ABD Başkanı Donald Trump, söylemlerindeki dağınıklık ve çelişkilere rağmen tek bir alanda oldukça sistemli hareket ediyor: psikolojik savaş ve blöf stratejisi.
Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi’nin Lübnan’daki ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı üzerinden ticari gemilerin sınırlı ve şartlı geçişine izin verildiğini açıklaması, aslında teknik ve kontrollü bir diplomatik adımdı. Ancak bu açıklama, Trump tarafından çok kısa sürede tamamen farklı bir anlatıya dönüştürüldü.
Trump, peş peşe yaptığı açıklamalarda İran’ın nükleer programını durdurduğunu, zenginleştirilmiş uranyumu ABD’ye devredeceğini ve direniş gruplarına desteği keseceğini iddia etti. Hatta bu süreci “büyük bir zafer” olarak sunarak birden fazla savaşı sona erdirdiğini öne sürdü. Bu iddiaların önemli bir kısmı İranlı yetkililer tarafından açıkça yalanlandı.
İran tarafında Muhammed Bakır Galibaf, Trump’ın kısa sürede ortaya attığı çok sayıda iddianın tamamının asılsız olduğunu belirtirken; Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekayi, zenginleştirilmiş uranyumun hiçbir şekilde ülke dışına çıkarılmayacağını vurguladı. Savunma yetkilileri de Hürmüz’deki geçişin geçici, sınırlı ve koşullara bağlı olduğunu açıkladı.
Bağımsız uluslararası kaynaklar da Trump’ın söylemlerini doğrulamadı. Deniz trafiğini izleyen analizler, geçişlerin hâlâ belirli koridorlar ve onay mekanizmalarına bağlı olduğunu gösterdi. Bu da sahadaki gerçeklikle Trump’ın açıklamaları arasında ciddi bir fark olduğunu ortaya koydu.
Neden bu kadar yoğun bir “medya bombardımanı”?
Trump’ın bu hızlı ve yoğun açıklama trafiği tesadüf değil. Bu yaklaşımın arkasında birkaç temel hedef öne çıkıyor:
- İç politik hesaplaşma:
ABD iç siyasetinde özellikle Demokratlara karşı “güçlü lider” imajını yeniden inşa etmeye çalışıyor. - Kaybedilen desteği geri kazanma:
İran’la yaşanan çatışmaların ekonomik maliyetleri nedeniyle zayıflayan seçmen desteğini toparlamayı hedefliyor. - İran içinde algı oluşturma:
En kritik hedeflerden biri, İran kamuoyunda “geri adım atıldı” algısı oluşturarak iç tartışma ve güvensizlik yaratmak. - Uluslararası mesaj verme:
ABD’nin hâlâ belirleyici güç olduğu mesajını bölge ülkelerine iletmeye çalışıyor.
Sonuç
Ortaya çıkan tablo, askeri ya da diplomatik bir gerçeklikten çok, algı yönetimine dayalı bir stratejiye işaret ediyor. Trump’ın söylemleri, sahadaki gelişmelerle tam olarak örtüşmese de, farklı hedef kitleler üzerinde psikolojik etki oluşturmayı amaçlıyor.
Bu nedenle mesele yalnızca ne söylendiği değil, neden ve kime söylendiğidir.
