ABD, İran ile savaşı kaybetti. Bu ifade, son günlerde Amerikan ve Avrupa medyasında sıklıkla tekrarlanıyor.
- ABD Savaştı Kaybetti ve Taviz Vermek Zorunda
- Trump, Savaşı Daha İlk Birkaç Günde Kaybetti
- Hürmüz Boğazı’ndaki Gemi Trafiğinin %90’ı Durdu
- ABD Petrol Rezervlerinin Altyapısı Hızla Yıpranıyor
- Newsweek: İran’ın Trump Karşısındaki Zaferi Tamdır
- Savaşın ABD Ekonomisine ve Trump’ın Popülaritesine Baskısı
- Savaş Nedeniyle Trump’ın Popülaritesinde Sürekli Düşüş
- Şaşkın ve Çözümden Yoksun Bir Macera
- Ne Umdu, Ne Buldu?!
- Boğulmadan Önceki Son Çırpınış
- Trump’ın Üst Üste ve Kesin Yenilgilerinin Belgesi
- İran’ın Saldırgan Düzeninin Net Mesajı
- Basra Körfezi’nde Özet: İran’ın Boğaz Yönetiminin Kabul Edilmesi
- Uluslararası İlişkiler Tarihinde İbretlik Bir Dosya
- Müttefikler Arasında ABD’ye Karşı Artan Düş Kırıklığı
Bu değerlendirme o kadar baskın ki Kongre’ye ait The Hill gazetesinin bildirdiğine göre: “Amerikalıların %88’i ABD’nin İran savaşındaki hedeflerine ulaşamadığına inanıyor.”
Eurasia Group Başkanı Ian Bremmer da şu ifadeleri kullandı: “Ara seçimler yaklaşırken Trump’ın ekonomi ve enflasyon konularındaki popülaritesi son derece vahim bir durumda.”
ABD Savaştı Kaybetti ve Taviz Vermek Zorunda
Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Foreign Policy Dergisi Başeditörü Stephen Walt dün yaptığı açıklamada şunları vurguladı: “ABD, İran savaşını fiilen kaybetti. Savaşın sona ermesi, ABD’nin İran’a gerçek tavizler vermesini gerektiriyor; zafer ilan edip tek taraflı çekilmek artık işe yaramıyor. Birleşik Devletler savaşı kaybetti ve ilk aşamalarda açıklanan savaş hedeflerinin hiçbiri gerçekleşmedi; İran halen Hürmüz Boğazı’nı kapatma gücüne sahip ve ABD’nin bunu engellemek için etkili bir askeri seçeneği bulunmuyor. Savaşın dünya ve ABD ekonomisine olan maliyeti artmaya devam ediyor ve İran şu anda Trump karşısında çok daha üstün bir pazarlık konumunda yer alıyor.”
Walt sözlerine şöyle devam etti: “Ekonomik baskı ve deniz ablukası İran’ı teslim olmaya zorlamayacaktır. İran onlarca yıldır ağır yaptırımlar altında yaşamaktadır ve yaklaşık 350 milyar dolarlık bir ekonomiye sahiptir. İran bu savaşta kendi varlığı için mücadele ediyor ve kararlılığı çok daha yüksek. Daha ılımlı bazı isimlerin öldürülmesinden sonra bile rejim daha homojen ve daha şahin bir hale geldi. Washington’daki görüş ayrılıkları ise daha derin. Husiler, Kızıldeniz’i tehdit ederek savaşın maliyetini artırabilir ve onların askeri olarak ortadan kaldırılması mümkün değildir. Savaşın bitmesi, ABD’nin İran’a gerçek tavizler vermesini gerektirmektedir; tek taraflı zafer ilanı ve çekilme artık işe yaramaz, çünkü İran ABD’nin ders almasını ve bunu bir daha tekrarlamamasını istiyor. Hava bombardımanları İran’ın askeri kapasitesini yok edemez ve durumun ciddi şekilde tırmanma riski vardır.”
Trump, Savaşı Daha İlk Birkaç Günde Kaybetti
Bu sırada Nobel Ekonomi Ödülü sahibi, New York Üniversitesi Ekonomi Profesörü ve New York Times’ın eski köşe yazarı Paul Krugman şu hususları vurguladı: “Trump’ın savaşı bitirmek için hiçbir planı yok; savaşı daha ilk birkaç günde kaybetti ve şu anda yeterli füze ve mühimmatı bile yok. Trump yenilgiyi kabul etmeye ve İran’a ciddi tavizler veren makul bir anlaşmaya yanaşmaya razı değil; hâlâ İranlıların anlaşma için yalvardığını iddia ediyor. Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam ediyor ve İran kendi şartlarını dikte ettiriyor; ABD fiilen kontrolü kaybetti ve İran’ın taleplerini kabul etmek zorunda. ABD’de benzin ve motorin fiyatları ham petrol fiyatlarıyla orantılı seviyenin çok üzerinde (120 dolarlık petrole eşdeğer) ve bu durum halkın normal yaşamını ağır baskı altına almış durumda. ABD ekonomisi, göçmenlerin sınır dışı edilmesi nedeniyle çok yavaş veya sıfıra yakın bir büyüme evresine girdi ve stagflasyon belirtileri açıkça görülüyor. Trump ve Stephen Miller’ın göçmenlerin sınır dışı edilmesinin yerli Amerikalılar için iyi işler yaratacağı yönündeki vaadi tamamen yalan çıktı; yerlilerin istihdam oranı düştü ve ücret artışları gerilemeye başladı. Biden döneminde ABD’deki istihdam büyümesi esas olarak göçmen iş gücüne dayanıyordu; göçmenlerin sınır dışı edilmesi veya korkutulmasıyla, aylık 30 bin kişilik bir istihdam artışı için bile yeterli iş gücü kalmadı.”
Krugman ayrıca şunları kaydetti: “ABD’nin artık savaşı sürdürmek için gerekli askeri gücü yok; hassas füzeler tükendi ve konvansiyonel bir kara harekatı siyasi olarak imkansız. İran, Hürmüz Boğazı’nın kontrolüyle üstünlüğü ele geçirmiş durumda. Savaş, Hürmüz Boğazı’nın gerisindeki rafine kapasitesini kilitledi, Ukrayna dronları da diğer rafinerileri hedef aldı; dolayısıyla fiyat farkı çok geniş.”
Hürmüz Boğazı’ndaki Gemi Trafiğinin %90’ı Durdu
Trump destekçisi Fox News kanalı dün Basra Körfezi’nden petrol ihracatının durumuna ilişkin yayımladığı raporda şu ifadelere yer verdi: “Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişleri önemli ölçüde azaldı. Günlük yaklaşık 21 milyon varil petrol (küresel sıvı petrol ürünleri tüketiminin yaklaşık %20’sine eşdeğer) Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Çatışmalardan önce bu rotadan günde 100’den fazla gemi geçerken, bu sayı 8 ila 14 gemiye düştü. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA), 2026 yılı Brent petrol fiyatı tahminini varil başına 82 dolardan 87 dolara yükseltti. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da üçüncü çeyrekte küresel petrol arz açığının günlük 1,8 milyon varile ulaşacağını öngördü; bu rakam önceki tahminin iki katından fazla.”
ABD Petrol Rezervlerinin Altyapısı Hızla Yıpranıyor
Öte yandan Reuters haber ajansı şu değerlendirmeyi yaptı: “2,6 milyar varil petrolün yok olması, ABD’nin savaş çığırtkanlığının dünyaya olan maliyetidir. Savaştan önce küresel petrol talebi günlük 103 milyon varildi. Savaş, küresel petrol tüketiminin yaklaşık 25 günlük kısmını ortadan kaldırdı. Kalan devlet rezervlerinin üçte biri Birleşik Devletler’de tutuluyor; bu da yaklaşık 300 milyon varile denk geliyor. ABD Hükümet Hesap verebilirlik Ofisi (GAO), ABD Stratejik Petrol Rezervleri altyapısının hızla yıprandığı ve rezervlerin dörtte birine artık erişilemediği konusunda uyarıda bulundu. ABD’nin erişilebilir yalnızca 200 milyon varil stratejik petrol rezervi kalması halinde, bu miktar mevcut arz açığını yalnızca yaklaşık 40 gün karşılamaya yetebilir.”
