üzerine söyleşi;
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Zorbaların belini kıran Allah’ın
adıyla
İlk defa Türkiye’den biri olarak 2016’da Gazze’ye
yüksek lisans yapmaya giden Rukiye Demir Salhiya ile bir grup Türkiyeli Müslüman
genç online olarak bir araya geldiler. Gazze’deki sosyal ve siyasal hayata,
direniş gruplarına, vahdet ve ümmet bilincine ve ne yapılması gerektiğine
yönelik tavsiyelerin olduğu sohbetin geniş özetini ilginize sunuyoruz.
İlk olarak Gazze yaşamından ve izlenimlerinden bahseden Rukiye Salhiye şu
kısımlara değindi:
‘Burada yaşamaya başladıkça tek bir
düşmanın olmadığını Siyonizm’e çeşitli şekillerde hizmet edenlerin olduğunu
gördüm. Hem Siyonist düşman, hem Gazze’deki, Batı Şeria’daki gizli ajanları,
hem de bilerek ya da bilmeyerek onların ekmeğine yağ süren işbirlikçiler.
Burada her kesimden insan var bazıları bu zulümden yoruldu, bazıları hala ilk
günkü gibi direniyor. Bazıları ise bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor.
Şu an halihazırda Filistin topraklarının 3 ayrımı söz konusu
1-Gazze: Sadece Filistinlilerin olduğu bölge / Hamas yönetimi
2-Batı Şeria: Müslümanlar ile Siyonistlerin birlikte yaşadığı
topraklar(Görünürde Filistin hükümeti olsa da, Siyonistlerin sözünün geçtiği
yer maalesef)
3-Diğer: sadece Siyonistlerin yaşadığı gasp edilen topraklar.’
Devamında Filistin denildiğinde akla gelen direniş grupları hakkında bazı
bilgilendirmelerde bulunarak şu ifadeleri kullandı;
‘Gazze’deki direniş grupları daha çok Hamas ve Fetih hareketi olarak
biliniyor. Hamas daha İslami görüşlere sahip bir grupken, Fetih ilk başlangıç
amaçlarından uzaklaşarak daha milliyetçi bir tutum içinde. Fetih grubunun
ayrıca kendi arasında Abbas ve Dahlan olarak ayrıldığını söyleyebiliriz.’
‘Filistin’i savunmak İslam’ı savunmaktır’ sözüne katılıyor musunuz?
sorusuna ise şu yanıtı verdi:
‘Ben daha fazlasını söyleyeyim, ‘Filistin’i savunmak insanlığı savunmaktır.’
Siyonist tarihine bakıldığında sürekli bir işgal ve sömürü olduğunu görürsünüz.
Bütün dünya insanları ile bir savaş içindeler, insanlığa düşmanlar. Bu sebeple
buradaki insanlar buna dur diyor. ‘Bu
zulme sessiz kalmak insanlığın en zelil halidir.’
Rukiye Demir Salhiya ayrıca bir Arap-İsrail savaşı olarak okuyan kesime
yönelik şu ifadeleri kullandı:
‘Eğer Arap meselesi olsaydı neden neredeyse bütün Arap ülkeleri bu Siyonist
rejimle birlik içindeler, normalleşiyor? Bunun yanında Filistinliler sadece Araplar
değil, birçok farklı etnik kökenden insanların olduğu bir kimlik Filistinli
kimliği. Bu sebeple ‘Vahdet ümmetin değerlerini korumak için bizim boynumuzun
borcudur. Vahdet, Hem Filistin toplumu,
hem direniş grupları hem de dünyadaki tüm Müslümanların en büyük borcudur
Filistin’e.’
Katılımcılardan çoğunun ‘Dünya neden sessiz? Ne yapmalı?’ endişelerini
taşıdığı görüşme, Rukiye Demir Salhiya’nın şu açıklamasıyla devam etti:
‘Şu an elimizde olanın en iyisi neyse onu yapmalıyız..
İnsan yaşantısına bakmalı. Yaşantısı amelidir insanın. Anlayışımız, yaşam
tarzımızı, yaşam tarzımız ise amellerimiz aracılığıyla hareketimizi
oluşturuyor. Gösterdiğimiz tepkiler, nasıl yaşıyor oluşumuzla alakalı. ‘israil
bunca zulmü yaparken, mazlum ve zalim bu kadar net ayrılmışken’ bir şeyler değişmiyor ve değiştiremiyorsak
bunun izlerini ‘yaşantımızın nasıllığında aramalıyız.
Bizlerin şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: ‘Biz bu hayata ne için
geldik?’ bu soruyu hep sorun. Ölüm herkese var, bir hesap var. Bu hesap bize
gönderilen Kur’andan. Bizim ona dönüp dönüp bakmamız gerekiyor.
Gazzeye gelişim, Türkiye’ye dönüşüm sonra tekrar Gazze’ye girme yolculuğum
içinde birçok zorluğu barındıran bir süreçti.
Sınırdaki zorluklar, Siyonist işgalcilerin psikolojik baskıları,
üniversitedeki eğitim sürecim bu zorlukların hepsi Allah için yapıldığında
insanı geliştiren en güçlü araçtır. Her bir zorluk bir sonraki aşamaya
hazırlar. Allah için dayandığında, zorluklardaki yardımı da görüyorsun.
Ticareti Allah ile yapın.
Dünya insanı aldatıyor ancak kişi zorluklarla mücadele ettiği ölçüde diri
olduğunu, neden bu dünyada olduğunu sorguluyor. Gelmeden önce söylenen ‘Hangi
akıllı insan Gazze’ye gider’ cümlesi artık anlamını yitiriyor. Çünkü
zorlukların insanı geliştiren, Allah’a yaklaştıran yönünü gördüğünde iyi ki
geldim diyorsun buraya, zorlukların lezzetini hissediyorsun. Bu kendimize
zulmedelim demek değil elbette, bu mücadele ettiğimiz ölçüde var olduğumuz
anlamına geliyor. Hatta şunu
söyleyebilirim ‘bir yolda zorluk yoksa o yoldan dönün’ Zorluk varsa Allah
rızası için daha çok direniyorsun.
Hedefimiz nedir, direnişimiz kim içindir? Bunun cevabına göre gösterdiğimiz
dayanıklılığın ölçüsü de değişiyor.
Hedefimiz insan ise, gördüğümüz zorluklar bizi çok kolay yıldırıyor.
Ancak hedefimiz Allah, direnişimiz Allah için ise zorluklar yıldırmıyor. Bizim
hedefimiz ne? Temel soru budur? Hedefimiz Allah ve geriye kalan bütün her şey
(eş, iş, para, mevki vb.) araçtır.’
Nereden başlamalı?
‘Ben Müslümanım diyerek kendimizi temizlemekle başlamalı. Allah’a
dayanarak, ne yapıyorsan Allah için yapmak. Sonuca odaklanmadan, sabırla.
Bizler elimizden gelen her şeyi yapmakla sorumluyuz, ister başarıyı görürüz
ister görmeyiz. Bu yol sebat gerektiren bir yoldur, sonunu Allah uhdesine almıştır.
Başarı Allah’tandır. Bizim amacımız tartışmaları kazanmak değil,
kalpleri kazanmaktır.
Medya Siyonistlerin elinde. İstediklerini yansıtıyorlar, istedikleri
haberleri kaldırmakta özgürce davranıyorlar. Bu durumda sivil toplum
örgütlerine iş düşüyor. Malezya, Endonezya, Türkiye, İran yeteri kadar
ellerinden geleni yapmalıdır. Ülke halkları yardımcı olmaya çalışsa da, yeterli
değil.
Bize düşen önce kendimden, ailemizden başlayarak izzetli bir şekilde
yaşamak.’
Şeyh Cerrahtaki ve Mescid-i Aksa’daki son olaylar üzerine yaptığı
değerlendirmesinde ise şu ifadeler yer aldı:
‘Siyonist rejim zaten diğer bölgelerden gelen Filistinlilerin Mescidi
Aksaya girişini yasaklıyor, 500 tane bariyeri aşmanınız gerekiyor girmek için.
