ABD yönetimi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun eşi Cilia Flores’in 3 yeğenini, Maduro ile bağlantılı bir iş insanını ve Venezuela petrol sektöründe faaliyet gösteren 6 nakliye şirketini yaptırım listesine ekledi.
ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, yeni yaptırımlarla Maduro yönetimi ile Venezuela petrol sektöründe yaptırımlardan kaçanların hedef alındığı belirtildi.
Açıklamada, Maduro’nun eşi Cilia Flores’in 3 yeğeni, Maduro ile bağlantılı bir iş insanı ve Venezuela petrol sektöründe faaliyet gösteren 6 nakliye şirketinin yaptırım listesine alındığı bildirildi.
Aldatıcı ve güvenli olmayan nakliye uygulamalarında bulunduğu ve “narko-terörist rejime” finansal kaynak sağlamaya devam ettiği öne sürülen 6 geminin de yaptırım listesine eklendiği açıklamada ifade edildi.
Maduro’nun eşi Cilia Flores’in 2 yeğeninin 2015’te yüzlerce kilogram kokaini ABD’ye taşımak amacıyla bir anlaşmayı tamamlamak için bulundukları Haiti’de gözaltına alındıkları ve 2016’da uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla hüküm giydikleri anımsatılan açıklamada, ancak Eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından 2022’de affedildikleri belirtildi.
Açıklamada, yaptırım uygulanan üçüncü yeğenin de Venezuela’nın ulusal haznedarı ve devlet petrol şirketi PDVSA’nın başkan yardımcısı olarak görev yaptığı kaydedilerek, ilk olarak 2017’de yatırıma tabi tutulduğu ancak 2022’de listeden çıkarıldığı bildirildi.

♥️ MALCOLM-XX ♥️
MUHTEŞEM TESPİTLER VE ÇOK YÜREKTEN BİR YORUM OLMUŞ DOĞRUSU !!! …
SONSUZ SAYGILARIMLA KUTLUYORUM BU YAZININ ŞEREFLİ SAHİBİNİ VE OLANCA SAMİMİYETİMLE DE ALKIŞLIYORUM KENDİSİNİ !!! …
MADURO’NUN SESSİZ HIÇKIRIKLARI
Tarih sadece orduların ayak seslerinden ya da diplomatik masaların soğukluğundan ibaret değildir. Bazen tarih, bir liderin başka bir halkın gözlerinde kendi “yokluğunu” gördüğü o dondurucu saniyede gizlidir.
Maduro için o an, Tahran sokaklarında yankılanan bir kalabalığın içindeydi.
Venezuela’nın yorgun sokaklarından, New York’un soğuk duvarlarına sıkışmış bir kaderden çıkıp, İran’ın kenetlenmiş kalbine çarpan bu karşılaşma, bir liderin ruhunda kopan sessiz bir fırtınaydı. Öylesine sarsıcıydı ki, gördüğü manzara bir kabustan çok daha gerçekti.
İran milleti, suikastlarla, baskılarla, ateşle sınanmış rehberlerinin açtığı yolda yekvücut olmuştu. O an Ali Hamaney etrafında örülen o görünmez bağ, sadece bir siyasi sadakat değil; bir varoluş biçimiydi. Maduro’nun zihninde ise başka bir hakikat yankılandı:
Bir liderin en büyük serveti ne petrol kuyularıdır ne de saraylar… Gerçek servet, arkanı döndüğünde yerinde duran bir millettir.
Bu noktada tarihin sessiz bir yasası kendini gösterir:
Bir millet, liderini kendi içinden biri olarak gördüğünde; onunla aynı ilkelerde buluştuğunda ve aralarındaki güven bir inanç gibi kökleştiğinde, artık iki ayrı varlık olmaktan çıkar. Aynı bedenin azaları gibi hareket eder.
İşte İran’da kurulan bu bağ, sıradan bir bağlılık değil; çelikten bir iradedir.
Oysa Maduro’nun hikâyesi, bu bütünlüğün tam karşısında duran bir kırılmanın hikâyesidir.
Onun dudaklarından dökülen o titrek cümle, yalnızca bir serzeniş değil, çağdaş yalnız liderlerin ortak ağıtı gibiydi:
“Keşke arkamı döndüğümde savrulmayan bir milletim olsaydı…”
Çünkü o, sadakatin çözülüşünü yaşamıştı.
Bir zamanlar uğruna mücadele verdiği halkın, kritik bir anda sessizliğe bürünmesi; hatta güç dengeleri karşısında yön değiştirmesi, bir liderin ruhunda açılabilecek en derin yaralardan biridir. Korkuyla kurulan bağların, ilk fırtınada dağıldığını bizzat tecrübe etmişti.
Buna karşılık İran, devasa güçlerin baskısına rağmen bambaşka bir tablo çiziyordu.
Yaptırımlar, tehditler, suikastlar… Hepsi o toplumu dağıtmak için yeterli sebeplerdi. Ama tam tersine, her darbe onları biraz daha birbirine yaklaştırmıştı. Çünkü orada bağlılık, çıkarın değil; inancın ürünüydü.
Maduro’nun gözlerinde büyüyen fark tam da buydu:
Bir yerde sadakat şartlara bağlıydı, diğerinde ise şartlar sadakate teslim olmuştu.
O gün onun yaşadığı şey, bir siyasi gözlem değil; bir içsel hicretti.
Kendi halkıyla arasındaki mesafeyi ilk kez bu kadar net görüyordu. Sarayların mermer soğukluğu, kalbinin içindeki boşlukla birleşmişti. Anladı ki; gönüllerde kurulmayan bir iktidar, aslında süslü bir yalnızlıktan ibarettir.
Ve zihninde yankılanan o cümle, bir hakikatin özeti oldu:
Sadakat satın alınmaz; samimiyetle inşa edilir.
Korkuyla kurulan düzenler, ilk sarsıntıda çöker.
Propaganda, kalpteki boşluğu dolduramaz.
Bir lider için en büyük trajedi, milyonların içinde yalnız kalmaktır.
En büyük zafer ise, bir milletle aynı nefesi paylaşabilmektir.
Maduro o gün aynaya baktı.
Orada bir devlet başkanı değil; kendi halkının kalbine giden yolu kaybetmiş bir adam gördü.
Selam olsun, liderini bir sancak gibi yere düşürmeyen o sarsılmaz iradeye…
Ve hüzün olsun, milyonlarca kalbin ortasında tek başına üşüyenlere….
Adem ARSLAN .
01 Nisan 2026
GÜMÜŞKOZA