CNBC kanalı da raporunda şu noktaya dikkat çekti: “ABD Stratejik Petrol Rezervlerindeki düşüş, depoların zarar görmesi ve operasyonel kapasiteleri konusunda endişeler yaratacak seviyeye ulaştı. Rezervler yaklaşık 170 milyon varillik bir taban seviyesine sahip ve bunun altında ‘mağaraların yapısal sağlık kısıtlamaları ve pompalama altyapısı daha fazla çekim yapılmasını engelliyor.'”
Newsweek: İran’ın Trump Karşısındaki Zaferi Tamdır
“İran, ABD karşısında üstünlüğü elinde tutarak kendi şartlarını kabul ettirmeye çalışıyor.” Bu analizi yayımlayan Newsweek dergisi şöyle yazıyor: “İran’ın ilk hedefi, nükleer doktrinde bir değişiklik yapılmaması durumunda kendi güvenliğini pekiştirmek amacıyla ABD güçlerinin bölgeden çekilmesidir. Bir sonraki hedef, İran’ın askeri ve sivil altyapısına verilen zararlar için tazminat almaktır. İran’ın üçüncü hedefi, Hürmüz Boğazı’ndaki kozunu pekiştirmektir. Zenginleştirme hakkı ve yaptırımların kaldırılması ise İran’ın son iki hedefidir.”
İran’ın “Trump karşısında tam bir zafer kazandığını” belirten Newsweek, ekliyor: “İran, ABD ve İsrail saldırılarına karşı durarak kendisini sahada galip ilan etmiş ve şimdi bölgedeki güç dengesini değiştirmek üzere beş önemli hedefi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. İran’ın en önemli başarısı, dünya petrolünün yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerindeki tam hakimiyetidir. İran bu hayati su yolunun kontrolünü eline almayı başarmış ve geçen gemilerden harç almak için Umman ile müzakereler yürütmektedir. İran, Basra Körfezi’ndaki ABD askeri üslerine geniş çaplı saldırılar düzenlemiş, bu da söz konusu tesisleri son derece savunmasız hale getirmiş ve bölge dışına taşınması ihtimalini doğurmuştur. İran, ABD güçlerinin bölgeden tamamen çekilmesini talep etmekte ve yaptırımların kaldırılmasını her türlü anlaşmanın ana şartı olarak öne sürmektedir. İran’ın en önemli stratejik başarısı, Orta Doğu’daki güç dengesine ilişkin uzun süredir var olan varsayımları yerle bir etmesidir; Suudi Arabistan ve BAE gibi bölge ülkeleri, ABD’nin güvenlik taahhütlerine ilişkin değerlendirmelerini değiştirmişlerdir.”
Savaşın ABD Ekonomisine ve Trump’ın Popülaritesine Baskısı
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı ve Trump destekçilerinden Mike Johnson şu itirafta bulundu: “İran ile savaş, ABD ekonomik durumunun büyümesi önünde büyük bir engeldir. Kongre’de ekonominin roket gibi fırlaması için tüm ekonomik şartları sağladık ve bu yılın ilk çeyreğinden itibaren bu gerçekleşiyordu, ardından İran ile çatışmaya girdik. Bu, şu anda karşı karşıya olduğumuz büyük bir engeldir.”
Aynı zamanda, ABD ara seçimlerine üç aydan az bir süre kala Financial Times dergisinin araştırma şirketi Focaldata’ya yaptırdığı anket, Amerikalıların %53’ünden fazlasının Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana maddi durumlarının kötüleştiğine inandığını gösteriyor.
Financial Times şöyle yazdı: “Ara seçimler öncesindeki bu memnuniyetsizlik Cumhuriyetçiler için endişe verici olabilir; nitekim seçmenlerin %44’ü Kasım seçimlerinde Demokrat adaylara oy vereceğini söylerken, Cumhuriyetçiler için bu oran %39’dur. Ayrıca Trump’ın Cumhuriyetçiler arasındaki popülaritesi geçen aya göre %8 azaldı.”
Savaş Nedeniyle Trump’ın Popülaritesinde Sürekli Düşüş
Bu arada ABD’de benzin fiyatları Donald Trump hükümeti için en ciddi meydan okumalardan birine dönüştü; anketler Amerikalıların %79’unun yakıt fiyatlarından memnun olmadığını gösteriyor, bu oran önceki hükümetlerle kıyaslandığında emsalsiz olarak değerlendiriliyor.
Yahoo Finance bir raporunda şöyle yazdı: “İran savaşı ve ekonomik sorunlar Trump’ın popülaritesini en düşük seviyeye indirdi ve net onay oranı şu anda eksi %20 seviyesinde. Enflasyon eksi %42,4, ekonomi eksi %29,6 ve ticaret eksi %25,7 ile bu düşüşün üç ana nedenidir. Tüm bu rakamlar aşağı yönlü bir seyir izliyor ve Trump’ın ilk döneminin aksine, ekonomi artık popülaritesine katkı sağlamak yerine ona zarar veriyor. Birçok seçmen Trump’ın enflasyon yönetiminden memnun değil. Destekçileri, yüksek benzin fiyatlarının iki ana nedeni olarak İran’a karşı savaşı ve gümrük vergilerini gösteriyor. Analistlere göre Trump’ın popülaritesindeki düşüş, benzin fiyatları ve İran savaşı ile tam bir uyum gösteriyor.”
Şaşkın ve Çözümden Yoksun Bir Macera
Öte yandan Wall Street Journal gazetesi şöyle bildirdi: “İran savaşı krizi ve pahalılık, ara seçimler öncesinde Trump’ın üzerine gölge düşürdü. Yeni anketler Trump’ın popülaritesinin ciddi şekilde düştüğünü ve Amerikalıların çoğunun onun performansından memnun olmadığını, yaklaşık %59’unun onu onaylamadığını gösteriyor. İran ile savaş krizindeki kilitlenme ve karmaşıklık, yaşam maliyetlerine ve sonu belli olmayan uzun bir savaşa dair endişeler, ara seçimler öncesinde onun konumunu sarsan en önemli faktörlerdir. Analistler bu kez durumun Trump için farklı olduğunu söylüyor; zira her zaman dış savaşları kabul etmediğini iddia eden Trump, şimdi kendisi sonu gelmeyen bir krizin içine girdi ve yüzü artık geçmişteki o emin ve kararlı adam imajını taşımıyor. Geleneksel tabanı bile endişeli, çünkü onu doğru bir çözüm peşinde koşan biri olarak değil, sadece heyecan ve macera arayan şaşkın bir adam olarak görüyorlar.”
Ne Umdu, Ne Buldu?!
Trump’ın savaştaki şaşkınlığı ve çaresizliği ABD’de hakim anlatı haline geldi; nitekim CNN televizyonunun web sitesi şöyle yazdı: “Savaşın üzerinden altı ay geçmesine rağmen Trump yönetimi hedeflerinden geri adım attı. Başkan Yardımcısı JD Vance artık önceliği ‘petrol akışının devamı’ olarak tanımladı. Bu durum, savaş hedeflerine ulaşılamadığını göstermektedir. İran’a karşı savaş altıncı ayına girerken, Trump’ın etrafındaki güvenlik ve siyaset ekibi arasındaki bu savaş üzerine görüş ayrılıkları devam ediyor. Trump yönetiminin İran savaşından çıkıştaki en büyük sorunlarından biri, Donald Trump ve ekibinin sunduğu son derece mutlak hedef listesidir. Bu hedefler arasında İran’ın tamamen teslim olması, rejim değişikliği, İran’ın nükleer silaha ulaşamaması ve Tahran’ın Orta Doğu’da Hizbullah gibi vekil gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi yer alıyordu. Ancak savaş uzadıkça bu hedef listesi çarpıcı bir şekilde değişti.”
Boğulmadan Önceki Son Çırpınış
Eski ABD Deniz Kuvvetleri İstihbarat Subayı Malcolm Nance şunları söyledi: “Trump İran savaşında boğuluyor. Temelde mühimmatımız bitti ve İran bunu biliyor. Diğer savaşı bitirme stratejileri başarısız olurken Trump İran yaptırımlarına geri dönüyor; son saman çöplerine sarılıyor. Trump, İran’ın nükleer hırslarını durduramayan 50 yıllık ekonomik baskının ardından bu savaşı başlattığını söylemeyi seviyor, ancak şimdi başka bir mali baskının savaşı bitirebileceği üzerine bahis oynuyor. İranlılar onun görev süresi dolana kadar bekleyeceklerini söylediler; küresel ekonomik düzeni bozmak ve faturayı Trump’a kesmek gibi kesin bir stratejileri var.”
