Rasthaber –
“Bir toplum
kendisini değiştirmedikçe Allah da onlara verdiğini (yapıyı) değiştirmez”
(Rad-11)
Bu ayetten şu
anlaşılmasın; “kötü halimizi Allah bize verdide değiştirmemiz gerekiyor” anlamı
değildir. Tam aksine Allah’ın verdiği (denge & uyum & gereklilik)
güzelliklerini bizler bozduğumuz için bu haldeyiz. Bu halimizden çıkmamızda
yine bizlerin istemesin bağlıdır.
Açıklayım; Dünya vatandaşı olarak
son yaşadıklarımız bir göz atarsak, Epidemi Sarscov2, kriz enerjiktik, kriz
ekonomik, klima değişimleri, sel baskınları, depremeler, volkanların
aktifleşmesi vb. Tüm bu olumsuzlukların merkezinde yatan tek sebep biz
insanoğluyuz. Çünkü kendimizi ilahlaştırmamız, ilahi dengeyi bozmamız ve her
şeyi yaratanı küçümsememizden kaynaklanmakta. Teknolojiyi kullanarak ilim adına
insanlığımızı (hur irademizi) yok etmek için hazırladığımız plan &
projelerin neticelerinde bu felaketleri yaşıyoruz ve bizleri daha neler
bekliyor zamanla göreceğiz.
Her bir fert, yapası ve statüsüyle
yaşadığımız istenmeyen olaylar katkıda bulunmakta ve de sorumludur. Tek sebep,
Egosantrik arzularımızdan kaynaklana, bencilik, haset, nankörlük, fırsatçılık,
yalancılık ve bu özeliklerin getirdiği kara cahilliği de eklediğimizde halk
olarak yaşadıklarımız ortada. Politikacılar ve siyaset yapanlar onlar bu
konuların duayenleri olmuşlar. Çünkü bizlerin içinden seçilmiş ustalar,
nasılsanız öyle yönetilirsiniz.
Ülkemizde Döviz
ile ne yapıldı? Ne oluyor? Bunu
açıklamak için biraz geriye giderek bir metafor yapacağım bazı şeylerin daha
net anlaşılmasını sağlamak için;
Arap baharı nasıl başladı? Arap
baharı çok önceden yapılan zumlum ve adaletsizliğin oluşturduğu birikmiş
tepkilerin patlamasını sağlayarak planlı şekilde insanların umutları
yönlendirerek başladı. Bizde bir ata sözü var “görüne koy kılavuz istemez
bilinen yol tarif gerekmez” Eğer siz halklara (toplumlara), sosyal &
ekonomik baskı yaparsanız, yaşantılarını çekilmez hale sokarsanız ve sonrada
onların negatif enerjilerini boşaltacak kanaları açarak ortamını oluşturursanız
“Arap baharı” veya “anarşi ortamı” oluşturursunuz. Arap baharı asil itibariyle
gerçek anlamda bir halk mücadelesi değildi tam aksine rejim / iktidar
değiştirerek halkın birikmiş olan öfkesini kanaliz etme operasyonuydu. Mısırda
ve diğer Arap baharının yaşandığı ülkelerde Halkın öfkesini kanalize edenler
İslami ya da belirli bir liderlik altına oluşan İslami hareketler olmadı, onların
hepsi kurgulanan “bahar havası” oyuna dahil edilerek toplumsal hareketi
kışkırtanlar tarafından ekarte edilmeleri ya da sisteme entegre edilmeleri
sağlandı. Bu ülke halkları yaşadıkları şok ile sersemletildikten sonra halkın
egosantrik arzuları kışkırtılarak anarşik bazda zulüm yapmaktalar. Son geline
durum bu, ortada açık ve net görünmekte.
