Stratejik hesaplar boğazlanırken…

Soykırımcı-Epstein koalisyonu İran’a dayattığı savaşı bitirmek için aracılarla teklif teatisine girerken aynı zamanda saldırıları tırmandırma stratejisiyle bir nakavt şansı arıyor.Nihai darbe birkaç senaryo üzerinden planlanırken bunun saldırgan tarafları barışa mı yoksa bataklığa mı götüreceğini kestirmek zorlaşıyor.

Pentagon’daki savaş planlamacılarına bakılırsa nihai darbe, Trump’a masaya süreceği koşulları İran’a kabul ettirme imkânı verecek. Nakavt planı İran’ın petrol üssü Hark Adası’nı işgal etme ya da abluka altına alma; Hürmüz Boğazı’nın kontrolünde kritik önem arz eden Larak Adası’nı kontrol altına alma; Hürmüz’ün batı girişindeki Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarını ele geçirme; Hürmüz’ün doğu tarafında İran petrolünü taşıyan gemilere el koyma ve İran ana karasında bir iki yerde nokta operasyonu yapma gibi seçenekleri içeriyor.

Ayrıca İranlı kaynaklar güneybatıda Hürremşehr ve Abadan, güneydoğuda Cask ve Çabahar limanlarını ele geçirmeye dönük hazırlıkların olduğundan söz ediyor.

Askeri üslere ilaveten lojistik akış, karaya çıkarma ya da havadan indirme operasyonları komşu ülkeleri daha fazla bu savaşın içine çekebilir. Aynı zamanda Amerikan askerlerine bol tabut siparişi vermeyi gerektirebilir.

Pentagon bu operasyonlar için bölgeye gönderdiği 8 bin deniz piyadesi ve özel kuvvete ilaveten 10 bin asker daha yola çıkarmayı değerlendiriyor. Bölgedeki üslerde asker tutamayıp otelleri ve güvenli alanları kullanan küresel bir güç için epey iddialı bir girişim. İran dün Dubai’de iki saklanma alanını füze ve İHA’larla vurduğu gibi Amerikalıların peşini bırakmıyor.
İran özellikle Pentagon’un dört seçenekli senaryosunu boğmak için birkaç gündür önleyici saldırılar düzenliyor. Suudi Arabistan’daki Emir Sultan ve Kral Fahd üslerini, Bahreyn’deki El-Cufeyr üssünü, Kuveyt’teki hava ve kara üslerini hedef aldı. Ayrıca Şuyuh Limanı’nda 6 Amerikan çıkarma gemisini imha etti. Hark Adası ve Huzistan eksenine saldırı hazırlığı yaptığı düşünülen Kuveyt’teki Bubiyan Adası’nda toplanan Amerikan askerlerini de vurdu.

Amerikan tarafında savaşın başkomutanlığını Donald Trump adlı sayıklayan bir lider yapıyor; tehditlerinde dikiş tutturamıyor. Trump 48 saatte Hürmüz açılmazsa enerji santrallerine saldıracağı tehdidini önce 5 gün erteledi, ardından Pakistan üzerinden Tahran’a gönderdiği 15 maddelik teklifin müzakeresine zemin bulabilmek için 10 günlük mühlet verdi. Tehdidin misliyle karşılık bulduğu bir denklemde İran’ı ‘teslim alma’ hamleleri görüldüğü üzere tutmuyor. Trump elektrik santrallerine saldırı tehdidiyle kendince itibarlı bir çıkış ararken beri tarafta İsrail olası bir ateşkesten önce İran’ın sanayi altyapısını yok etmek için saldırıları yoğunlaştırıyor. Bu durum, İran’ın misillemede etkinliğini artırıp hedef listesini genişleterek denklemi yeniden kurmasını gerektiriyor.

İran’ın yıpratma savaşında stratejik üstünlüğü koruması jeopolitik avantajla kaldıraca dönüştürdüğü Hürmüz kartını elinde tutabilmesine, Amerikan saldırganlığına lojistik ve üs sağlayan ülkeler üzerinde baskıyı sürdürebilmesine, misillemede el yükseltme kapasitesini koruyabilmesine ve asimetrik savaş yeteneklerini konuşturabilmesine bağlı. Şu ana kadar bu başlıklarda inisiyatifi kaybetmedi. İran’ın iddiası düşmanın aksine kendisinin bunu aylarca sürdürebileceği yönünde.

Hizbullah’ın açtığı cephe İsrail’i zorlarken Irak’taki Direniş Cephesi’nin saldırıları Ürdün’deki üslere de taşıması yeni bir eşiğe işaret ediyor. Denklemin yeniden kurulmasında bir diğer önemli faktör Yemen’in dahil olmasıdır.

Ensarullah’ın Bab’ul Mendeb Boğazı’nı gemi geçişlerine kapatması Hürmüz kadar karşı ağırlık oluşturabilir. Ensarullah hareketi şimdiye dek eli tetikte bekleyerek, Suudi Arabistan ve BAE’nin savaşa girmesini önleyecek şekilde bir duruş sergiledi.

Askeri ve siyasi değerlendirmelerin ardından önceki gün Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Tuğgeneral Yahya Seri dört koşul altında savaşa dahil olacaklarını duyurdu:

– Başka ülkelerin ABD-İsrail koalisyonuna katılması;
– Kızıldeniz’in İran ve müttefiklerine karşı saldırı üssü olarak kullanılması;
– İran ve direnişe yönelik tırmanmanın devam etmesi;
– Yemen’e yönelik kuşatmanın artırılması veya herhangi bir düşmanca eyleme kalkışılmaması.

Kızıldeniz limanlarının savaşa yeni cepheler açma planlarında yer aldığı düşürülürse Yemen’in bu tutumu önemli bir caydırıcılık getiriyor.

Yemen bu açıklamasının ardından dün ilk saldırısını İsrail’e yönelik atışıyla yaptı ve böylece resmen savaşa girmiş oldu. Yemen’in dahlinin kaldıraç olduğu asıl nokta deniz yolu geçişleri ve Kızıldeniz üzerinde kuracağı baskı olacaktır. 2015’den 2023’e kadar Yemen’e yıkıcı bir savaşı dayatmış olan Suudi-Emirliklerle yarım kalmış bir hesap var. İki ülke de Husilerden neden korkmak zorunda olduklarını tecrübe etti.

Trump cehennemin kapılarında zebani kesilirsem aradığım koşullarda bir anlaşma çıkarırım diye düşünüyor. Fakat bu gidişat İran’a ağır yıkımlar getirse de savaşı dayatan tarafların da tahammül edebileceği sınırları zorluyor. Ve Körfez’de Amerikan-İsrail saldırganlığına ortak olan ülkeler keskin bir yol ayrımına geliyor.

Trump bu ülkelerin isimlerini tek tek sayarak “Bizimle birlikte savaşıyorlar” diye övdü. Gerçi teşekkür ederken Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı da “Kıçımı öpmek zorunda kalacağını düşünmüyordu” diyerek aşağıladı.

NATO üyelerine veryansın ederken her istediğini yaptığı için Türkiye’ye takdirlerini sundu. Trump pervasızlığıyla ortaklarını da ele veriyor, ayazda bırakıyor. Hürmüz Boğazı’nın adını ‘Trump Boğazı’ diye değiştirebileceğini düşlüyor. Ama strateji yoksunu saldırganlık Hürmüz’de boğazlanıyor. Bir başka düğümü Bab’ul Mendep’ten yemek üzereler…

evrensel

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın