toprak bütünlüğüne ve ekonomisine ciddi zararlar verdi. Bunu yalnız başına
yapamazdı. Suriye içindeki işbirlikçileri, gönüllü ajanları, Suriye’nin
geleneksel düşmanı İsrail ve Suriye’nin dost-kardeş bellediği ülkelerin ile
katkılarıyla başarabildi. Şöyle bir argüman kullanılıyor; “Suriye’de demokrasi
yoktu, insan hakları ihlali çoktu. Eşitsizlik ve adaletsizlik diz boyu idi.
Zalim bir rejim var.” “Kürtlere kimlik verilmiyordu.” El-hak doğrudur. Ancak zalime
karşı şeytan ile iş tutmak, iblisten medet ummak, “Esad’ın şerrinden iblislerin
şefaatine sığınmak” bunun üzerine de “zalim ile savaşırken tüm araçlar
mubahtır” demek hele ki bunu dini ayetlere, peygamber hadislerine, mürşitlere
isnat etmek, işte bu zulümlerin en büyüğüdür. “Kürtler Suriye’de kimliksizdi,
vatansızdı, haklardan mahrumdu” iddiaları üzerine kaleme aldığımız 17 Haziran
2015’te yayımlanan, “Suriye Kürtleri Kimlik Bile Alamazdı Koca Bir Yalan”
yazımızı okuyabilirsiniz.
Müzakere, uzlaşma, taktik, dengelere oynama, kuvvetleri
birbirlerine karşı kullanma, bir adım ileri iki adım geri stratejisi uygulama
hepsi olabilir ama halkların düşmanı, âlemdeki tüm illetlerin, adaletsizliğin,
zulmün ve harabın sorumlularının ekmeğini yiyerek, silahını kuşanarak, parasını
tüketerek, askeri, ajanı, raportörü, memuru olarak onun kucağında ve onun
teknesinde devrim, bağımsızlık mücadelesi, hürriyet, halkların demokrasisi
olmamıştır. Ama bunları kabul edenlerin ve süslü propagandalarla aldatanların
ihaneti ve tarihin tozlu raflarındaki yerleri sabittir. Suriye’de, yabancı
devletlerden aldıkları askeri eğitim, lojistik destek, milyarlarca dolar, her
türlü silah, medya desteği, uydu istihbarat ve uluslararası propagandaya rağmen
muhalefetin neden başaramadığını 4 Mart 2018’de yayımladığımız, “Suriye
Muhalefeti Neden Kaybetti?” yazımızda detaylı okuyabilirsiniz.
SURİYE KALKANINA ÇARPTILAR
Doğrudur; ABD, İsrail ve açık-gizli dostları, Büyük
Orta-Doğu Projesi, Suriye kalkanına fena çarptı. Ancak bu uluslararası terör
saldırısı Suriye’nin siyasi birliği, toprak bütünlüğü, güvenliği ve ekonomik
sistemine önemli zararlar verdi. ABD, ülkeyi askeri üslerle doldurdu.
PKK/YPG’den bir kara gücü oluşturdu. Suriye’nin kuzeyi ve doğusunda rahat
olmasa da cirit atıyor. Eski ABD Başkanı Trump’ın ifadesiyle ABD tarafından
sevk ve idare edilen IŞİD’e karşı, Esad nizamına karşı, bunların ABD, AB ve
İsrail çıkarlarına karşı oluşturdukları tehdit ve tehlikeye karşı koruyucu
kalkan görevi yapıyorlar propagandasıyla meşruiyet kazandırma çabalarına hız
veriyor. Müttefik devletlerden, sermaye gruplarından PKK/YPG denetimindeki
bölgelere yatırım ve ticaret yapmaları karşılığında teşvik ve muafiyet vaat
ediyor. Emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele edenleri “Kürt halkının
düşmanları faşist ulusalcılar” diye yaftalarken, insani değerlere zırnık kıymet
vermeyen ABD ve İsrail Emperyalist-Siyonist projelerinde görevli olmaktan
mahcubiyet duymuyor.
ABD OLMADAN PKK’NIN YAŞAMA ŞANSI SIFIR
Kürt halkına demokrasi, özgürlük, huzur, refah, dil, din
hürriyeti, kadın hakları, halkların kardeşliğini vaat eden toplumsal
sözleşmeler (anayasa) vaat ediyor. Efendilerinden aldıkları cüretle Suriye’nin
kuzey ve doğusunda kanton idareler inşa ediyor. Belediye seçimleri yapıyor.
Haseke Vilayetine bağlı Kamışlı’yı başkent ilan ediyor. Kürtlere, Araplara,
Süryanilere, Ermenilere, Çerkezlere diye başlayan açıklamalarla cehennem
zebanileri idaresinde halklara cennet propagandası yapıyor. Petrolünü, doğalgazını,
buğday ambarını, suyunu, barajlarını ABD ile birlikte talan ettiği Suriye’de,
Irak misali, Kürt halkına bir gelecek inşa edebileceğini düşünüyor. Tarih
cahili olanlara anlatmak zordur. İbret alacak kabiliyetleri de yoktur. ABD
olmadan PKK/YPG’nin yaşama şansı sıfırın altındadır. ABD olsa da sahada hâsıl
olacak Türkiye, İran, Irak ve Suriye iş ve güç birliği sayesinde hiçbir etnik
veya dinci bölücü proje hayat hakkı bulamaz. ABD bölgede barınamaz.