Mescidi Aksaya giren kişiler orada mescide yakın yerlerde yaşayan kişiler.
Kudüs tamamen Yahudileştirilmeye çalışılıyor. Buna rağmen bu halka namaz
esnasında plastik mermilerle saldırılıyor. Bu insanlık onurun ezildiği en uç
noktadır. Bundan daha büyük bir zillet yoktur.’
Sorulan ‘Kudüs ziyaretlerinin önemli olduğunu düşünüyor musunuz? Bazı
alimlerin Siyonist İsrail’den vize alındığı ve ekonomik katkı sunulduğu için bu
gezileri tasvip etmediğini görüyoruz’ sorusuna ise şu yanıtı verdi:
‘Ben bir alim değilim ve fetva makamında da değilim. Burada olduğum zaman
zarfında şunu gördüm ki buradaki insanların gözlerine bakmak, hayatlarına ortak
olmak bambaşka bir şey. Kudüs ziyaretlerini kardeşlerimize destek olmak, ümmet
bilincini geliştirmeye vesile görmek önemli. Bu sebeple Müslüman halkların Kudüs’e
yaptıkları ziyaretleri destekliyorum.
Siyonistlerin anladığı tek dil
güçtür.
Bu sebeple arzumuz o ki, Mescid-i Aksa’daki bu başkaldırı Gazze’deki
direniş grupları ile birleşsin. Bu askeri desteği Batı Şeria’ya Gazze sunmalı.’
‘Katılımcılardan Filistin’de çocuklar nasıl büyüyor?’ sorusuna ise;
‘Burada çocuklar bu savaş atmosferinde büyüyor. Füzelerin olduğu,
bombaların patladığı bir dünya onların normalleri. Öyle ki artık travma
oluşturmuyor bu durum onlarda, sıradan bir olay olarak görülüyor. Füzeler
semalardan geçerken top oynamaya devam ediyorlar örneğin. Öyle ki diğer
ülkelere kıyasla koronodan bile etkilenmeyip oyunlarına devam ediyorlardı.’
yanıtını verdi.
‘Elimizden ne gelir?’ konusu üzerine konuşulan son kısımda ise Rukiye Demir
Salhiya, 4 kıymetli ve pratik tavsiye sundu:
‘Bizlerin bilinçaltımızı temiz tutmamız, bu yönde oynanan oyunları fark
etmemiz gerekiyor.
- Beslenmemizin temiz
olması gerekiyor. Katkı maddelerinden uzak durup, doğal beslenmeli,
sünnete uygun beslenmeliyiz. - İzlediklerimize, bize
izlettirilmek istenen şeylere dikkat etmeliyiz. Neleri izlediğimizi bir
düşünmeliyiz. Kötü bir reklamda, sahnede gözlerimizin kapanması
gerekiyorsa kapatalım. Bunun kendisi cihattır. - Bir şeyleri yapmadan
önce düşünmeliyiz. Attığınız adımların faydası nedir, neye yol açacak,
gözetmeliyiz. - Rahatınızı bozun.
Elbette kendinize zulmetmeyin. Ancak konfor alanlarımızdan çıkmalıyız.
Uykuyu kabre bırakmalıyız. Nefsinize zor gelen şeyleri yapın. Seyyid
Kutub’un dediği gibi ‘Eğer kendi nefsiniz için yaşarsanız küçük
yaşarsınız, küçük düşünür ve küçük ölürsünüz.’ Eğer davanız varsa, bu dava
uğrunda yaşamayı tercih edersiniz.’ Evet çok yorulursunuz ama büyük yaşarsanız ve büyük ölürsünüz. Ve
nasıl ölürsek de öyle dirileceğiz.
Rukiye Demir Salhiya kardeşimize teşekkür eder, bu davaya ömrünü adayan
bütün özgür ruhlu insanlara, bilhassa ümmetin yüz akı şehitlerine selam ederiz.
