İran İçin Savaşın Bedeli Teslim Olmanın Bedelinden Daha Düşüktür

Lübnan’da yayımlanan el-Benna gazetesinin genel yayın yönetmeni Nasır Kandil’e göre, 12 günlük savaştan sonra İranlılar müzakere ile savaş yolunu birbirinden ayırdı. İran bir yandan müzakere arayışındayken, diğer yandan savaşa da hazır durumda. İran iki farklı süreci eş zamanlı yürütüyor ve ülkenin tüm askeri güçleri tam teyakkuz hâlinde bulunuyor. Ayrıca savaş planlarında revizyonlar yapıldı ve İran açısından savaşın maliyeti, teslim olmanın ve taviz vermenin maliyetinden daha düşük.

El-Benna gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nasır Kandil, YouTube’daki Şua kanalına yaptığı açıklamaların bir bölümünde, Trump’ın bölgeye asker ve silah sevkiyatı konusundaki ciddiyeti ve ardından geri adım atmasıyla ilgili şunları söyledi:

“Trump, bölgeye asker ve savaş teçhizatı konuşlandırma konusunda ciddiydi. Bu adımın İran’ı zayıflatacağını, onu kendi ilke ve esaslarından geri adım atmaya zorlayacağını ve müzakereye mecbur bırakacağını düşünüyordu.

Trump’ın açıklamalarında müzakere konusu sürekli tekrarlanıyor, tıpkı 12 günlük savaştan önce de müzakereden söz ettiği gibi. Oysa müzakereler sürerken İsrail rejimi, ABD’nin desteğiyle İran’a saldırdı. Müzakerelerin tüm yapısı ve çerçevesi, ABD’nin gerçek bir müzakere niyetinde olmadığını ve görüşmelere katılımın yalnızca İran’ı aldatmaya yönelik bir hamle olduğunu gösterdi. Müzakere sürecinde İran’a saldırılması da bunu kanıtladı. Ancak bu durum artık tekrarlanmayacak, çünkü İranlılar müzakere ile savaş yolunu birbirinden ayırmış durumda.

İran, müzakere yürütürken aynı anda savaşa da hazırdır. Tüm İranlı komutanlar ve askeri güçler tam teyakkuz hâlindedir ve savaş planlarında gözden geçirmeler yapılmıştır. Oysa 12 günlük savaştan önce İran’da böyle bir yaklaşım ve planlama yoktu. Daha önce “müzakereler başarısız olursa savaş çıkar” deniyordu, ancak bugün müzakereler devam ederken bile savaş hazırlığı mevcuttur.

Bir diğer önemli konu ve deneyim İran’ın iç durumuyla ilgilidir. 12 günlük savaş, İran halkı arasında birlik ve bütünleşmeye yol açtı. ABD bu kez İran’daki iç huzursuzluklar üzerine bahis oynadı; ancak halk, hoşnutsuzluklara rağmen ABD’nin bu durumu istismar etmesine ve İran’ın iç işlerine askeri müdahalede bulunmasına izin vermeyeceğini kanıtladı. Milyonlarca insan İran’ı ve sistemi savunmak için meydanlara çıktı. Bu bir propaganda değildir, sokağa çıkanlar, İran’ın ve sistemin çıkarlarının birlikten geçtiğine inanmakta ve koşulların içeriden iyileştirilmesi gerektiğini düşünmektedir.

Trump’ın şartlarından biri şudur: Ya İran liderleri onun şartlarını kabul edecek ya da rejim değişecektir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın içeriden zayıfladığını söylemiştir. Oysa birçok analiz, İran’ın binlerce füzeye sahip olduğunu ve bu füzelerin ülkenin hedef alınmasına izin vermeyeceğini ortaya koymaktadır. İran geniş imkânlara sahiptir ve ABD ile İsrail rejimi İran’la bir savaş durumunda gerçek tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır. ABD güçleri ve bizzat İsrail rejimi de hedef hâline gelir. Savaş hakkında konuşmak basit bir mesele değildir.