Buradan bize
gelelim, Ülkemizde son olan döviz krizine bakmadan önce, ABD’nin şu an ki
başkanı Mr. Biden seçimden önceki yaptığı bir konuşmasıyla başlarsak “Biz
Türkiye’deki İktidarı askeri darbe ile değil, normal şartlarda ekonomik ve
sosyal yolarda seçimlerle devireceğiz ve muhalefete ise gereken desteği
vereceğiz” Bunu dereken partizanlık yapmıyor, biline bir şeyi
tekrarlıyorum, buna ek olarak da diyorum ki; ABD, bizim kırılgan ekonomimiz
üzerinden ve de beslediği teröristlerle üstü kapalı savaşıyor.
ABD bu projesi gerçekleşebilir mi?
Bu projenin gerçek olması alttaki faktörler kullanmasına halk olarak, millet
olarak ve siyasiler olarak ortam sağlarsak, müsaade edersek mümkündür.
1-) Ülkemizin ekonomisi dışardan
gelecek yatırımlar ve döviz (dolar) indeksine bağımlı yani büyüme sinerjisin
içerde üretmemesi dolayısıyla kırılgan olması, kendimize ait olmayan bir para
birimi ekonomimizin ve hayatimizin temel taşlarını oluşturması, Ekran üzerinde
temel taşların sarsılmasıyla oluşturulan parasal ekonomik krizin halka
yansıması.
2-) ülkemizdeki büyük işveren
sınıflarının mantaliteleri & zihniyetlerinin bağlı oldukları küresel
localar, dolayısıyla ülkemizin ekonomisinde ve politikasında aldıkları anahtar
roller.
3-) Türk siyasetinde kendini hali
hazırda Muhalefet diye adlandıran partinin ülkenin geleceğinden daha çok
Avrupa’ya köle zihniyeti ve ülkenin geleceğine yönelik halk tabanına dayalı
hiçbir hayati önem taşıyan bir proje üretememesi ve statükocu yapıyı korumaya
çalışması.
4-) Sistem içinde oluşan İslamcı
siyasi akim kendini mezhepsel taassup anlayışa hapis ederek kültürel ve
inançsal bağları ayrıştırarak içerde ve komşularıyla yanlış politika yürütmesi.
5-) Medya & Internet üzeri
sosyal medya topluma pompaladığı yalancı ve asilsiz bilgi kirliliği ile
insanların düşünmelerine engel olarak İnsanlarımızı kara cahil yapılması.
6-) Toplumumuzun aşırı tüketici ve
israfçı & fırsatçı bir yapıya sokmaları insanlarımızın egosantrik (ben
merkezli, bencil, ahlaki ve insani değerlerden kopmuş) bir yapıya büründürmüş
olmaları.
7-) Ülkemizde dışardan gelen/yapılan
ekonomik & politik emirlereler, içerdeki uydu/anten /troller (bilim adamı,
politikacı, yazar, işveren) regülatörleriyle bize ayar çekilmeye çalışılması.
Döviz neden
yükselmiştir? Faiz düşürmek döviz düşürür mu? Asil itibariyle Tüm dünya
ekonomileri faizi sıfırlama mücadelesi vermekteler fakat bu mümkün değildir.
Ama herkeste biliyor ki faiz ilerlemenin ve gelişmenin önünde bir settir. Fakat
Faizi var edenler öylesin bir sistem oluşturmuşlar ki insanları “Faiz &
Enflasyon & Para” makası arasında sıkıştırmışlardır. Bizlerin yaşantısını
Paraya (dövize) bağlayarak, istediklerinde parayı (dövizi) piyasadan çekerek
dövizin değerini yükseltip yatırım ve gelişmenin önüne geçmektedirler ve
işlerine geldiği an serbest bırakıp virtuel sosyal refah göstermekle bizlere
yeni tüketim alışkanlıkları edindirerek kendilerine daha bir köle yapmaktalar.
Aslında bu sisteme ayar verenlerin parayla bir işleri yok, onlar sadece
iktidarlara hükmetmek, değiştirmek ya da ayar vermek için halk üzerinden bu tip
operasyonlar bizim gibi ülkelere yapmaktalar.