Trump’ın Üst Üste ve Kesin Yenilgilerinin Belgesi
ABD Kongresi’ne ait saygın yayın organı The Hill analitik bir yazıda şunları kaydetti: “İran, Trump için maliyeti artırmakla meşgul. Tahran’daki yeni atamaların mesajı, İran’ın saldırgan yaklaşımıdır. Tahran’da hiç kimse Washington’ın teslim olmasından daha azına razı değil. Beyaz Saray’ın tonunun ‘askeri saldırıları yeniden başlatma tehdidinden’ muğlak ve izleyici bir tutuma ani dönüşü, kesin zafer kazanıldığına dair tekrarlanan iddiaların çöküşünü gösteriyor. Mevcut yüzleşmeyi bir ‘satranç oyunu’ olarak tanımlamak ve zamanın geçmesinin, enflasyonist baskıların ve parasızlığın rakibi teslim alacağı yönündeki kanıtlanmamış teze dayanmak, Hürmüz Boğazı’nın açılması için verilen önceki son tarihlerin başarısızlığının sorumluluğundan kaçma çabasıdır. Washington’ın bu pasif yaklaşımına İran tarafından derhal ağır darbelerle yanıt verildi; İran Yüksek Milli Güvenlik Konseyi’nin tehditlerin durdurulması, bölgesel müttefiklere yönelik saldırıların kesin olarak sona erdirilmesi, deniz ablukasının kaldırılması ve ABD güçlerinin çekilmesi, iki savaşın tazminatının ödenmesi, yaptırımların tamamen kaldırılması ve dondurulan varlıkların koşulsuz serbest bırakılmasını içeren altı maddelik şartları sunması, seyrüsefer üzerindeki teknik müzakereyi savaşı bitirecek köklü bir siyasi uzlaşıya dönüştürdü. Eş zamanlı olarak, Hürmüz Boğazı’nda BAE’li ADNOC şirketine ait tankerin füzeyle vurulması ve İran Dışişleri Bakanlığı’nın doğrudan müzakereleri yalanlaması, hızlı bir anlaşmaya varılacağı illüzyonunu yıktı.”
İran’ın Saldırgan Düzeninin Net Mesajı
The Hill sözlerine şunları ekledi: “İran’ın güvenlik piramidinin tepesindeki değişiklikler ve Devrim Muhafızları eski Komutanı Muhsin Rızai’nin gelişi, saldırgan bir düzenin net mesajını taşımaktadır. Washington’ın ekonomik baskıların ve zamanın geçmesinin karşı tarafı geri adıma zorlayabileceği yönündeki stratejik bahsi, büyük bir hesap hatasıyla karşılaşmıştır. Temel mesele şu ki, İran’ın mevcut yapısındaki hiçbir yetkili, Washington’ın teslim olmasından daha az şartları kabul etme yetkisine sahip değildir; bu talepler ise Beyaz Saray’ın temelde karşılamaya gücünün veya isteğinin yetmediği taleplerdir. Trump’ın askeri seçenekleri uygulama elinin bağlanması ve ekonomik yıpratma silahının işlevsizliğiyle, ‘bekle ve gör’ olarak bilinen strateji, sanılanın aksine zamanın Washington lehine değil, İran’ın baskı kozlarını artırma yönünde işlediği sonu gelmez bir bataklığa dönüşmüştür.”
Basra Körfezi’nde Özet: İran’ın Boğaz Yönetiminin Kabul Edilmesi
Bu arada Times of India şunları vurguladı: “Hürmüz Boğazı Tahran’ın avucunun içinde ve Basra Körfezi ülkeleri ‘kötü bir anlaşma’ ile daha büyük bir savaş arasında, Hürmüz Boğazı kozunun kontrolünün İran’ın elinde olduğunu kabul etme aşamasına yaklaşıyor.”