Bu savaş İran’da rejim değişikliğine yol açmayacaktır, eğer böyle bir değişim olursa, ülke genelinde kaos yaşanır ve sürecin nereye evrileceği bilinmez. Bu gerçekler, savaşın çıkmamasında etkili olmuştur ve ABD’nin asker konuşlandırması ile savaş tehdidinin asıl amacının siyasi kazanımlar elde etmek olduğunu göstermektedir. Buna rağmen İran için Trump’ın şartlarını kabul etmek, savaştan daha ağırdır. İran açısından savaşın bedeli, teslim olmanın ve taviz vermenin bedelinden daha düşüktür.

ABD, İran’ın nükleer programını durdurmayı, zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesini, İran füzelerinin menzilinin azaltılmasını ve direniş gruplarına verilen desteğin sona erdirilmesini istiyor. Ancak İranlılar bu taleplerin, İsrail rejiminin İran’a saldırması için zemin hazırlamak anlamına geldiğini düşünüyor. Amaç, İran’ın füzelerinden, nükleer programından ve direniş gruplarına verdiği destekten vazgeçerek, İsrail rejiminin dilediği zaman tek başına İran’a saldırabileceği bir aşamaya gelmesidir. İsrail rejimi İran’da kaos ve kargaşa yaratmayı hedeflemektedir, ancak İran hiçbir taviz vermeyecektir.

İran’ın nükleer programı, bu ülkenin ulusal bağımsızlığının temelidir. İran bilimsel ilerlemeleri olmadan ulusal egemenliğini savunamaz. İran her zaman nükleer programının barışçıl olduğuna dair güvenceler vermiştir. Sürekli olarak kamera görüntülerini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na sunmuş, BM denetçileri defalarca İran’ın nükleer tesislerini ziyaret etmiştir. Füze programından vazgeçmek ise İranlılara göre, İsrail rejiminin gelecekte İran’ı yerle bir etmesi anlamına gelir.

İranlılar bu kez müzakere aldatmacasına kanmayacaktır. 12 günlük savaştan pek çok ders ve deneyim çıkardılar, bunlar arasında teknoloji alanındaki dersler de vardır. Son iç gelişmelerde Starlink internetinin kullanılması bunun bir örneğidir. Ayrıca siyasi, askeri ve stratejik dersler edinmişlerdir ve bu kez düşmanın adımlarına karşı tek bir an bile tereddüt etmeyeceklerdir.

İran, kendisine doğru ilk kurşun sıkıldığı anda savaşı başlatacak ve ABD’nin herhangi bir adımından önce İsrail rejimine ağır bir darbe indirecektir. Bu amaçla binlerce modern füze hazır hâle getirilmiştir ve ABD üsleri de İran füzelerinin menzili içindedir. Arap ülkeleri ve Türkiye, İran füzelerinin 2500 kilometre menzile sahip olduğunu açıklamıştır. Ayrıca İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatabilir ve Körfez Arap ülkelerinin petrol ihracatını engelleyebilir ki bunun çok büyük sonuçları olacaktır.

ABD ve İsrail rejimi, Kürtler meselesini İran’a karşı istismar etmeye çalıştı, çünkü son dönemde İran’daki gelişmelerde kullanılan birçok silah bu bölgelerden ülkeye sokulmuştur. Türkiye, Kürtlerin bağımsızlığı tehlikesinin kendi için ne anlama geldiğinin farkındadır, bu nedenle İran ile ABD arasında arabuluculuk rolünü anlamakta ve bu yönde inisiyatif almaktadır.

Eğer bir savaş çıkarsa, İran, Gazze’deki direnişin manevi destekçisi olarak Gazze halkının ve Hizbullah’ın intikamını İsrail rejiminden alacaktır. Eğer müzakereler devam ederse de İran, nükleer ve füze programından ve direniş gruplarına verdiği destekten vazgeçmeyecektir. İran aynı anda hem müzakere yolunu hem de savaş hazırlığını sürdürecek ve İsrail rejiminin zarar görmesini sağlayacaktır. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda gerçekleştirdiği tatbikatlar o kadar profesyonelce yapılmıştır ki, ABD gemileri ve savaş teçhizatı dahi herhangi bir tepki gösterememiştir.

İran yetenekli bir ülkedir ve bu tatbikatlarda uluslararası hukuka uymaktadır. İran Asya’nın kalbidir ve dünyanın en önemli enerji geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmektedir. Bu ülkeyle savaşmak son derece ağır maliyetler doğuracaktır.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın