Rasthaber – Suudi rejiminin İstanbul'daki Suudi başkonsolosluğunda gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın 2 ekim'de öldürüldüğünü itiraf etmesinin yankıları başta Avrupa olmak üzere dünya genelinde devam ederken Amerika'nın bu cinayet karşısında ciddi tutum sergilememesi Amerika'nın insan hakları konusunda tutumunun sorgulanmasına neden oldu.
Amerikan yönetiminin, Cemal Kaşıkçı cinayetine sessiz kalması ve bu tutumun uluslararası arenada ciddi tepki görmesinin ardından Amerikan yönetimi zoraki de olsa bazı Suudi rejimi yetkililerini yaptırım listesine aldı. Amerika'nın bu girişimi Suudi rejiminin cinayete karıştığını bildirdiği bazı kişilerin isimlerini açıklamasının ardından gelmesi ise dikkat çekti. Halbuki, uzmanlar ve Trump yönetimini eleştirenler siyasetçiler ve hatta Cumhuriyetçiler'in içindeki bir çokları, Amerika'nın Suudi rejimine yönelik bu tutumunun son derece zayıf olduğunu zira Suudi rejiminin açık bir şekilde cinayeti işlediğini bildirmesi karşısında Amerika'nın başta Suudi veliahtı Muhammed Bin Selman olmak üzere üst düzey yetkilere yaptırım uygulaması ve Amerika'nın Arabistan'a derhal silah satışını durdurması gerektiğini dile getirmekteler.
Amerika Maliye Bakanlığı İstanbul’da Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde rolleri olduğu gerekçesiyle 17 Suudi yetkiliye yaptırım uygulama kararı aldı. Yaptırım kararı Amerika’nın başka ülkelerdeki insan hakları ihlallerine yönelik devreye soktuğu Magnitsky Yasası kapsamında alındı.
Yaptırımın hedefinde Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın üst düzey danışmanlarından Saud El Kahtani ve Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu Muhammed El Utaybi de var. Saud El Kahtani, özellikle sosyal medya mesajlarını yönlendiren isimdi. Muhammed bin Selman’ın yurtdışı seyahatlerinde sık sık kendisine eşlik eden Kahtani’nin danışmanı Mahir Mutreb de Amerika’nın yaptırım listesinde.
Amerika Maliye Bakanlığı’na göre, El Kahtani Kaşıkçı cinayetinin planlamasında ve uygulanmasında rol üstlendi. Kaşıkçı’nın öldürüldüğü Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girerken güvenlik kamerasına görüntüsü yansıyan Mahir Mutreb’in de Kaşıkçı cinayetini koordine ettiği ve uyguladığı belirtiliyor.
Cumhuriyetçi senatör Rand Paul, ABD'nin Kaşıkçı cinayetiyle ilgili aldığı kararı uygulaması olmayan ve iki yüzlü bir siyaset olarak niteledi. Paul, Amerika'nın bu cinayet karşısında Suudi rejiminin Yemen'dte savaş yanlısı siyasetlerindeki işbirliğini durdurması ve Suudi rejimini insan hakları açısından sorgulaması gerektiğini bildirdi. Fakat Cumhuriyetçi senatörün bu açıklaması kongrede yeterince taraftar bulamadı.
Rand Paul'un bu ifadesi aslında Amerika'nın Yemen ve bölgedeki buhranlarda Suudi rejiminin büyük rol oynadığı ve Amerika'nın Suudi rejimini kullandığı gerçeğini ortaya koymaktadır.
Fakat uzmanlar, veliaht Muhammed Bin Selman'ın Amerika için bulunmaz bir isim olduğu zira Amerika'nın Kaşıkçı cinayetinde Bin Selman'ın rolünü bildiğini fakat onu koruyarak Amerika'nın siyasetlerini bundan sonra onun kanalıyla daha da güçlü bir şekilde yaptıracağı görüşündeler. Zira, Arabistan veliahtı Muhammed Bin Selman, İran İslam Cumhuriyeti başta olmak üzere İslam dünyasına karşı terör rejimi İsrail ve ABD için çok iyi bir işbirlikçidir ve hizmetkardır. Bu görüşü açık bir şekilde dile getiren Amerika dışişleri bakanlığında Suriye özel temsilcisi James Jeffrey'dir. James Jeffrey, ABD'nin bölgedeki siyasetlerini uygulamaya koymada Suudi Arabistan ve veliaht Selman'dan daha iyi ortak bulamayacağını belirterek, bu gerçeği açık bir şekilde dile getirmiştir. Öte yandan Amerikan ulusal güvenlik müşaviri John Bolton ise Arabistan veliahtının Kaşıkçı cinayetinde bir rolünün olmadığını iddia ederek aslında bu cinayete de destek vermiştir.