VATAN NEDİR?
Vatan, han değil, üstünde yaşayanların izzet-i şerefi,
kalbin dergâhıdır, paldır küldür girilmez. Bayrak, keyfince dikilen bir kumaş
parçası değil, müstevli devletlerin mahfillerinde tanzim edilen bir çaput
değil, varlığına kastedenlere, vatanına göz dikenlere, müstevli postallarına,
istilacıya, talancıya, müstevli ve mütekebbire karşı verilen mücadelenin,
dökülen kanların ve evlatlara bırakılan hürriyetin, bağımsızlığın, egemenlik ve
onurun sembolüdür. Anayasa, kâğıt üzerinde bir mürekkep değil, rakı –şarap
masalarında hazırlanan, mahfil ve locaların bir masa etrafına topladıkları
örgüt mensuplarına dikte edilen bir kitapçık, ithal edilen bir ticari mal
değil, alın teriyle, mücadeleyle, kavgayla, savaşla kazanılmış bir toplumsal
sözleşmedir.
Bu toplumsal sözleşmeyi başka bir toplum diğer toplumlara
dikte edemez. Ederse o toplum sadece müstevlinin esiri olur, efendisinin
kimliğini intihal eder. Bunu tarihte kabul eden topluluklar olmuştur. Halen
kabul etmeye hazır olanlar vardır. Hiçte rahatsızlık duymazlar. O vakit başka
toplumların manevi-maddi çıkarlarını, birikimlerini, özlemlerini, tarihini,
coğrafyasını, maliyesini, ekonomisini, siyasetini, güvenliğini, karakter ve
kimliğini alır. Kendisi olmaktan çıkar ucube olur. Ancak, tarihin derinliklerine
kök salmış olanlar, ilim, irfan, üretim ve ticaret medeniyetleri kurmuş, yeni
medeniyetlere emsal teşkil etmiş milletler bu zillet elbisesini giyemezler.
Yıkılmış, parçalanmış, ihanete uğramış, harap-bitap düşmüş
ve hatta medeniyet dışına itilmiş zamanlar yaşamış olabilir. Bu durumlar onun
tarih bilincini, medeniyet genetik kodlarını yok edemez. İlk fırsatta
küllerinden yeniden doğar. Kendi iradesiyle yasalarını yazar, toplumsal
sözleşmeler yapar.
Toplumlar birbirlerinden etkilenir, faydalanır, öğrenir
hatta benimser. Pozitif değerlerdir bunlar. Daha medeni ve insanı yaşatan,
devleti güçlü kılan, milletin huzur ve refahını yükselten emsal teşkil eder.
İyinin, daha iyinin diğer her şeyin üstündeki gücüdür bu. En barbar, en çağdışı
ve en zalim devletler bile toplumsal sözleşmelerinde size cennet vaat eder.
Burada Anadolu deyimi devreye girer; Önce lafa bakarım laf mı diye sonra lafı
söyleyene bakarım adam mı diye. İşte tam burada zurnanın zırt dediği delikteyiz.
O TARİHTEN SONRA LÜBNAN İFLAH OLMADI
Emperyalizm, Siyonizm ve işbirlikçi hükümetlere karşı hak,
hukuk, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesinde Kürtler, ecdadı kabul ettiği
Selahaddin Eyyubi, Suriye milli bağımsızlık mücadelesinin devrimci kahramanı
İbrahim Hanano gibi olsunlar. Fransa’nın, İngiltere’nin, ABD’nin sunduğu
anayasaların Hindistan’ı, Lübnan’ı, Kıbrıs’ı, Irak’ı, Afrika’yı, Amerika
kıtasını ne hale getirdiğini görsünler. PKK/YPG’nin bugün Kürt halkı ve iştirak
eden halklara sunduğu anayasa ve kantonlar Lübnan’da 1926’da kabul edildi.
Toplum, on etnik grup, on din, on mezhep olarak taksim edildi. Makamlar bu
taksime uygun dağıtıldı. O tarihten sonra Lübnan iflah olmadı. Bugün ise Lübnan
o çok özgürlükçü Fransız ürünü anayasa altında tarihin en karanlık dönemini
yaşıyor. Irak’ı Lübnanlaştırdılar. Suriye’yi Iraklaştırmak ve Lübnanlaştırmak
için canhıraş çalışıyorlar. Türkiye muaf değil. Şimdilik Türkiye’yi kaybetmemek
için Ankara’ya Y-Osmanlı veya Büyük Türkiye anayasası öneriyorlar.
“Irak ve Suriye Kürdistanı’nı Türkiye’ye bağlarız, buranın
zenginlikleri Türkiye’ye akar, Türkiye büyür, bölünmekten de kurtulur”, aşina
olduğumuz ikna turları yeniden ısıtılacak. Bundan medet umanlar var. Suriye ile
normalleşme ve işbirliğinin ABD, İsrail ve PKK/YPG için ne derece tehlikeli
olduğunu Washington ve Tel Aviv iyi biliyor. Külliye de biliyor. Ama bu
işbirliği sayesinde Türkiye, Suriye ve tüm bölge yararına stratejik bir menfaat
elde etmek yerine, Ankara’da halen ABD, AB ve İngiltere’den nasıl faydalanırım
hesabında olanların düdüğü ötüyor.
aydınlık