Bizlerin son yaşadığı döviz
operasyonu, halkı zayıflatma, ayar verme ya da toplum yapısını değiştirme
operasyonudur. Medyadaki tartışmalar bizlerin beyni bulandırmak için yapılan
demagoji operasyonlarıdır. “Darbe (şok) ile sersemlet ve istediğin yönü ver”.
Şimdi diyebilirsiniz ki; bu
operasyonu kontrolü şekilde yapıldı hedef iktidarın güçlendirilmesi. Fakat
İktidar bundan ne fayda sağlayabilir? İktidara herhangi bir ekonomik çıkar mı
sağladı? Hayır. Tam aksine hazinede para çıktı ve çıkmaya da deva edecek gibi
gözüküyor. Bu tip bir operasyon kelle götürücü operasyonlardır. Büyük bir riski
almaktır ve halk nezdinde bir iktidar için yıkıcı olur ve içi baskıyı artırır.
Eğer Halkın alim gücü yükselmezse yani artan fiyatlar geri inmezse ki şu an
görüne de o ki tam aksin fiyatlar buna rağmen yükselmekte. Buna ek olarak
küresel oluşan ve de 2024 kadar kalıcı olacağı tahmin edilen küresel enflasyona
ek sebepsiz bir enflasyon yaşanırsa bu iktidarı kesinlikle götürür. Böyle bir
operasyonu iktidarın yapması pek mümkün gözükmemekle birlikte çok riskli bir
plandır.
Faiz indirmek ülkeleri yöneten iktidarların
arzularıdır. Ama ne yazı ki Böyle bir ekonomik sistemde faizsiz bir
yapılanma da mümkün değildir. Şayet siz, kendinizi ne kadar az dolara
ilintilerseniz o kadar az enflasyon oluşturuşunuz. Bunu için önemle Tarım
sektörü ülkemizde geliştirmeli, bu alanda akılcı büyük yatırımlar yapılmalı ve
ülkemiz gıdada kendi kendine yeter hale gelmelidir.
Halk olarak eğer tüketimi &
israfı azaltırsak dolardan çok bahsetmeyeceğimiz bir hale geliriz. Ne yazık ki
bizler sahip olmadığımız her şeye, her ne pahasına olursa olsun sahip olmak
için mücadele verirsek içerdeki enflasyonu kaliteli & bilinçli üretimimiz
olmadığından alim gücümüz & gelir seviyemiz zayıf kalmaktadır. Ne yazık ki
içinde bulunduğumuz tüketim sistemi, bizlerin sahip olmadığı paraları
harcatarak “kredi kartları”, kapasitemizi aşan aşırı lüks eşyalara
sahiplenme arzularımız kışkırtıyor “lüks arabalar, akil telefonlar ve
bütün elektronik aletler vb.” Bunların 90% dışarıdan ülkemize dövizle gelmekte
ve bunlara sahip olmak için oluşturduğumuz banka kredileriyle daha
yaşamadığımız ömrümüzü ipotek ettiriyoruz ve dışarıya köleleşiyoruz. Bir halk
tabiri var “yorganına göre ayağı uzat” derler ama ne yazık ki biz bu
tabir unuttuk tam aksine “borç yiğittin kamçısı” diyoruz, kendi
ülkemizde dolarla, dövizle borçlanıyoruz ve Dövizin kölesi oluyoruz.
