarı ve İran’a kapsamlı birlik sevk edilmesine karşı çıkışıyla, yeni nesil bir realist siyasetçi portresini başarıyla çiziyor. Vance’in Trump’a kıyasla avantajı yalnızca genç olmasından kaynaklanmıyor; alt kademelerde saha tecrübesine sahip olması, imparatorvari kibirden uzaklaşmasını ve bir düşman olarak İran’a daha rasyonel ve gerçekçi bakmasını sağlıyor.
Vance açıkça ABD’nin dış müdahaleler tarihinde ağır bedeller ödediği konusunda uyarıyor. Bunun en somut örneği Libya’ya yapılan askeri müdahaledir; Kaddafi’nin devrilmesiyle sonuçlansa da Libya’yı başarısız bir devlete ve kalıcı istikrarsızlığa sürükleyerek ABD müdahale tarihinin en büyük hatalarından birine dönüştü. Böyle bir hata, İran konusunda kesinlikle tekrarlanmamalıdır.
Özetle Vance’in sözleri, “stratejik akıl” ambalajına ne kadar sarılmış olursa olsun, nihayetinde acı bir jeopolitik gerçeği ifşa ediyor: ABD aniden merhametli hale gelmedi; sadece artık eskisi kadar güçlü değil.
On yıllardır en ağır baskılar altında ayakta kalan, daha da dirençli hale gelen ve halen ciddi bir kapasiteye sahip olan bir İran karşısında ABD’nin mevcut gücü, Washington’ın geçmişte olduğu gibi yalnızca askeri güce dayanarak her sorunu kendi arzusuna göre çözmesine artık izin vermiyor.
Not: bu analiz tahririeh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
