Hindistan’da Müslümanlar’a yönelik işlenen cinayetler ve saldırılara karşı
sessiz kalan uluslararası camia ve örgütleri eleştirdiler.
İran Adalet Bakanlığı
yaptığı açıklamada, BM ve diğer uluslararası örgütler ve insan hakları
kuruluşlarını ve demokrasiyi savunduklarını iddia eden ülkelerin Hindistan’da
Müslümanlar’ın katliamına karşı sessizliğini eleştirerek, radikal Hindularca
Müslüman çocuklar ve annelerin diri diri gömülmesi gibi masum Hint
Müslümanlar’ına yönelik saygısızlık ve cinayetlerle ilgili çarpıcı görüntülerin
her açıdan insan hakları ilkeleri ve kriterlerine aykırı olduğunu vurguladı.
Rehberlik Bilgeler Meclisi de, Hint Müslümanlar’ı, kutsal
mekanları ve camilerine yönelik saldırıları kınayarak, Hint yönetiminden
Müslümanlara sahip çıkmak için uygun girişimde bulunmasını istedi.
Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi de yaptığı
açıklamada, Hint Müslümanları’nın endişe verici durumuna işaretle, uluslararası
camianın Hint Müslümanları’na karşı sorumluluk kabul etmesi gerektiğini
belirtti.
Hint yönetiminin Müslümanlar’a karşı izlediği politikanın
tehlikeli yönde ilerlediğine dikkat çeken Kureyşi, bu ülkede Müslümanların açık
şekilde saldırı ve kıyıma maruz kaldığını vurguladı.
Hindistan’da radikal Hindular’ın yeni vatandaşlık yasasına
itiraz eden Müslümanlar’a yönelik saldırılarında en az 50 kişi hayatını
kaybederken yüzlerce kişi de yaralanmıştı.
Uluslararası örgütlerin Hint Müslümanları’na karşı işlenen
cinayetlere sessizliğine gelen tepki ve itirazlar tamamen yerindedir. Son
haftalarda Yeni Delhi, Müslümanlar’a karşı radikal Hindular’ın eşine az
rastlanan saldırı ve şiddet eylemlerine sahne olmuştur. Ancak bölgesel ve uluslararası
etkin örgütlerden hiçbiri, bu cinayetlere karşı tavır takınmış değil.
Bu sessizlik alsında Yeni Delhi’deki radikallere saldırıları
için yakılmış bir yeşil ışıktır. Birçok uzman, Hindistan’da Müslümanlar’a karşı
işlenen şiddet eylemlerinin organize ve sistematik olduğuna ve arkasında Hint
yönetiminin olduğuna inanıyor.
Brown Üniversitesi hocalarından Ashutosh Vareshni, Amerikan
Foriegn Policy dergisinde kaleme aldığı yazıda şöyle yazıyor:
“Yeni Delhi’deki olaylar, organize bir planın
göstergesidir. Hindular’ın bu tavrının Başbakan Modi’nin radikal yaklaşımı ile
doğrudan ilintili olduğu ifade edilebilir. 2002 yılında da Modi başbakanı
olduğu Gujarat’ta 1000’den fazla kişi mezhep temelli itirazlarda öldürüldü.
Bunların büyük kısmı Müslümandı.”
İnsan hakları konusunda faaliyet yapan uluslararası
örgütlerin Hindistan ve diğer ülkelerdeki Müslümanlar’ın çiğnenmiş haklarını
savunma konusunda parlak bir karnesi olmasa da, ancak Yeni Delhi’nin
Müslümanlar’a karşı tekrarlanan girişimleri ve Müslümanlar’ın vatandaşlık
hakkının iptali korkusu veya Müslümanlar’ın Yeni Delhi’de radikal Hindular
tarafından toplu şekilde katledilmeleri, bu örgütlerin en azından kendi tarihi
sorumluluklarını yerine getirmeleri beklentisine yol açmıştır.
Son haftalarda Hindistan’da onlarca caminin ateşe verilmesi
ve kutsal mekanların tahrip edilmesi, radikal Hindular’ın İslam ve insan
karşıtı girişimlerinden sadece bazılarıdır. Görgü tanıklarına göre, Hint polisi
ve güvenlik güçleri de bu şiddet eylemlerini sadece seyir ederek, Müslümanlar’a
karşı radikal Hindular’ın ölümcül saldırılarına engel olmamıştır.
Uluslararası örgütlerin Hint Müslümanları’na yönelik işlenen
saldırı ve cinayetlere karşı sessizliğinin nedenleriyle ilgili olarak, bu
örgütlerin Batı’daki güç ve servet merkezlerine bağımlığına işaret edilebilir.
Ancak Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerinin sessizliği de
hayli ilginçtir.
Hindistan’da Müslümanlar’a yönelik saldırı ve cinayetler
devam ederken İslam ülkeleri ve devletlerinden Yeni Delhi’nin Müslümanlar’a
karşı bu agresif yaklaşımının sonuçları hakkında bilinçlendirmeleri gerekiyor.