Muhalefetin
dövizin yükselişte bir rolü var mı? Muhalefetin tek başına yapabileceği bir
operasyon değil, fakat oluşuna krizden bir politikacı/muhalefet olarak nemalanmak
ve toplumdaki güveni azaltmak, toplumu karamsarlaştırmak, gelecek kaygısı
pompalamak, muhalefetin yapabileceği şeylerdir. Fakat dövize bağlı olduğu için
bu ancak ülkemizde elinde döviz rezervi olan sermaye patronlarının yapabileceği
bir iştir. Bizler dolardan (dövizden) bahsediyorsak, o zaman bizler doların
tedarik zincirine bakmalıyız. Bu para birim kime aitti? Dolar Amerikan para
birim ve küreselcilerinde silahıdır. Bu operasyonda ilk önce Amerika’nın
(küreselcilerin) parmağı var diyebiliriz, daha sonra bu paraya sahip olan büyük
sermaye patronları ve bu sermaye patronları emri altındaki ticari & aracı
& gıda zincirleri ki bunlarda patronlarının talepleri doğrultusunda eş
zamanlı olarak fiyatları yükseltmişler ve gıda zincirleri de “dolara indeksli”
olaraktan fiyatlarını fırsatçılık yaparak yükseltmişlerdir. Ama fiyatları ne
yazık ki yükseldiği gibi geri inmemektedir! Sebep, krizin devamın sağlayarak
oluşmuş enflasyonla devalüasyon yolunu açmaktır. Bu ise ülkemizin tam anlamıyla
köle olmasıdır ki bazılar zaten olduk diyebilir ama tam o şekilde değil!
yazımın ilk girişinde bahsettim.
Özet olarak ülkemizdeki dövize
yapılan operasyonun bu ülkedeki Amerika’ya bağımlı rengi & inancı ne olursa
olsun sermaye patronları yapmıştır. (Bu para babalarının rengi & inancı
sadece çıkardır). Muhalefet, hep birlerinden, bir şeylerden medde umarak hareket
etmektedir.
Ne yazık ki İslami kesim,
partizanlık & demagoji yapısına bürünerek sadece görüntüden ibaretler ve bu
yapıları asli hedeflerini unutturmuş ve hedeflerinden sapmışlardır. İlahi
yapılarını metrikse içinde İslamcılık oynayarak korumaları katiyen mümkün
değildir ve geçmişte yaşananlardan hiç ders almadıkları görünmektedir.
İslami kesimin geçmişten alacakları
derseler o kadar çoktur ki bize en yakını “28 Şubat post modern & soft
darbedir”. Müslümanların ve İslami kesimlerin yapması gereken ilk hamle “Allah’ın
dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilerek hareket etmek” olmalıdır ki
vahdeti sağlayalım. Bu ise, Siyonist & judeo-hristian ve ırkçı her türlü
küresel güçlere karşı mücadelede etmektir ki oda en basit haliyle onların
ideolojilerinden ve kültürel yapılarından beri (uzak) olmaktır. Tüm
Peygamberlerin (as) hayatına baktığımızda, Peygamberimizin (saa) hayatını
baktığımızda, Hz. Hüseyin (as) Kerbela da kıyamına ve gerçek Allah velilerinin
yaşantılarına baktığımızda ve en son olarak İmam Humeyni’n (Ra) hayatına
baktığımızda bunu açık ve net görebiliriz.
Netice olarak, Ülkemizin
kabul ettiği sistem, Allah’a ortak koşan ve şirki kabul eden bir inanç
sistemidir ve ekonomik olarak temeline faiz oturmuş, parayla para kazanılan
kapitalist sistemdir. Dolaysıyla bizler toplum olarak söylem ve yaşantımızda
çelişki yaşamaktayız, şayet bizler kendimizi bu çelişkiden kurtaramazsak bu tip
sorunlarımızda hiç bitmeyecektir. Bizlerin İlahi yapıya bürünmesi için,
egosantrik arzularımızdan dünyanın çekici süsüne kanarak oluşturduğumuz,
fırsatçılıktan lüzumsuz lüks alışkanlıklarımızdan israftan kurtulmakla
olacaktır. Acaba bizler bunları ne kadar istiyor ve söylediklerimizle de ne
kadar amel ediyoruz!
“Sana indirilene ve senden önce
indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut’un
önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardır.
Şeytan onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.” (Nisa-60)
Mustafa Kemal
TASPINAR
28/12/2021