Gazete şöyle yazıyor: “Basra Körfezi’ndeki enerji üreticileri, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için İran’ın kontrolünü kabul etmek zorunda oldukları sonucuna her zamankinden daha fazla varıyor. Önerilen plan, bölge hükümetlerinin Tahran’ın denetiminden duyduğu endişeye rağmen, birkaç Körfez ülkesinin tercih ettiği seçenek haline geldi; zira bunun alternatifi ABD-İran yüzleşmesinin tırmanması ve petrol, gaz, elektrik ve su tesislerine yönelik tehdidin artması olabilir. Müzakereler durdu. İran finansal açılım ve ABD ile İsrail savaş gemilerinin boğazdan geçişinin yasaklanmasını isterken, Washington Tahran’a seyrüseferi kısıtlama imkanı verecek her türlü düzenlemeyi reddediyor. Kpler’in tahmini, Hürmüz’den ham petrol ihracatının geçen hafta günlük yaklaşık 2,2 milyon varile gerilediğini gösteriyor; oysa bir ay önce bu rakam yaklaşık 8,5 milyon varildi; savaştan önce ise bu su yolundan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu.
Bölge ülkeleri Hürmüz’e olan bağımlılığı azaltmak için alternatif rotaları aktifleştirdiler, ancak bu seçenekler de muaf kalmadı. 28 Şubat’tan 30 Temmuz’a kadar İran ve Irak’taki hizalanmış milisler, altı Arap Körfez ülkesindeki altyapılara en az 172 saldırı düzenledi ve bunların yaklaşık yarısı enerji tesislerini hedef aldı. Körfez hükümetlerinin endişesi, savaşın yeniden başlamasının enerji altyapısına daha fazla zarar vermesi ve yabancı yatırımları ile turizmi baskı altına almasıdır. Küresel rezervler altı ayda 400 milyon varilden fazla azaldı ve piyasanın arz şokuna karşı güvenlik marjı küçüldü. Tahran da Hürmüz’ün açılmasını şartlı kıldı ve ABD ‘saldırgan eylemleri’ durdurmadıkça ve İran limanlarının ablukasını telafi etmedikçe bu su yolunun açılmayacağını söyledi.”
Uluslararası İlişkiler Tarihinde İbretlik Bir Dosya
Fransız gazeteci ve analist Nicolas Therese şunları söylüyor: “ABD, İran’a karşı savaşı tutarlı bir strateji ve net hedefler olmaksızın başlattı ve Tahran’ın öngörülebilir reaksiyonuna da yeterince hazırlıklı değildi. Washington, 100 milyar dolardan fazla harcayarak sadece hedeflerine ulaşamamakla kalmadı, aynı zamanda Amerikan gücünün meşruiyetini zayıflatarak küresel ekonomi üzerindeki baskı ve savaşın bölgeye yayılması riskiyle karşı karşıya kaldı. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler ve krizin Bâbülmendeb’e sıçrama ihtimali de bu savaşın sonuçlarını bölgesel düzeyin ötesine taşıyıp uluslararası ilişkilerde geniş çaplı bir krize dönüştürebilir. Bu yenilgi, savaş hedeflerindeki muğlaklık ve İran’ın kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi nedeniyle, uluslararası ilişkiler kitaplarında öngörülebilir bir yenilginin klasik bir örneği olarak kayıtlara geçebilir.”
Müttefikler Arasında ABD’ye Karşı Artan Düş Kırıklığı
Washington Post gazetesi de Basra Körfezi bölgesinde ABD’ye yönelik memnuniyetsizlik ve düş kırıklığının artmakta olduğunu bildirdi: “ABD müttefikleri, Donald Trump’ın İran ile barışı sağlamak için gerekli diplomasiyi yürütemeyeceğinden giderek daha fazla endişe duyuyor. Bu husus, üç Körfez yetkilisi tarafından Washington Post’a ifade edildi. Bu yetkililerden biri, ABD ve İsrail’in Şubat ayında İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana öfkenin en yüksek seviyeye ulaştığını belirterek: ‘Trump bu savaşı başlattı ve bedelini biz ödüyoruz’ dedi. Bu ülkelerin bakış açısına göre ABD politikası öngörülemez ve işlevsiz hale geldi. Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn savunma konusunda hâlâ ABD’ye bağımlı, ancak aynı zamanda kendi aralarında daha yakın savunma iş birliği de dahil olmak üzere alternatif seçenekler arıyorlar. Washington’a bağımlılık sürüyor; ancak görünen o ki güven artık kalmadı.”
